(6831 S. K. m. 2) (3402 S. K. m. 12, 14, 22) (743 S. K. m. 639)
Dava: Taraflar arasındaki tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Sarıyer Asliye 1. Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 23.5.2000 gün ve 1996/436 E.2000/364 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 15.05.2001 gün ve 1980-3920 sayılı ilamı ile;
(... Davacı Fatma Nahide Taner, kadastro mahkemesine verdiği 31.01.1991 tarihli dilekçesi ile, Rumeli Feneri Köyü Mart 1336 tarih 72. 73. 74 numaralı tapu kayıtlarının kapsadığı alanın eskiden beri orman olmadığını 3116 Sayılı Yasanın sadece devlet ormanlarının tahdidini öngördüğünü, 4785 Sayılı Yasa kapsamına girmeyen bu yerin orman içine alınıp 3302 Sayılı Yasanın 2/B maddesi uygulamasıyla orman sınırları dışına çıkarmanın yanlış olduğunu, orman kadastro komisyon kararının iptali istemiştir.
Kadastro Mahkemesince 22.05.1995 gün 1991/4-8 sayılı kararla; dava konusu yerin orman kadastro sınırı dışında ve arazi kadastrosunca da tescil harici yerlerden olduğu, nedeniyle Asliye Hukuk mahkemesinde görülmesinden bahisle görevsizlik kararı verilmiştir.
Asliye Hukuk Mahkemesince davacının tutunduğu tapu kayıtlarının 3402 Sayılı Yasasının 12/4 maddesi gereğince yasal değerini yitirdiği ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği koşullarının da davacı yararına oluşmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı mirasçısı Melek Taner tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, orman ve arazi kadastrosu sonucu, tesbit harici bırakılan yerin tapuya dayalı olarak Medeni Yasanın 639. ve 3402 Sayılı Yasanın 22/2. maddesi hükmüne göre açılan tescil (kadastro) davasıdır. Aynı yasanın 12/4. maddesi hükmüne göre kadastrosu tamamlanan çalışma alanı içerisinde kalan eski tapu kayıtları işleme tabi kayıt niteliğini kaybederler. Bu kayıtlara dayanılarak kadastro ve tapu sicil müdürlüklerinde işlem yapılamaz. ise de bu tür tapu kayıtları delil olma özelliğini devam ettirir Bunun içindir ki; yasanın 22/2. maddesi tapulama veya kadastro çalışmalarında tespit dışı bırakılan tapuda kayıtlı taşınmaz malların bu yasa hükümleri gereğince kadastrosu yapılır. hükmü getirilmiştir. Öncesi tapulu olan bir yer kadastro harici bırakılmışsa bu yerin olağan yöntemle kadastrosu yapılabileceğinden, somut olayda olduğu gibi tapu maliki tarafından mahkemede tescil (kadastro) davası açılarak tapu kaydının yöreye ait kadastro paftasındaki yeri belirlenip koordinat ve nirengilere bağlanarak, sınırlarının tespiti ile kadastro paftasında gösterilip, tapuya tescil ettirilmesi de mümkündür.
Davacının tutunduğu Mart 1336 tarih 72, 73, 74 numaralı ve sırasıyla 10, 7, 12 dönüm yüzölçümünde olan tapu kayıtları için yörede 1962 yılında yapılan tapulama sırasında birlik defterine orman tahdit sınırları içinde kaldığı şerhi verilmiştir.
Taşınmaz basında yapılan keşiflerden sonra verilen bilirkişi raporlarından birincisinde dava konusu yerlerin tahdit içinde olduğu gösterilmişse de, daha sonra Orman Bilirkişisi Prof. Dr. Yener Göker tarafından düzenlenen 17.06.1997 tarihli raporda kısmen orman içinde kısmen de 362, 363, 364 orman tahdit sınırlarının batı ve 153, 154, 155, 156 numaralı kadastro parsellerinin doğu bölümünde ve tespit harici bırakılan yerde kaldığı ve 26.919.25 m2 olduğu belirtilmiş, yine Harita Mühendisi Mehmet Metilli ve Orman Bilirkişi Doç. Dr. Ayhan Koç tarafından düzenlenen 08.02.1999 tarihli raporda da aynı yerde gösterilmiş, ancak kuzeye doğru bir bölüm yer daha dava konusu yere ilave edilmiştir.
O halde, davacının tutunduğu Mart 1336 tarih 72, 73, 74 numaralı tapu kayıtları ile bunların geldileri Mart 333 tarih 21, 29, 22 numaralı tapu kayıtları ilk oluşturulduğu günden itibaren tüm gittiler.
TEMYİZ EDEN: Davacı vekili
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava; eski tarihli tapuya dayalı olarak 3302 sayılı yasanın 2/B maddesi gereğince hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazın, hazine adına olan tespitine itiraz davasından ibarettir.
Davacı; Dava konusu taşınmaza Mart 1336 tarih ve 72, 73 ve 74 sıra numaralı tapularla murisleri Hasan Sırrı adına kayıtlı olduğunu bu yerlerin orman olmadığı halde önceleri orman rejimi içine alınıp sonradan çıkarıldığını, 3116 sayılı yasaya göre orman içerisine alınma işleminin geçersiz ve yasalara aykırı olduğunu, 4785 sayılı yasanında uygulanamayacağını, 3302 sayılı yasaya göre hazine adına orman dışına çıkarılması için başlangıçta da orman olması gerektiğini, hiçbir zaman orman vasfını kazanmayan bir yerin sonradan orman vasfını yitirdiğini ileri sürülemeyeceğini, taşınmazın kadim tarım arazisi olduğunu ileri sürerek, komisyon kararının iptaline, kendisi adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Orman Genel Müdürlüğü ve Maliye Hazinesi vekilleri ilk tahdidin 3116 sayılı yasaya göre yapıldığını, 3302 sayılı yasanın 2/B maddesine göre hazine adına orman sınırları dışına çıkarılmasının doğru olduğunu, davacının dava açma hakkının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemişlerdir.
Davanın açıldığı Kadastro Mahkemesince 22.5.1995 gün ve 1991/4-8 sayılı kararla; dava konusu taşınmazın orman kadastro sınırı dışında ve arazi kadastrosunca da tescil harici yerlerden olması nedeniyle davanın Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerektiğinden bahisle görevsizlik kararı verilmiştir.
Asliye Hukuk Mahkemesince ise; davacının tutunduğu tapu kayıtlarının 3402 sayılı yasanın 12/4 maddesi gereğince tapu kaydı olarak değerlendirilemeyeceği, yasal değerini yitirdiği ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği koşullarının da davacı yararına oluşmadığı gerekçesi ile, davanın reddine ilişkin olarak verilen karar, Özel Dairece yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur.
3402 sayılı yasanın 12/4.maddesi hükmüne göre; Kadastrosu tamamlanan çalışma alanı içinde kalan eski tapu kayıtları işleme tabi kayıt niteliğini kaybederler. Bu kayıtlara dayanılarak Kadastro ve Tapu Sicil Müdürlüklerinde işlem yapılamaz ise de bu tür tapu kayıtları delil olma özelliğini devam ettirir.
Somut olayda, davacı tarafından sunulan Sarıyer Tapu Sicil Müdürü Ahmet Öztürk tarafından düzenlendiği anlaşılan 9.9.1980 tarihli fotokopi biçimindeki tapu kayıt örneği Sarıyer Tapu Sicil Müdürlüğüne gönderilmiş, gelen 12.2.1991 gün ve 171 sayılı yanıt yazıda; bu kayıtlara rastlanılmadığı belirtilmiştir.
Kadastro Mahkemesinde yapılan 30.3.1992 günlü ilk keşifte, taşınmazın yeri ve sınırları gösterilemediğinden uygulama yapılamamıştır. 20.8.1992 tarihinde yapılan ikinci keşifte bilirkişi olarak dinlenen Doç. Dr. Kamil Şengönül tarafından düzenlenen 29.4.1993 günlü rapor ve ekindeki krokilere göre; dava konusu taşınmazın orman idaresi tarafından çam fidanları dikilerek ağaçlandırılmış olduğu, dava konusu taşınmazın kesinleşen orman tahdit haritasına göre orman sınırları içinde kaldığı belirlenmiştir.
İstanbul Orman Bölge Müdürlüğünden gelen 9 Eylül 1993 gün ve 12680 sayılı yanıt yazıya göre; dava konusu yerin 3116 sayılı yasa ile 1940 yılında devlet ormanı sınırları içine alındığını, 4785 ve 5658 sayılı yasalara konu olmayarak devlet ormanı içinde kaldığı, 6831 sayılı yasanın 1744, 2896 ve 3302 sayılı yasalarla değişik 2/B maddesi uygulamalarına konu olmadığı, halen tahdidi kesinleşmiş orman sınırları içinde kaldığı, en son orman tahdidinin 3302 sayılı yasa ile değişik 2/B çalışma ile yapıldığı, 9.6.1989 tarihinde ilan edildiği ve 9.12.1989 tarihinde de kesinleştiği açıklanmıştır.
Mahkemece yapılan keşiflerde, tanık veya yerel bilirkişi dinlenmemiştir.
Davacı vekili ise mahkemeye verdiği 31.5.1994 günlü dilekçesinde; keşifte gösterdikleri yerin dava konusu olan taşınmazla bir ilgisinin olmadığını, bu bölgenin askeri maksatlarla kapatılması ve topografyasının değişmesi nedeni ile taşınmazın yerini doğru olarak gösteremediklerini beyan etmiştir.
Kadastro Mahkemesince 16.2.1995 tarihinde yapılan keşifte bilgisine başvurulan Orman bilirkişileri (Prof. Dr. Ünal Asan ve Prof. Dr. Kamil Şengönül) tarafından düzenlenen 13.3.1995 günlü raporda; Davacılar tarafından ibraz edilen ve keşif yapılan yere ait olduğu belirtilen tapu kayıtlarında geçen yerin, çamaşır dere mevkisinde olduğu ancak çırpına yolunun güneyinde kaldığı, 1938 yılında yapılan orman tahdit haritasına göre ise bu yerlerin orman sınırları içinde bulunduğu, 10 yaşında fıstık çamları ile kaplı olduğu, eğiminin % 15-20 arasında değiştiği, tapulama çalışmaları sırasında Şubat 1311 tarihli 4 adet tapu kaydının işlem görmediği ve bu tapu kayıtlarının bugünkü tapulama paftasında 153-154-155 ve 156 numaraları ile kayıtlı parsellerin güneyinde, başka bir ifadeyle orman tahdit hattı ile bu tapulama parselleri arasında bir alanı tarif etmediğinin anlaşılmakta olduğu, dava konusu edilen arazilerin bulunduğu sahada, 1744, 2896 ve 3302 sayılı yasa uygulamaları yapılmamış olup, bu sınırın 1938 yılında kesinleşen orman tahdit sınırı olduğu, bu itibarla orman içinde kalan dava konusu sahaların 1744, 2896 ve 3302 sayılı yasa uygulamaları sırasında orman dışına çıkarılmadığı ayrıntılı biçimde açıklanmıştır.
Davacı vekili mahkemeye verdiği 1.5.1995 günlü dilekçesinde; yine bilirkişilerce orman içerisinde kaldığı saptanan bu yerin kendilerinin dava ettikleri yer olmadığını, bu yere ilişkin bir taleplerinin olmadığını kendilerinin dava ettiği yerin orman tahdit hattı ile kadastro parselleri arasında kalan bir yerde olduğunu ifade etmiştir.
Kadastro mahkemesince; davacı vekilinin bu talebi dikkate alınarak davacının dava konusu yer olarak gösterdiği yerin orman sınırları dışında ve kadastro tespiti sırasında da tescil harici bırakılan bir yerde kaldığı, davanın orman kadastro işlemine yönelik bulunmadığı, tescil harici bırakılan bu yer hakkında ilgililerin kadastro tespiti sırasında bir uyuşmazlık çıkarmadıkları ve tutanak düzenlettirmedikleri ve bu şekilde kadastro dışı bırakma işleminin kesinleştiği, bu durumda hak sahiplerinin 3402 sayılı yasanın 12.maddesinden yararlanarak yerel mahkemede dava açmaları gerektiği gerekçesi ile görevsizlik kararı vermiş, karar Yargıtay 20.Hukuk Dairesince onanarak 2.4.1996 tarihinde kesinleşmiştir.
Bunun üzerine süresi içinde yapılan başvuru ile davaya Asliye Hukuk Mahkemesinde devam olunmuştur.
Ne var ki, Asliye Hukuk Mahkemesinde, davacının dava konusu olarak gösterdiği ve bilirkişilerce orman içinde kaldığı saptanan alan bir yana bırakılarak, davacı vekilinin gösterdiği ve orman dışında kalan bir yerde keşif yapılmış, alınan bilirkişi raporlarında ise; bu yerin 1537, 50 m2 lik alanının orman sınırı içinde kalıp, ormancı bilirkişinin tarihsiz raporuna göre 25.919,25 m2 lik alan fen bilirkişilerinin 8.9.1997 tarihli raporuna göre ise; 56.800,75 m2 lik alanının orman sınırları dışında kadastroca tespit harici bırakılan alanda kaldığı saptanmıştır. Asliye Hukuk Mahkemesinde üç kişilik bilirkişi kuruluyla yapılan keşiften sonra alınan 8.2.1999 tarihli raporda da aynı sonuca ulaşılmıştır.
Bu itibarla incelenen tüm dosya kapsamına göre, davacının başlangıçta kadastro mahkemesinde dava konusu ettiği yerin orman tahdit hattı içinde kalan bir alan olduğu, buradaki sınırlandırmanın 1940 yılında itirazsız kesinleştiği, 6831 sayılı yasanın 1744-2896 ve 3302 sayılı yasaları ile değişik 2/B maddesine konu olmadığı, başlangıçtan beri ve halen orman sınırları içinde kaldığı anlaşılmıştır.
Diğer taraftan, davacılar bu yere hiçbir zaman zilyet olmadıkları keşiflerde bile dava konusu taşınmazın yerini gösteremediklerinden ilk keşifte uygulama yapılamadığı görülmüştür. Bu itibarla 743 sayılı Medeni Yasanın 639. maddesinde ve 3402 sayılı yasanın 14. maddesinde öngörülen zilyetlikle taşınmaz edinmenin en önemli koşulu olan zilyetlik koşulu oluşmamıştır.
Burada önemle üzerinde durulması gereken bir konu daha vardır. İbraz edilen bir kaydın tapu kaydı niteliğinde sayılabilmesi için, yargısal kararlarda belli koşullar aranmıştır. Bunlar; sunulan kayıt yada belgenin taşınmaz üzerinde haklara ilişkin değişmelerin ilgili defter üzerinden yürütülmesi, söz konusu kayıt belge yada defteri tutanların ve değişimi işleyenlerin bunu yapmaya resmi yetkilerinin olması ve bu defter ya da kayıtları tutanların yetkileri kalktıktan sonra bu defter ve kayıtların tapu idarelerine aktarılması gerekir.
Davacı tarafça dosyaya sunulan Sarıyer Tapu Sicil Muhafızlığının 9.9.1980 tarihli fotokopi kaydın bu anlamda tapu kaydı sayılması mümkün değildir. Çünkü yapılan araştırma ve Sarıyer Tapu Sicil Müdürlüğünden gelen 12.2.1991 tarih ve 171 sayılı yanıt yazıya göre, sunulan kayıtların bulunamadığı anlaşılmıştır. Bu kayıtların revizyon görmediği de dosya kapsamı ile sabittir. Kaldı ki kendisine geçerlilik yüklenemeyecek olan bu kayıtlarda bile, kayıt kapsamında kaldığı bildirilen yerlerin orman sınırları içinde kaldığı şerhi mevcut olduğundan, bir an bunların geçerli olduğu düşünülse bile, bu yerin davacının sonradan dava konusu ettiği alanda değil de, orman sınırları içinde bulunan ve ilk önce dava konusu ettiği alanda kaldığını ortaya koyar. Bu halde de bir orman dışına çıkarma işlemi söz konusu olmadığından, bu yönden de davanın kabulünün olanaklı olmadığı sonucuna ulaşılır.
Bu itibarla, davacının dava konusu ettiği taşınmazın orman sınırları içinde kaldığının anlaşılması karşısında, dava konusu taşınmazı değiştirip orman sınırları dışında başka bir taşınmazı dava ettiğini ileri sürmesi mevcut koşullar altında usulen mümkün olmadığı, araştırmaya yönelik bozmanın ise yalnızca davayı uzatıp daha fazla masraf yapılmasına yol açacağı anlaşıldığından davanın en az giderle, en kısa sürede sonuçlanma prensibi de göz önünde tutularak mahkemenin davanın esastan reddine ilişkin direnme kararı uygun olduğu sonucuna varılmış olup, direnme kararı yerindedir. Bu nedenle karar onanmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alınmış olduğundan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 27.11.2002 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy