(818 S. K. m. 161) (6762 S. K. m. 14, 24)
Dava: Taraflar arasındaki "alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 11.4.1996 tarih ve 1996/33 E., 1996/152 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 19.12.1996 tarih ve 1996/11328-11490 sayılı ilamı ile; (...Davacı, davalının Muğla İli Bodrum İlçesi Kumbahçe Mahallesi kışla mevkiinde kain olup tapunun 47 pafta, 95 ada, 198 parsel sayısında kayıtlı arsa vasfındaki taşınmaz üzerine vasıfları protokolde yazılı bir adet tripleks villayı inşa edip teslim etmeyi taahhüt ettiğini, bedelinin peşin ödendiğini, davalının villayı en geç 1.5.1991 gününe kadar bitirip teslim etmeyi aksi takdirde geçen her ay için 500 DM ödemeyi kabul etmesine rağmen, bugüne kadar bu yükümlülüğünü yerine getiremediğini ileri sürerek 105.000 DM'nin ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, satışa konu villanın 30 dönüm arazi içinde yapılan 146 villadan birinci olduğunu, kendisinin inşaatı yapan U. İnşaat ve Turizm A.Ş.den proje üzerinden satın aldığı villayı davalı sattığını, Bodrumda yapı inşaat yapma yasağı bulunduğunu, buna rağmen davacıya ait villanın bitirildiğini, ceza koşulunun fahiş olduğunu savunmuş, mahkemece 17.3.1994 tarihinde 4000 Alman Markı'nın ödetilmesine karar verilmiş ve davacının temyizi üzerine dairemizin 18.10.1994 tarih ve 1994/7344-8853 sayılı ilamı ile davalının tacir olup olmadığının araştırılması yönünden bozulmasına karar verilmiş, mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda ve 11.4.1996 tarihinde 6000 DM'nin ödetilmesine ilişkin hüküm kurulmuş ve yine davacının temyizi üzerine dairemizin 7.10.1996 tarih ve 1996/7010-8266 sayılı kararıyla onanmış ve bu kez davacı tarafından karar düzeltme isteğinde bulunulmuştur.
Davada tüm uyuşmazlık davalının tacir bulunup bulunmadığının saptanması noktasında toplanmaktadır.
Öncelikle hemen belirtmek gerekir ki, davalı 24.7.1975 tarihinde İstanbul Ticaret Odası'na tacir olarak kayıt yaptırmış ve bu kaydını 31.12.1981 tarihinde sildirmiştir. Demek ki davalının kendi kabulüyle de başlangıçta tacir olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yine Beşiktaş Vergi Dairesi Müdürlüğünün 1.12.1995 günlü yazısında konfeksiyon işiyle iştigal ederken, 20.10.1992 tarihinde bu işini terk ettiği bildirilmiştir. Öte yandan davalı U. İnşaat ve Turizm Yatırımları Sanayi ve Ticaret A.Ş.nin ortağıdır. Anılan şirket İzmir 14. Noterliğince düzenlenmiş bulunan 20.12.1989 tarih ve 46216 yevmiye numaralı kat karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince Muğla ili Bodrum ilçesi Kumbahçe Mahallesi Kışla mevkiinde kain olup, tapunun 95 ada 198-199-190 nolu parsellerinde kayıtlı arsalar üzerine 54 adedi kendisine kalmak üzere 146 adet villa inşa etmeyi taahhüt etmiştir. Bu sözleşmeyi şirket adına davalı imza etmiştir. Davacının 3.9.1990 günlü sözleşmeyle davalıya sattığı villa, bu villalardan biridir. Ayrıca davacı 20.2.1992 tarihli ikinci bir sözleşme ile bu villalardan 19 ve 26 nolu iki adedini de N.S. isimli bir kişiye satmıştır.
TTK'nin 14. maddesi taciri, bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimse şeklinde tanımlamaktadır. Toplanan tüm bu delillerin birlikte incelenmesinden davalının inşaat yapıp satmak ve konfeksiyonculuk vs. gibi işler yapmak suretiyle bir ticari işletmeyi kendi adına işlettiği açıkça anlaşılmaktadır. Böylece davalının tacir bulunduğunun kabulü zorunludur. Hal böyle olunca davalı, TTK'nin 24. maddesi hükmü uyarınca BK 161. maddesinin 3. fıkrasına göre kararlaştırılan ceza koşulunun fahiş olduğunu ve indirilmesini isteyemez. O halde mahkemenin de anılan hükme göre ceza koşulunu kabul ederek indirmesi doğru değildir ve bozmayı gerektirir. Ne var ki, bu yönün temyiz aşamasında gözden kaçtığı ve mahkeme kararının zuhulen onandığı saptandığından, davalının karar düzeltme isteğinin kabulüne, dairemizin onama kararının kaldırılmasına ve mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir...) gerekçesiyle bozularak, dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davacı
Hukuk Genel Kurulu Kararı
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 08.10.1997 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy