(818 S. K. m. 28, 511)
Dava: Taraflar arasındaki "tapu iptali, tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bucak Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 5.4.1996 gün ve 1995/155 E. 1996/126 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 15.10.1996 gün ve 1996/9179-11540 sayılı ilamı: (...Hile, genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevketmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak, veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hatada yanılma hilede yanıltma söz konusudur. B.K.nun 28/1. maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse hata esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable Şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.
Öte yandan, hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Hilenin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
Somut olaya gelince; 17.10.1994 tarihinde tapu idaresinde yapılan resmi sözleşmenin mütemmimi olan tarihsiz adi sözleşmeyle davalı taraf davacının ölünceye kadar bakımını üstlenmiştir. Nitekim, dinlenen tanıklar da bu olguyu doğrulamışlardır.
O halde, tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, davalının davacıyı ölünceye kadar bakım vaad edip, hileye düşürmek suretiyle taşınmazın satışı yönünde sözleşme düzenlettirdiği sonucuna varılmaktadır. Her ne kadar davalı taraf temliki işlemin satış olduğunu bildirip yerel Ziraat Bankasının 1427-9 ve 1428-9 nolu ortak hesaplarına 22.11.1994 tarihinde 7.152 Amerikan doları ve 5.350 Almanya markı yatırdığını savunmuş ise de, akit tarihinden 36 gün sonra yatırılan bu paranın satış bedeli olduğunun kabulüne olanak yoktur. Kaldı ki, dinlenen bir kısım davacı tanıklarının anlatımına göre, sözü edilen ve davacıya ait olması gereken bu paranın davacı tarafından müstakilen çekilme olanağı da bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar vermek gerekirken, yazılı olduğu üzere reddi yönünde hüküm kurulması doğru değildir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı (BOZULMASINA), 1.10.1997 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy