(818 S. K. m. 213) (743 S. K. m. 642) (2644 S. K. m. 26)
Dava: Taraflar arasındaki "cebri tescil-tahliye" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Yalova Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 13.10.1995 gün ve 1993/966 E., 1995/735 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 1.7.1996 gün ve 1996/2254-4716 sayılı ilamı ile; (...Davacı Talat satış vaadi sözleşmesi uyarınca cebri tescil istemiştir. Davalılar satış vaadi sözleşmesinin borcun teminatı olarak düzenlendiğini, gerçekte satış vaadi sözleşmesi olmadığını savunmuşlardır. Mahkeme, bozmalara uymuş ve davanın kabulüne karar vermiştir. Talat ile Ünal arasında 3.9.1984 tarihinde satış vaadi sözleşmesi düzenlenmiştir. Bu satış vaadi sözleşmesinde Ünal kendisine asaleten küçük çocukları Timur ve Tolga'ya velayeten hisselerinin davacıya satışını vaat etmiş, 14.9.1984 tarihli ayrı bir sözleşme ile Ünal'ın oğlu olan ve sözleşme tarihinde reşit bulunan Tuncer de 182/2400 payını davacıya satmayı taahhüt etmiştir. Gerek Ünal adına asaleten Timur ve Tolga'ya velayeten, gerekse Tuncer bu sözleşmelerin alınan borç paranın teminatını teşkil etmek üzere düzenlendiğini savundukları görülmüştür. Olayı izah ederken Tuncer, Timur ve Tolga'nın babası olan Ünal'ın muhtelif kişilerden almış olduğu borca karşılık onlara çek verirken, alacaklılarının kendilerini teminat altına almak amacıyla Ünal'ın ortağı olan Talat isimli ve bölgede varlıklı olarak tanınan kişinin de çekleri imzalamasını talep etmişler, Talat da bu çekleri teminat kabilinden kendisi de imzalamış ve üçüncü şahıslara karşı Ünal ile birlikte borç altına girmiştir. İşte dosyanın içindeki delillerden bu yapılan iktisadi yardımın teminatını teşkil etmek üzere 3.9.1984 ve 14.9.1984 tarihlerinde düzenlenen iki satış vaadi sözleşmesi ile Ünal, Timur, Tolga ve Tuncer'in paylarının rezerv teminat olarak tutulduğu kanısına varılmıştır. Dosyadaki delillerden Talat'ın her ne kadar Ünal'ın çeklerini kefil olarak kendisinin de imza ettiğini ileri sürmüşse de bu yapılan teminat işleminin de teminatını teşkil etmek üzere satış vaadi düzenlendiği olaylara uygun düşmektedir. Zira; Ali isimli tanık Ünal'ın satışa çıkardığı hisseleri almak istediğini, taşınmazın diğer hissedarı Talat'a müracaat ettiğini, onun da hisselerini alarak taşınmazın tamamına sahip olmayı arzu ettiğini, Talat'ın kendi hissesini satmayacağını söylediğini, Ünal ve çocuklarının hisselerini de satış vaadi sözleşmesi ile aldığını, böylece T. soyadlı kişilerin taşınmazda paylarının kalmadığını söylediği görülmüştür. Gerçi davacı tanıklarının beyanlarından gerçekte bir satış vaadi söz konusu olduğu yolunda deyişler var ise de çekler üzerindeki imzaların Talat'a ait olduğu bellidir. Adli Tıp araştırması ile bu husus sabit olduğu gibi Talat'ın kabulü de vardır. Yalnız üçüncü kişilerin bile alacak borç münasebetinde itimat etmediği Ünal'a kendi imzası ile çeklerde kefil olarak yardımda bulunan Talat'ın bu işlevini teminat altına almak için satış vaadi sözleşmesinin düzenlendiği yönü dosyadaki duruma göre baskındır. Ünal'ın iktisadi durumunun kötü olduğu bellidir. Bu gayrimenkulü satış vaadi ile satarak aldığı para ile alacaklılarına ödeme yapıp borçtan kurtulmak için satış vaadi sözleşmesi düzenlenebilir ise de çeklere imza koyarak ona itimat gösteren talat'ın ileride yukarıda izah edildiği üzere, bir savunma ile karşılaşılabileceğini düşünerek hareket etmesi gerekirken, bunda ihmal göstermesi aleyhine bir davranış olarak görülmüştür. Bu sebeple, davanın reddine karar vermek gerekirken, kabul kararı verilmesi doğru görülmediğinden, hükmün bozulmasına karar verilmiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davalılar vekili.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibarıyla HUMK'nun 2494 sayılı yasa ile değişik 438/II. fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 22.10.1997 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy