(743 S. K. m. 1, 6, 586) (3402 S. K. m. 29/2, 30/2)
Dava: Taraflar arasındaki "tespite itiraz" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kulu Kadastro Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 3.5.2000 gün ve 1995/55 E. 2000/14 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 19.9.2000 gün ve 2000/2960 E. 2000/3783 K. sayılı ilamı;
( ...Kadastro sırasında 102 ada 84 parsel sayılı 26151,31 m2 yüzölçümündeki taşınmaz vergi kaydına, miras hakkına, paylaşmaya, pay bağışına ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine, aynı ada 85 parsel sayılı 20840,89 m2, 87 parsel sayılı 51000 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar kesinleşmiş mahkeme kararına ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak davalı Mustafa Koyuncu adına tespit edilmiştir. Davacı Mehmet Yeşilgül taşınmazların ortak miras bırakan Mahmut oğlu Mehmet Efendi Koyuncu'dan kaldığını öne sürerek taşınmazların tüm mirasçılar adlarına tescili talebiyle dava açmıştır. Ramazan Koyuncu aynı nedenlerle davaya katılmıştır. Mahkemece davacı ve katılanın davalarının kabulüne, taşınmazların Mahmut Oğlu ölü Mehmet Efendi Koyuncu adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmazların tarafların ortak miras bırakanları Mahmut oğlu Mehmet Efendi Koyuncu'nun tasarrufunda iken 947 yılında ölümü ile mirasçıları kaldığı, ancak miras bırakanın ölümünden sonra çekişmeli taşınmazların adı geçenin oğlu İdris ile davalı Mustafa tarafından tarla olarak kullanıldığı diğer mirasçıların miras bırakanın ölümünden sonra taşınmazlara zilyet olmadıkları ve miras bırakandan kalan taşınmazlardan çekişmeli taşınmazlara bitişik 86 sayılı parselin Mehmet Efendi mirasçılarından katılan Ramazan Koyuncu'nun miras bırakanı İdris mirasçıları adına tespit edildiği, tespitinin kesinleştiği toplanan deliller ve dosya içeriği ile anlaşılmıştır. Kadastro tutanağında davada taraf olmayan ve kök miras bırakanın kızları olan diğer mirasçıların paylarını erkek kardeşlerine devrettikleri ve İdris ile Mustafa'nın davada taraf olmayan kız kardeşlerin paylarını onları razı ederek aldıkları yazılıdır. Bu durum karşısında davacı Mehmet Yeşilgül'ün kök miras bırakan Mehmet Efendi Koyuncu'nun mirasçısı ve kızı Zeliha Yeşilgül'ün mirasçısı sıfatıyla ancak, annesi Zeliha'dan gelen payı dava konusu edebileceğinin diğer paylar yönünden miras şirketini temsil etmesinin söz konusu olmadığının kabulü gerekir. Katılan Ramazan Koyuncu ile miras bırakanın oğlu İdris'in mirasçısı olarak esasen 86 sayılı dava dışı parselden payını almış bulunduğundan çekişmeli taşınmazlar yönünden kök miras bırakandan kalan payının bulunduğu kabul edilemez. Mahkemece bu yönler gözönünde tutularak çekişmeli taşınmazlardaki Mahmut oğlu Mehmet Efendi Koyuncu'nun miras bırakanı ve kızı Zeliha Koyuncu'dan davacı Mehmet Yeşilgül ve paydaşlarına intikal eden Zeliha payı ile sınırlı olarak davanın kabulü diğer payların davalı Mustafa Koyuncu üzerinde bırakılmasına karar verilmesi gerekirken bu yönler dikkate alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Davacı dava konusu taşınmazların ortak miras bırakanları Osman oğlu Mehmet Efendi Koyuncu'ya ait olduğunu, ölümünden sonra mirasçıları arasında yöntemine uygun biçimde paylaşma yapılmadığını, dava konusu taşınmazların Osman oğlu Mehmet Efendi Koyuncu mirasçıları adına payları oranında tapuya tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı, dava konusu taşınmazların ortak miras bırakanları Mehmet Efendi Koyuncu'ya ait olduğunu, paylaşıldığını, bir bölüm mirasçının miras paylarını iktisap ettiğini öne sürerek davanın reddini savunmuştur.
Taraflar arasında dava konusu taşınmazların, ortak miras bırakanı 1947 yılında vefat eden ölüm gününe göre terekesi iştirak halinde bulunan, Osman oğlu Mehmet Efendi Koyuncu'ya ait olduğu, uyuşmazlık konusu değildir. Esasen bu hukuksal olgu toplanıp değerlendirilen deliller dosya içeriği ile de doğrulanmıştır. Uyuşmazlık miras bırakanın ölüm gününden sonra mirasçıları arasında yöntemine uygun biçimde paylaşmanın yapılıp yapılmadığı, davalının savunmasında geçen dava dışı mirasçı paydaşların paylarını iktisap edip etmediği yönünden toplanmıştır. Hemen belirtelim ki, doktrinde ve Yargıtay uygulamasında kararlılık kazanan görüşe göre, asıl olan terekenin paylaşılmamış olmasıdır. Paylaşmaya dayanan taraf bu hukuksal olguyu kanıtlamakla yükümlüdür. Hal böyle olunca somut olayda kanıtlama yükümlülüğünün davalıya ait olduğu kuşku götürmez bir gerçektir.
Kural olarak yöntemine uygun bir paylaşmanın varlığından söz edilebilmesi için, miras bırakanın ölüm gününden sonra tüm mirasçılarının bir araya gelmeleri, terekeyi kendi aralarında pay etmeleri, her bir mirasçının kendi payına düşeni aldıktan sonra terekedeki diğer miras haklarından vazgeçmesi koşuluna bağlıdır. Somut olayda mirasçılar arasında yöntemine uygun bir paylaşmanın yapıldığı, dava konusu taşınmazların davalının miras payına isabet ettiği, yada davalının dava dışı diğer mirasçıların payını usulüne uygun şekilde iktisap ettiği kanıtlanmamıştır. Her ne kadar dava konusu 84 parsel sayılı taşınmazın tespit tutanağı içeriğinde, mirasçılar arasında 1948 yılında paylaşma yapıldığı, dava konusu taşınmazın davalı Mustafa'ya, dava dışı 86 parsel sayılı taşınmazın ise mirasçılardan İdris'e isabet ettiği, davalı Mustafa'nın diğer mirasçıların paylarını bağış yoluyla iktisap ettiği, taşınmaz üzerinde davalının 20 yılı aşkın süre ile zilyet bulunduğu belirtilmiş ise de tespitte saptanan bu doğrultudaki hukuksal olgu, paylaşmanın yada pay bağışının kesin kanıtı olamaz. Kural olarak kadastro tutanağı aksi kanıtlanması gereken belge niteliğinde değildir. tespite karşı itiraz edilmekle yada dava açılmakla tespit tutanağı kendiliğinden hükümsüz kalır. Paylaşma yada pay bağışı olgusunu davalı taraf kanıtlamakla yükümlüdür. Davalı savunmasını kanıtlayamamıştır. Bu hukuksal olguların ışığı altında somut olguya bakıldığında, daire bozma kararının gerekçesinde vurgulanan "davacı Mehmet Yeşilgül'ün kök miras bırakanı Mehmet Efendi Koyuncu'nun mirasçısı, kızı Zeliha Yeşilgül'den gelen açık bir anlatımla davacının ancak annesi Zeliha'dan gelen miras payını dava edebileceği, dava dışı diğer mirasçıların payları yönünden miras şirketini temsil edemeyeceği" yolundaki gerekçede bir isabet bulunmadığı gibi yerel mahkemenin direnme kararının gerekçesinde açıkladığı "yöre itibariyle yargı yerinin kapalı dar bir çevre olması, baba ocağının tüttürülmesi görevinin erkek çocuklara kalması, bu nedenle kızlara miras payı verilmediği, kızlarında el kınar diyerek erkek kardeşleri ile uyuşmazlık çıkarmadıkları" gibi yasal dayanağı olmayan gerekçelerinde de isabet bulunmamaktadır. Gerçekten doktrinde ve Yargıtay uygulamasında örf ve adetin kuvvetini yasadan değil teamülden alan kurallar topluluğu olduğu gelenek ve görenek gibi kavramlar ile Medeni Kanunun 1. maddesinde yer alan örf ve adet sözlerini Örf ve Adet Hukuku şeklinde yorumlanması gerekeceği kararlılık kazanmıştır. Davaya bakan mahkemenin kanun boşluklarını doldururken Devlet Müeyyidesiyle teyit edilmemiş olan örf ve adeti, bir başka deyişle Örf ve Adet Hukukunu göz önünde tutabilir. Nevarki somut olaydaki uyuşmazlığın çözümü yasa koyucu tarafından Maddi Hukuka ve Usul Hukukuna ilişkin kurallarla düzenlendiği gibi olaya ilişkin kurallarda da yasal bir boşluk bulunmamaktadır. Kaldı ki, taraflar yörede böyle bir örf ve adetin varlığını öne sürmedikleri gibi bu doğrultuda örf ve adetin bulunduğu da dosya içeriği ile kanıtlanmamıştır.
Yerel mahkemenin yasal dayanağı bulunmadığı anlaşılan gerekçesi dışında toplanıp değerlendirilen delillere, dosya içeriğine göre dava konusu taşınmazların tespitleri 3402 Sayılı Kadastro Kanununun yürürlük gününden sonra 3.10.1994 tarihinde yapılmıştır. Sözü edilen yasanın 29/2 madde ve fıkrası hükmünde bir mirasçının diğer mirasçıların muvafakati olmaksızın dava açabileceği ve yalnız başına davaya devam edebileceği açıkça vurgulanmıştır. Öte yandan aynı yasanın 30/2-son maddesi hükmünde ise taşınmaz malın ölü bir şahsa ait olduğunun ve mirasçılarının tespit edilemediği durumlarda ölü olduğu yazılmak suretiyle o şahıs adına tescile karar verileceği de duraksamasız belirtilmiştir. Açıklanan hukuksal olgulara özellikle 3402 Sayılı Kadastro Kanunun 29/2, 30/2-son maddesi hükümlerine uygun düşen yerel mahkeme kararı onanmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, 14.3.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy