(743 S. K. m. 2, 901, 902, 931) (1086 S. K. m. 438)
Dava: Taraflar arasındak "tapu iptali ve tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye 21. Hukuk Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 2.10.1997 gün ve 1995/954 E. 1997/639 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 12.11.1998 gün ve 11423-12665 sayılı ilamı ile;
(...Hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alışverişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin kornması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla Medeni Kanunun 2. maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 901 ve 902, tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 931. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir. Öte yandan bir devleti oluşturan unsurlardan bir iinsan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniğiliği (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluuğunu duymuştur. Belirtilen ilke M.K.'nun 931. maddesinde aynen "tapu sicilindeki kayda hüsnüniyetle istinat ederek mülkiyet veya diğer bir ayni hakkı iktisap eden kişinin bu iktisabı muteber olur" şeklinde yer almış aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğinde bulunan 932. madde de başka bir ifade ile tekrarlanmıştır. Söz konusu maddeye göre tapu sicilinde ismi geçen kişinin gerçek hak sahibi olduğuna inanan veya kendinden beklenen tüm özeni göstermesine rağmen gerçek malik olmadığını, tapu sicilinde yolsuzluk bulunduğunu bilmesi imkânsız olan kişinin iktisabı geçerlidir.
Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin iyi niyetli oup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi hatta, bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan aynı hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır. Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyi niyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delilerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle "kötü niyet iddiasının def'i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (resen) nazara alınacağı ilkeleri 8.11.1991 tarih, 1990/4 esas 1991/13 sayılı İnançları Birleştirme kararında kabul edilmiş bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.
Somut olayda ise; davacının aynı zamanda yüklenici bulunan Cengiz isimli kişiye 29.3.1994 tarih ve 18058 yevmiye numaralı vekaletname verdiği, aynı kişinin vekaletname üzerinde değişiklik yapıp aynı zamanda tevkil yetkisini eklediği, tevkil yetkisine dayanarak dava dışı Hayrettin'i vekil tayin ettiği, bu şahsın davacıya ait 10 (on) adet bağımsız bölümden ikisini (13 ve 14 bağımsız bölümleri) Kemal'a, sekizini ise kendisini vekil tayin eden Cengiz'e tapu ile satıp devrettiği; Cengiz'in kendisine devredilen bağımsız bölümlerden birini 10.4.1995 tarihinde 40 milyon liraya Şükrü'ye, diğer bağımsız bölümü 12.4.1995 tarihinde 40 milyon liraya Suat'a satış yolu ile intikal ettirdiği, Kemal'inse kendisine aktarılan iki daireden birini 40 milyon liraya 7.6.1995 tarihinde İsmail'e devrettiği, ara malik olan bu kişilerin bir araya gelerek aynı akitle ve aynı fiyatla 25.7.1995 tarihinde her üç çekişmeli bağımsız bölümleri davalıya temlik ettikleri sabittir.
Öte yandan, yine daacıya ait diğer bağımsız bölümlerinin de bir kısım ara malikleri kullanmak suretiyle davalı ie aynı soyadı taşıyan kişilere intikal ettirildiği ve bu taşınmazlarla ilgili davalarında derdest bulunduğu Ankara 26. Asliye Hukuk Hakimliği'nin 1995/918 Esas, Ankara 18. Asliye Hukuk Hakimliği'nin 1996/799 Esas, Ankara 20. Asliye Hukuk Hakimliği'nin 1995/938 Esas sayılı dosyaları ile sabittir. Ayrıca C'in sahtecilik yaptığı da tartışmasızdır.
Yukarıda açıklanan olayın cereyan tarzı, birbirine çok yakın tarihli devirler, her üç ara malikin bir araya gelip aynı bedelle, aynı tarihte aynı akitle davalıya temlik yapmaları, davacının öteki taşınmazlarının da benzer intikallerle davalı ile aynı soyadı taşıyan kişilere temlik etmeleri gibi olgular ve toplanan deliller bir arada değerlendirildiğinde; davalının ara malikler ve sahtecilik yapan C ile birlikte hareket ettiği, en azından iyi niyetli olmadığını göstermektedir.
Hal böyle olunca; davacının kabulü gerekirken, delillerin ve belirlenen olguların yanlış değerlendirilmesi ve davacının bu olgular karşısında başka bir delilinin bulunmadığına dair beynına yanlış anlam verilerek reddi doğru değildir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden : Davacı SSK Kurumu vekili
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle HUMK'nun 2494 sayılı yasa ile değişik 438/II. fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının özel daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. maddes igereğince BOZLMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 8.3.2000 gününde, oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy