(2004 S. K. m. 140) (743 S. K.m. 853, 857)
Dava: Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Gönen İcra Tetkik Mercii'nce davanın kabulüne dair verilen 13.3.1995 gün ve 1994/91 E. 1995/12 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 30.1.1996 gün ve 1995/10686 E. 1996/756 K. sayılı ilamı ile; (Davacı vekili, müvekkilinin borçlu L. N.hakkında takibe geçerek borçluya ait aracı borçlunun elinde haczedip muhafaza altına aldığını, aracın satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde satış bedelinin davalı bankaya ayrıldığını, bankanın yaptığı rehin işleminin geçersiz olduğunu, menkul rehin hükümlerine tabi aracın zilyetliği alacaklıya devredilmeden yapılan rehin sözleşmesinin geçerli kabul edilmeyeceğini ileri sürerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili banka ile satışa konu aracın maliki arasında taşıt kredisi rehin sözleşmesi imzalandığını ve rehin hakkının aracın trafik siciline tescil edildiğini, borçlunun kredi taksitlerinin zamanında ödenmemesi üzerine takibe geçildiğini, rehinli malın rehin sözleşmesinin tesisi ile birlikte yediemin olarak B.N. ye teslim edildiğini, bu teslimin zilyetliğin devri anlamına gelmeyeceğini, üçüncü şahsın yedieminlik görevini kötüye kullanarak merhunu borçluya teslim etmesinin rehni geçersiz kılmayacağını belirterek, şikayetin reddini istemiştir.
Mercii Hakimliği'nce iddia, savunma ve toplanan delillere göre davalı banka alacağının borçluya verilen krediden doğduğu, yediemin B. N..nin kredi sözleşmesinin kefîli olması nedeniyle bankanın önceden borçlu L. N. nin araç üzerindeki zilyetliğini devam ettireceğini bildiği veya bilmesi gerektiği, araç borçluda bulunduğu sürece bankanın rehin hakkının bir hükmü olmadığı gerekçesiyle satış bedelinin, davacı tarafa ödenecek şekilde yeniden, sıra cetveli düzenlenmesi için sıra cetvelinin iptaline karar verilmiştir.
Satışa ve bedeli paylaşıma konu araç için davalı banka lehine 356.496.000 TL. bedel üzerinden rehin tesis edilerek rehinli aracın yediemin olarak B. N. ye teslim edildiğine ilişkin, yediemin sözleşmesi düzenlenmiştir. B. N. taşıt kredisi sözleşmesinin borçlusu değil, kefili bulunduğundan yedieminin üçüncü şahıs olduğunun kabulü gerekir. Rehin sözleşmesinin düzenlenmesi ve merhunun üçüncü şahıs yediemine teslimi ile (MK'nun md. 853) rehin sözleşmesi kurulmuş olur. Bedeli paylaşıma konu aracın rehin sözleşmesi düzenlendikten sonra üçüncü kişiye değil de, borçluya teslim edildiğine dair dosyada delil bulunmadığından, rehin sözleşmesi geçerli kabul edilmektedir. Olayda MK'nun 857. maddesinin uygulanmasını gerektiren bir durum da söz konusu olmadığından satış bedeli öncelikle rehinli alacaklıya ödenecek şekilde düzenlenen sıra cetveli doğrudur. Mercii Hakimliği'nce şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle şikayetin kabulü isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Davada uyuşmazlık, menkul rehninden kaynaklanmaktadır.
Türk Hukuk Sistemi içinde Menkul Rehni, gerek Medenî Yasamızda ve gerekse diğer kanun ve tüzüklerde pozitif bir düzenlemeye tabi kılınmıştır. Bunun yanı sıra doktrinde kabul edilen değişik rehin çeşitleri de bulunmaktadır. O halde menkul rehninin kavram ve hukukî mahiyetini; uyuşmazlık konusu somut olayda sınırlı olarak açıklamak gerekirse; MENKUL REHNİ, bir alacağı temine yarayan, başkasına ait mal veya hak üzerinde müesses mahdud ayni hak olup, alacaklıya boçludan alacağını almaması halinde rehnedilenin (merhunun) satış bedelinden alacağını tahsil yetkisini verir.
Bu tanıma göre, alacaklı, yalnız satış bedelinden alacağını alma hakkına sahip olmakla beraber rehin hakkı tesisine rağmen, alacağın tamamı rehnin bedeli ile karşılanamadığı durumda borçlu tüm malvarlığı ile borçtan kişisel olarak sorumludur.
İstisnası dışında kural olarak rehin, rehin alanın zilyetliğinde olup, menkul rehni hakkı tam bir fer'ilik arzeder. Hak düşünce, rehin hakkı da düşmüş olur.
Medeni Yasamızın 853. maddesi, rehin akdinin kurulmasını düzenlemekle birlikte esas prensibini de açıklamıştır. Menkul rehni hukukunun esas prensibi, aleniliktir. Bu ayni hakkın varlığı, dışarıya karşı görünüş şekli temelde zilyetliktir. Zilyetliğe bağlı rehin hakkına teslimi meşrut (teslim şartlı) menkul rehni denir ve mutad olan çeşidi de budur.
Menkul rehninin tesisi için yasa herhangi bir şekil şartı (alacak üzerine rehin hakkı hariç) öngörmemiştir. Menkul rehnini düzenleyen M.Y. m. 853/1. Kanunen muayyen istisnalar haricinde bir menkul ancak teslimi meşrut şekilde rehin edilebilir demekle, rehin hakkının ancak rehin verilenin rehin alana zilyetliğin geçirilmesi suretiyle kurulabileceğini hükme bağlamış ve son fıkrasında, rehin merhunu fiilen ve hasren kendi yedinde bulundurdukça, mürtehin için rehin hakkı sabit olmaz hükmü ile de, teslim şartlı menkul rehni ilkesi benimsenmiştir.
Şurasını hemen belirtelim ki; rehnin tesliminden münhasıran alacaklıya teslimi manası çıkarılmamalıdır. Rehin zilyetliği teslimle kurulabileceği gibi teslimsiz de kurulabilmektedir (M.Y. 890-892).
Az önce açıklandığı gibi, teslim şartlı rehnin doğması için kaide olarak merhunun (rehnedilenin) bir tasarruf muamelesi ile rehin alana teslimi gerekmektedir. Fakat, teslim olayı maddi manada eşyanın tesliminden başka şekillerde de geçirilebilmekte ve bu hallerde rehin alan rehni fiilen teslim almadığı halde yine rehin zilyedi olabilmektedir. Önemli olan rehin verenin rehinden uzak bulundurulmasıdır. O halde, merhun (rehin), mürtehinde (rehin alanda) veya onun adına rehin zilyetliğini kullanan üçüncü bir şahısta bulunabilir. Işte rehin hakkının, rehin teslim edilmeden doğması bir istisna oluşturmakta ve hukuken rehin hakkının tesisi için yeterli bulunmaktadır. Aynı görüşte (Bakınız, Dr. E.C. Türk Menkul Rehni, 1967 sh. 90 ve devamı - Dr. - B.D. Rehin Hukuku Dersleri - 1967 sh. 78 ve devam).
Bunlardan biri de, rehin verilenin zilyetliğinin temsil yolu ile nakledilmesidir. Teslim şartlı menkul rehninin pratik hayatın ihtiyaçlarına gerekli şekilde cevap vermediği bir gerçektir. O nedenle, zilyetliğin temsil yolu ile nakledilebileceğini kabul zorunluluğu vardır. Nitekim, M.Y. m. 891 Gaipler arasındaki zilyetliğin nakli, bir şeyin iktisap edene veya mümessiline teslimi ile tamam olur hükmü zilyetliğin temsil yolu ile intikalinin kanunen mümkün olduğunu vurgulamıştır.
Bir de, üçüncü şahsın mümessil olarak değil, fakat alacaklının mutemedi olarak rehin edileni elinde bulundurması hali vardır. Mutemet (yediemin) dediğimiz bu şahsa rehin muhafaza için verilir. Görevi, nesneyi rehin verenin müdahalesinden uzak tutmak, fiili hakimiyetinden çıkarmaktır. Aynı zamanda rehni alacaklıya izafeten rehin zilyedi sıfatıyla elinde bulundurmaktadır. Bu kişi alacaklı veya rehin veren tarafından tayin edilebilir. Bu şekilde rehin yedieminin hukuki ve cezai sorumluluğuna bırakılmıştır.
İşte bu halde, alacaklının rehin hakkı sükut etmez. Zira, alacaklı dolayısıyla, üçüncü kişi doğrudan doğruya merhuna zilyet bulunmaktadır (Bakınız, Dr. E.C. - Türk Menkul Rehni Hukuku - 1967/Ank. sh. 111 - Prof.Dr. B.K., Prof.Dr. S.K. - Sınırlı Ayni Haklar - 1982-198/İst. sh. 486).
Üçüncü kişiye teslim suretiyle rehnin tesisi uygulamada, bankadan alınacak kredilerle kendini daha çok göstermektedir. Bankalar açtığı krediler için teminat teşkil eden emtiayı güvenilir bir üçüncü kişiye teslim ile emtia karşılığı kredi uygulamasını yaygın bir biçimde sürdürmektedir. Böyle bir durumda kredi açan bankanın, güvenilir kişiden (yediemin) malı teslim aldığına, banka adına muhafaza edeceğine ve bankanın izni olmaksızın kimseye teslim etmeyeceğine ilişkin bir taahhütname aldığı görülmektedir.
Yaygın olan bu uygulama rehin hakkının doğumu için yeterli görülmekte ve bilinmektedir (Bakınız Prof. E.Ö., Bankacılık Yönünden Medeni Hukuk Kuralları 1978 sh. 413).
Somut olayımızda, rehin alacaklısı banka, yediemin senedi ile menkulü (otomobili) kredi kefili ve yediemin (mutemet kişi) olarak asıl borçlu dışında 3. kişi B..'e teslim etmiş olmakla rehin sözleşmesinin, yukarıda anlatılan kurallar karşısında oluşmuş bulunduğunun kabulü gerekir. Mahkemenin rehin sözleşmesinin oluşmadığına dair düşüncesi yerinde değildir.
Bu durumda açıklanması gereken bir husus da yukarıda belirtilen biçimde kurulan rehin sözleşmesi, aracın (otomobilin) yediemin tarafından borçluya teslimi ile sükut etmiş sayılıp sayılamayacağıdır. Özel Daire ile mahkeme arasındaki ikinci uyuşmazlık da bu noktadadır.
Medeni Yasanın 857. maddesi, rehin hakkının vazgeçme, rehnin yok olması, sürenin dolması, cebri satış, alacaklı ve malik sıfatının birleşmesi gibi diğer sükut sebepleri dışında zilyetliğin zayi edilmesi halinde rehin hakkının sükutunu düzenlemiştir. Anılan madde hükmüne göre, rehin alacaklısı rehin üzerindeki zilyetliğini ve üçüncü kişiden geri isteme hakkını yitirdiği, diğer bir anlatımla rehinli alacaklının nesneyi açık iradesi ile kesin olarak geri vermesi veya bir başka kişinin rehin üzerinde iyi niyetli müktesip olması (M.Y. md. 901-903), durumunda rehin hakkı sükut eder. Mürtehinin rehin (alacaklısının) zilyetlik (M.Y. m. 895) zilyetliğe haklılık davası (M.Y. m. 902) açma hakkı mevcut oldukça ve zilyetliğin isteği dışında elinden çıkmış olması gibi hallerde rehin hakkı sükut etmez. 857. maddenin 2. fıkrası ise rehin hükümlerinin askıda kalma halini düzenlemiştir. Bu fıkra rehin, mürtehinin rızasıyla merhun üzerinde fiilen yedini idame ettikçe, rehnin hükümleri muallak kalır hükmünü koymuştur. Burada rehnin zilyetliği yitirilmiş olmasına rağmen rehin sona ermemekte, askıya alınmaktadır. Başka bir anlatımla, rehnin (nesnenin) zilyetliği eylemli biçimde ve alacaklının rızası ile geçici olarak rehin verene geçmesi yasanın aradığı koşuldur.
Yukarıda açıklanan yasal olgular karşısında olaya baktığımızda, rehnin alacaklı adına üçüncü şahsa (mutemet-yediemin) teslimi, rehin sözleşmesinin oluşumuna, dolayısıyla M.Y.'nun 853. maddesine aykırı değildir. Bu şekilde teessüs etmiş rehin sözleşmesinin, yediemin tarafından aracın anahtarı ve aracın borçluya teslimi ile rehin hakkının sükut ettiği, ortadan kalktığı kabul edilemez. Yediemin sözleşmesinin borçlunun yakını ile yapılmış olması, peşinen alacaklının aracın borçluya teslimine açıkça rıza göstermiş olduğunun da kabulü mümkün değildir. Rehnin borçluya teslim edileceği ancak bir varsayımdır. Bütün yediemin sözleşmelerinde bu ihtimali düşünmek olasıdır. Ne var ki, yedieminin teslim keyfiyeti alacaklı bankanın açık rızası dışındadır. O nedenle M.Y. m. 857. maddesi koşullarının somut olayda gerçekleştiğini kabul etmek mümkün değildir.
Hal böyle olunca, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına bu nedenlerle uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. O halde direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı banka vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy