(3402 S. K. m. 14, 15/2) (3194 S. K. m. 18)
Taraflar arasındaki Tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Uşak 2.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 4.12.1997 gün ve 1994/661 E. 1997/1240 K. sayılı kararın incelenmesi davacı tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 26.6.1998 gün ve 1998/2665 E. 1998/7455 K. sayılı ilamı;
(... Davacı, satın alma ve zilyetliğe dayanarak davalı adına paylı olarak kayıtlı bulunan 53 parsel numaralı taşınmazdan 120 metrekare yüzölçümlü bölümün iptal ve tescilini istemiştir. Davanın kabulü üzerine Dairece yapılan inceleme sonunda; taşınmazın ifrazı mümkün ise talebe uygun olarak zeminde 120 metrekarelik bölümün belirlenerek kısmen iptal ve tescile karar verilmesi düşüncesi ile hüküm bozulmuştur. Bozma sonrası mahkemece yapılan araştırmada, Belediye Başkanlığınca taşınmazın imar planı dışında kaldığı, ancak Yasa'ya göre, bölünemeyeceğinin bildirilmesi üzerine davanın reddine karar verilmiştir. Taşınmaz davalı Hamide üzerinde paylı olarak kayıtlı bulunduğuna ve İmar Yasa'sı uyarınca ifrazı mümkün olmayacağı bildirildiğine ve taşınmazın 120 metrekarelik bölümünün davalı tarafından davacıya satıldığı da toplanan delillerle sabit olduğuna göre, taşınmazın tamamının yüzölçümü olan 628 pay hesabıyla davalıya ait olan 508 paydan 120'sinin yani 508/628 payın 120/628 iptali ve tesciline karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmiş olması isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacı, 11.1.1998'de açtığı bu dava ile Uşak Aybey Mahallesinde 1145 ada 53 parsel numaralı taşınmaz malda 120m2 lik bölümü 12.10.1989 tarihli adi senetle, malik davalıdan, ev yapmak amacıyla satın aldığını; ev yaptığını; 1992 yılında yapılan kadastro tesbiti sırasında taşınmaz malın davacı adına tesbit ve tescil edildiğini ileriye sürüp bu bölümün tapusunun iptali ile adına müstakil olarak tescilini istemiştir.
Mahkemenin 120/628 payın davalı adına olan tapusunun iptali ile davacı adına tescili yönündeki kararı davalının temyizi üzerine, Yüksek Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 3.5.1994 gününde bozulmuş, mahkemece bozma kararına uyularak yapılan tahkikatta, dava konusu taşınmaz malın, imar planı dışında olduğu, 120 m2.lik bölümün ifrazının mümkün olmadığı anlaşılmıştır.
1- Yüksek Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda tartışılan konu İmar Kanununun 18. maddesinin son fıkrasında yer alan veraset yolu ile intikal eden, bu kanun hükümlerine göre şuyulandırılan, Kat Mülkiyeti Kanunu uygulaması, tarım ve hayvancılık, turizm, sanayi ve depolama amacı ile yapılan hisselendirmeler ile cebri icra yolu ile satılanlar hariç,imar planı olmayan yerlerde her türlü yapılaşma amacıyla arsa ve parselleri hisselere ayırarak özel parselasyon planları, satış vaadi sözleşmeleri yapılamaz. Hükmünün bu davada uygulama alanı bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Her şeyden önce açıklamak gerekir ki, bu hükmün amacı şehirlerimizin etrafında imar planı dışında çarpık yapılaşmayı önlemektir.
Öte yandan Kadastro Kanununun 14. maddesinde tapu sicilinde kayıtlı olmayan taşınmaz mallardan kanunda taşınmaz mallardan kanunda gösterilen miktar ve vasıflar kapsamında olanların zilyetleri adına tesciline imkan tanımış, aynı kanunun 15/2. maddesinde taşınmaz mal tapuda kayıtlı olsun veya olmasın onun ayrılması mümkün veya belirli bir payının, bu kanunda zilyet lehine kabul edilen sebeplerle iktisabı caizdir hükmüne yer verilmiştir. Davada önemli nokta Kadastro Kanununun 14 ve 15/2. maddesi hükümleri ile İmar Kanununun yukarıda yer alan 18/son maddesi hükümlerinin ne ölçüde bağdaştırılması gerektiğidir.
İmar Kanununun 18/son maddesinde yer alan hükmün mevzuları arasında taşınmaz malın tapulu veya tapusuz oluşu bakımından bir ayırım yapılmamış, aksine Tapulama Kanunun 15/2. maddesinde taşınmaz malın ayrılması mümkün bir kısmının veya belirli bir payının zilyetliğinin temliki geçerli kabul edilmiştir. Şu hal ve İmar Kanunu 18/son maddesi hükmünün vazı amacı gözetildiğinde, tapusuz taşınmazların da bu hüküm kapsamında olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Bu sebeplerle sayın çoğunluğun tapusuz taşınmazlara İmar Kanununun 18/son maddesi hükmünün uygulanmayacağı yönündeki görüşüne katılmıyorum.
Dava dilekçesi, tapulama tutanağındaki yazılar, şahit beyanları ve diğer delillerle davacının yapı yapmak amacı ile dava konusu yeri aldığı ve diğer başka kişilerinde aynı amaçla hareket ettikleri ve yapı yaptıkları anlaşılmaktadır. İmar Kanununun 18/son maddesi uyarınca yasak amaçlı bu alım geçerli kabul edilemez, davanın reddi doğrudur.
2- Yüksek Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda, 8. Hukuk Dairesinin bozma kararı içeriğine göre davacı yararına usulü kazanılmış hak oluşup oluşmadığı da tartışılmıştır.
8. Hukuk Dairesinin bozduğu 4.5.1993 tarihli 22- 222 sayılı kararda davacının isteği dışına çıkılarak, HUMK.74. maddesine aykırı biçimde davalıya ait paydan 120/628. inin iptali ile davacı adına tescil edildiği de gözetilip davalının temyizi üzerine öncelikle kadastro tutanağı ve dayanakları getirtilerek taşınmazın tesbit nedeninin araştırılması gerekir. Ayrıca davacı, davalıya ait taşınmazın sınırlarını gösterdiği 120 m2 lik bir bölümünü satın aldığını ileri sürmüştür... tanıklarının... taşınmaz başında dinlenilerek, taşınmazın yer göstermek suretiyle hangi bölümünün satışa konu olduğu hususunda bilgilerine başvurulması, satılan bölüm belirlendikten sonra, ifrazının, mümkün olup olmadığı Belediye Başkanlığından sorulması, ifrazı mümkün olması halinde satışa konu olan kısma ait tapu kaydının iptal edilerek tesciline karar verilmesi gerekirken biçiminde gerekçe ile bozulmuştur.
Görüldüğü gibi, bozma her şeyden önce tahkikata yöneliktir. İfrazın mümkün olmaması halinde bozulan kararda yer aldığı üzere, davacıya pay verilmesi gerektiğine dair bir açıklama yoktur. Aksine davacıya pay verilmesine dair karar doğru bulunmayıp bozulduğuna göre davacı yararına değil davalı yararına usulü kazanılmış hak oluşmuştur.
3- Karar HUMK.74. maddesinde yer alan ... hakim iki tarafın iddia müdafaalarıyla mukayyet olup ondan fazlasına veya başka bir şeye hüküm veremez. Tahakkuk edecek hale göre talepten noksan ile hüküm caizdir kuralına da aykırıdır. M.K. nun 623-626/b maddelerinde düzenlenen müşterek mülkiyet, tam mülkiyetten tamamen başka bir şeydir. Hatta bu mülkiyet taşınmazın tamamında ve davacıya satıldığı iddia olunan bölüm dışında kalan bölümün üzerinde bulunan muhdesatta da davacıyı malik durumuna getireceğinden, böyle bir pay tescili, bağımsız bir bölümün ifraz ile davacının adına tescilinden daha çok da kabul edilebilir.
Açıklanan sebeplerle mahkemenin davanın reddine dair kararı doğrudur. Onanması gerektiği kanısındayım.
KARŞI OY YAZISI
3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18. maddesinin son fıkrası veraset yolu ile intikal eden, bu Kanun hükümlerine göre şuyulandırılan, Kat Mülkiyeti Kanunu uygulaması, tarım ve hayvancılık, turizm, sanayi ve depolama amacı için yapılan hisselendirmeler ile cebri icra yolu ile satılanlar hariç imar planı olmayan yerlerde her türlü yapılaşma amacıyla arsa ve parselleri hisselere ayıracak özel parselasyon planları, satış vaadi sözleşmeleri yapılamaz hükmünü amirdir. Kamu düzeniyle ilgili bu kural imar planı olmayan yerlerde çarpık yapılaşmayı önleme amacına yöneliktir. Bu nedenle somut olayda, bu husus üzerinde durularak ve taşınmaz çarpık yapılaşmaya yönelik olarak satışa konu edilmiş ise davanın reddine karar verilmek, bu hususun söz konusu olmaması halinde ise ifraz mümkün görülmediğinden çoğun içinde azda vardır ilkesi uyarınca - tahvil kuralına göre pay verilmek suretiyle davanın kabulüne karar verilmek gerekir.
Bu nedenledir ki, yerel mahkeme hükmünün, Daire kararına bu gerekçe de eklenmek suretiyle bozulması gerektiği görüşündeyim. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy