(6831 S. K. m. 2/B) (2924 S. K. m. 11) (3402 S. K. m. 19)
Dava: Taraflar arasındaki zilyetliğin tesbiti, bunun tapu kaydının beyanlar hanesinde gösterilmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Fethiye Asliye 1. Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 13.3.1997 gün ve 1995/604 E1997/129 K. sayılı kararın incelenmesi davalı Salih Sarı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 27.2.1998 gün ve 1998/5343 - 1933 sayılı ilamı;
(
Dava konusu 1917 parsel üzerinde bulunan zeytin ağaçlarının Salih Sarıya ait olduğu, tapunun beyanlar hanesine yazılmıştır. Davacılar ise muhdesat üzerinde, başka bir deyişle Zeytin ağaçları üzerinde zilyetliklerinin bulunduğunun tesbitini istemeyip, taşınmazda zilyet bulunduklarının tesbitini istemişlerdir. Böyle bir durumda zilyetliğe dayanan eda (tescil) davası açma hakları varken tesbit davası dinlenemeyeceğinden davanın reddine karar vermek gerekirken kabulüne karar verilmesi Usul ve Yasaya aykırıdır
) gerekçesiyle bozularak Dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI:
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve Dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava Hazineye ait 1917 parsele zilyet olduklarının tesbiti ve tapu sicilinin beyanlar hanesine zilyet olduklarının yazılması isteğine ilişkindir.
Dava konusu taşınmaz 1945 yılında yapılan orman kadastro çalışmaları sırasında orman içerisine alınmış ve 1976 yılında 1744 sayılı Kanunun hükümleri uyarınca yapılan çalışmalar sırasında da bilim ve fen bakımından orman niteliğini yitiren yerlerden olduğu açıklanmak suretiyle Hazine lehine orman dışına çıkarılmış ve 16.3.1995 tarihinde de Hazine adına tesbit edilmiş ve taşınmazın 6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi uyarınca orman sınırının dışına çıkarılmıştır. Bu parselin içindeki Zeytin ağaçlarının Nuri oğlu, Salih Sarıya aittir, şerhi beyanlar hanesine yazılmak suretiyle tapuya tescil edilmiştir. Davacılardan Şenol Kurucu mülkiyeti Hazineye ait parsel üzerinde zilyet olduğunun tesbitine, diğer davacılar Mustafa Velioğlu ve arkadaşları taşınmaza zilyet olduklarının tesbiti ile bu hususun tapu kütüğünün beyanlar hanesine yazılması isteğinde bulunmuşlardır. Mahkemece davacıların dayandıkları zilyetliğin devrine ilişkin satış belgeleri ve tanık sözleri gözönünde tutulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Yerel mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık, nitelik kaybı sebebi ile Hazine lehine orman dışına çıkarılan taşınmazın tapu kütüğünün beyanlar hanesine davacıların zilyet olduklarının yazılıp yazılmayacağı noktasında toplanmaktadır.
Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular karşısında uyuşmazlığın 2924 sayılı orman köylülerinin kalkınmalarının desteklenmesi hakkında kanun ve bu kanunun bazı hükümlerini değiştiren ve kanuna bazı maddelerinin eklenmesi hakkındaki 3763 ve 4127 sayılı kanunların hükümleri uyarınca çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Anılan kanun hükümlerine göre, kadastro çalışmaları sırasında, fiili kullanma durumuna göre, sınırlandırılması ve Hazine adına tesbiti yapılacak olan bu yerler üzerindeki muhdesat ile tasarruf edenlerin isimleri kadastro tutanağının beyanlar hanesinde gösterileceği vurgulandıktan sonra, yararlanacak kişilerin hak sahibi olabilmesi için o yer orman köyü nüfusuna kayıtlı olmaları ve bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren geriye yönelik en az 15 yıl müddetle o yerde ikamet etmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Dosyadaki belgelere göre, kadastro tutanağının ve tapu kütüğünün beyanlar hanesinde ismi açıklanan davalı Salih Sarı taşınmazın bulunduğu yerdeki orman köyü nüfusuna kayıtlı olduğu halde, davacıların o yer nüfusuna kayıtlı ve o yerde oturan kişilerden olmadıkları belirlenmiştir. Zilyetliğin salt olarak devri davacıların yukarıda numaraları açıklanan yasa hükümlerinden yararlanmaları için yeterli olmaz. Yasanın yararlanma yönünden öngörmüş olduğu koşulların gerçekleşmiş olması gerekir. Somut olayda gerek nüfusa kayıtlı olma ve gerekse ikamet bakımından öngörülen koşullar davacılar lehine oluşmamıştır.
O halde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi Usul ve Yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı Salih Sarı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Hükmü temyiz eden davacıların 6831 sayılı Orman Kanununun 2/B maddesi gereğince orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazda zilyet oldukları ve taşınmaz üzerinde muhdesat meydana getirdikleri Dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Davacılar 2924 sayılı Kanunun 4127 sayılı Kanunla değişik 11. maddesinde öngörülen koşulları taşımadıklarından zilyetliklerinin anılan yasa hükmü gereğince kütüğün beyanlar hanesinde gösterilmesini istemeleri mümkün değildir. Ne var ki, davacıların taşınmaz üzerinde tesbitten önce meydana getirdikleri muhdesatın kütüğün beyanlar hanesinde gösterilmesini 3402 sayılı kadastro Kanunun 19. maddesi gereğince istemeleri mümkündür. Zilyetliğin kütüğün beyanlar hanesinde gösterilmesini istemek aynı zamanda muhdesatın gösterilmesini de içermektedir. Çoğun içinde azda bulunduğundan davacılar 2924 sayılı Kanunun değişik 11. maddesinden yararlanamasalar da 3402 sayılı Kadastro Kanunun 19. maddesinden yararlanmalarına engel bir hal beyanlar hanesinde gösterilmesine karar verilmesi gerekir. Direnme kararının bu nedenlerle bozulmasının lazım geldiği düşüncesi ile çoğunluk görüşüne katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy