(3402 S. K. m. 14, 17, 20)
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bodrum Asliye 1. Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 16.10.1997 gün ve 1996/776 E. 1997/627 K. sayılı kararın incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 2.7.1999 gün ve 1999/2808-3409 sayılı ilamı ile;
(...Dava konusu 115 ada 15 parsel sayılı 32.769.69 m2 yüzölçümündeki taşınmaz devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğundan söz edilerek Hazine adına tespit edilmiş, tespitin kesinleşmesi üzerine tescil edilmiştir. Davacılar Yahya ve Memiş Özcan tapu kaydına dayanmak suretiyle 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde dava açarak kadastroca hazine adına oluşturulan tapu kaydının iptali ile taşınmazın adlarına tesciline karar verilmesini istemişlerdir. Mahkemece davanın kısmen kabulü kısmen reddine, taşınmazın 5.6.1997 günlü teknik bilirkişi raporunda gösterilen 26787 m2 lik kısmının hazine adına oluşan tapu kaydının iptali ile davacılar adına tapuya tesciline, (A) harfi ile gösterilen 5982.69 m2 yüzölçümündeki kısma yönelik davanın reddine karar verilmiş; hüküm davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmazın temyiz konusu kesiminin davacı tarafın tutunduğu tapu kaydının kapsamında kaldığı ve taşınmazın temyize konu kesimi üzerinde zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının da gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş ise de davacı tarafın tutunduğu tapu kaydının ölçekli krokisi bulunmaktadır. Kuzeydeki yola paralel ve aynı yola değen kenarının uzunluğu 80 metre diğer kenarının uzunluğu da 60 metredir. Komşu parsellerin durumu itibariyle taşınmazın çevresi genişletilmeye elverişli bulunduğundan kayıt kapsamının haritasındaki şekil ve yüzölçümüne değer verilerek ve kuzeydeki yola bitişik sınır esas alınması suretiyle belirlenmesi gerekir. Söz konusu kroki kapsamı dışındaki alanlar 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 20. maddesi hükmüne göre tapu kaydı kapsamı olarak kabul edilemez. Ne var ki dinlenen bilirkişi ve tanıklar taşınmazın davacı tarafça imar ihya edildiğini ve davacı tarafın zilyetliğinde olduğunu da haber vermişlerdir. 3402 Sayılı kadastro Kanununun 17. maddesi hükmüne göre imar planı içinde kalan yerlerin imar ihya yoluyla başlayan zilyetlikle kazanılması mümkün değildir. Gelen karşılık yazılardan taşınmazın imar planı içerisinde olduğu da bildirilmiştir. O halde imar planının onaylı örneği getirtilerek taşınmazın imar planı içinde kalıp kalmadığının saptanması, ayrıca tapu kaydı kapsamının yukarıda açıklanan esaslar çerçevesinde belirlenmesi tapu kaydı kapsamındaki kesiminin bu kayda dayanılarak davacı taraf adına tesciline karar verilmesi, tapu kaydı kapsamı dışında ise imar planı uygulaması sonucuna göre 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. ve 14. maddeleri çerçevesinde iktisap edilip edilmediğinin araştırılması ayrıca tespit tutanağında taşınmazın davacı tarafça kullanılmadığının yazılı bulunduğunun da dikkate alınması, delillerin buna göre değerlendirilmesi ve sonucuna göre hüküm kurulması gerekir. Mahkemece bu yönler dikkate alınmadan yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün bozulmasına...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davalı Hazine vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Davacılar, tapu kaydına, imar ve ihyaya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanmışları Mahkemece dava konusu 115 ada 15 parsel sayılı taşınmazın temyize konu kesiminin davacılara dayandığı tapu kaydının kapsamında kaldığı, ayrıca tesbit gününde davacılar yararına 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17.ve 14. maddesi hükmünde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçe gösterilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de mahkemece yapılan araştırma, uygulama gerçekten hüküm vermeye yeterli değildir. Tapu kaydının uygulamasına ilişkin uzman bilirkişinin haritalı raporu keşfi izlemeye, bilirkişi sözlerini denetlemeye imkan vermediğinden yetersiz olduğu gibi, yerel bilirkişilerin keşif tutanağına geçen ve taşınmazda davacılar 40-45 yıldır zilyet olduklarını haber veren anlatımları ile taşınmazın tesbit tarihi, yerel bilirkişilerin doğum tarihleri dikkate alındığında, olaylara dayalı olmayan soyut nitelikteki beyanlar olduğu kuşkusuzdur. Öncelikle taşınmazın bulunduğu bölgede belediyece düzenlenen onaylı imar planının onay tarihini gösterecek şekilde bir örneği getirtildikten sonra, mahkemece yapılacak iş, davacıların tutunduğu 475 sayılı Yasanın geçici maddelerine göre idari yoldan oluşan 13.8.1952 tarih 2 sayılı tapu kaydını kapsamının 3402 sayılı Kadastro Kanunun 20. maddesi hükmü gereğince belirlenmesi, dava ve temyiz konusu taşınmazın bir bölümü tapu kaydı kapsamı dışında kaldığı takdirde bu kesim yönünden tesbit gününde davacılar yararına 3402 sayılı Kadastro Kanunun 14. ve 17. maddesi hükmünde öngörüler kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanmasından ibarettir. Dayanılan tapu kaydının dayanağı haritasının bulunduğu anlaşılmaktadır. Kura olarak kayıtların haritaya dayanması halinde kapsamlarının haritasına göre belirlenmesi zorunludur. Her ne kadar tapu kaydının dayanağı haritanın, ölçeği bulunmamakta ise de, haritada kenar uzunlukları gösterilmiştir. Hal böyle olunca, haritanın yerine uygulanması mümkün olduğu gibi, şeklen yararlanılması da söz konusudur. Yerel mahkemece bu yönler üzerinde durulmadığı gibi, tesbitte saptanan hukuksal olgu ile hükme dayanak yapılan keşifte belirlenen hukuksal olgular birbiri ile çeliştiği halde tutanak bilirkişileri, taşınmaz başında ayrı ayrı dinlenerek tesbit tutanağı bilirkişilerinin beyanları ile keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanık sözleri arasındaki aykırılıkla giderilmemiştir. Nitekim, bu hukuksal olgu daire bozma kararında aynen tespit tutanağında taşınmazın davacı tarafça kullanılmadığının yazılı bulunduğunun da dikkate alınması, delillerin buna göre değerlendirilmesi gereğine değinilerek vurgulanmıştır. Öte yandan davalı hazine dava konusu taşınmazın imar planı içerisinde olduğunu savunmuştur. Mahkemece belediyece düzenlenen onaylı imar planı getirtilerek yöntemine uygun şekilde yerine uygulanmamış, taşınmazın gerçekten belediye tarafından düzenlenen onaylı imar planı kapsamında kalıp kalmadığı yöntemine uygun şekilde belirlenmemiş, belediyeden gelen yetersiz 7.2.1997 gün ve 15/1285 sayılı cevap ile yetinilmiştir. O halde sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı yansız yerel ve uzman bilirkişi fen memuru yada harita mühendisi, tarafların aynı yöntemle göstereceği tanıklar, tesbit tutanağı bilirkişilerinin tümü, hazır olduğu halde, taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, öncelikle davacıların tutunduğu tapu kaydının dayanağı harita kenar uzunlukları ile şeklinden yararlanılarak yerel bilirkişiler yardımı uzman bilirkişi eliyle yerine uygulanmalı, uygulamada, kadastro paftası ile tapu kaydının dayanağı haritada tarif edilen belli poligon ve röper noktaları ile arz üzerindeki doğal yada yapay sınır yerlerinden yararlanılmalı, uygulama sırasında, davacıların tutunduğu tapu kaydında doğuda tarif edilen Karamustafa taşınmazının bulunmadığı, doğuda eylemli biçimde taşlık ve kayalık ve çalılık niteliği ile hazine adına, bir kayıt ve belge esas alınmaksızın, tesbit edilen 20 parsel sayılı taşınmazın bulunduğu dikkate alındığında kaydın doğu sınırının açık kaldığı, tapu kaydının kapsamının yüzölçümü ile belirleneceği göz önünde tutulmalı, bu belirleme yapılırken tapu kaydında kuzeyde tarif edilen yolun, eylemli biçimde varlığı, batıda tarif edilen, Esma taşınmazının 14 parsel sayılı taşınmaz yeri olduğu, güneyde tarif edilen Karamustafa taşınmazının ise 21 parsel sayılı taşınmaz olduğu dikkate alınmalı, bu yöntemlerle de tapu kaydının dayanağı haritanın yerine uygulanamayacağı, uzman bilirkişi tarafından, harita tekniğine uygun, somut, bilimsel nitelikte gerekçelerle açıklandığı takdirde tapu kaydında kuzeyde tarif edilen yol, batıda tarif edilen Esma ve güneyde tarif edilen Karamustafa gibi değişmez nitelikteki sınır yerleri esas alınarak, değişmez sınırlarla bağlantı kesilmeksizin belirli bir geometrik şekil oluşturacak biçimde tapu kaydına kapsam belirlenmeli, bu bağlamda davacılara kayıttaki yüz ölçümden fazla taşınmaz verilebileceği de göz önünde tutulmalı, bundan sonra, aynı yöntemle kadastro paftasının ölçeği ile onaylı imar planının ölçekleri eşitlendikten sonra yerine uygulanmalı, dava ve temyiz konusu taşınmazın tapu kaydı kapsamı dışında kalan kesiminin belediyece düzenlenen onaylı imar planının kapsamında kalıp kalmadığı belirlenmeli, dayanılan tapu kaydı ile imar planının kapsamı dışında kalan bölüm yönünden yerel bilirkişi ve tanıklardan zilyetliğin başlangıç günü, süresi, sürdürülüş biçimi, davacıların taşınmazı ekonomik amacına uygun şekilde, ne biçimde kullandıkları yolunda olaylar, dayalı bilgi alınmalı, tapu kaydı kapsamı dışında kalan kesim yönünden zilyetliğin tapu kaydının oluştuğu günden sonra başlayacağının göz önüne alınması, tutanak bilirkişileri, taşınmaz başında ayrı ayrı dinlenerek keşifte dinlenen bilirkişi ve tanık sözleri ile tutanak bilirkişilerinin beyanları arasındaki aykırılık bir başka deyişle, tesbitte saptanan hukuksal olgu ile keşifte saptanan hukuksal olgu arasındaki aykırılık giderilmeli, davacıların dayandığı tapu kaydı ile, onaylı imar planının kapsamı dışında kalan kesim yönünden taşınmaz mahkemece görülüp, gözlenmeli, gözlemler keşif tutanağına aynen geçirilmeli, özellikle taşınmazın fiziksel yapısı, meyil durumu incelenmeli, komşu taşınmazlarla mukayesesi yapılmalı, uzman ziraat mühendisi Mehmet Ali Bahar tarafından düzenlenen 9.6.1997 havale günlü raporda, sözü edilen, 60-70 yaşları arasındaki 30 adet zeytin ağacının, taşınmaz üzerindeki dağılım durumu belirlenmeli, uzman bilirkişiden keşif ve uygulamayı izlemeye bilirkişi sözlerini denetlemeye elverişli, mahkemenin keşif tutanağına geçen gözlemini yansıtacak şekilde, ayrıntılı, gerekçeli rapor alınmalı, temyize konu taşınmazın tapu kaydı ile onaylı imar planı kapsamı dışında kalan bölümü yönünden tesbit gününde davacı yararına 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17 ve 14 maddesi hükmünde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği incelenmeli, tüm deliller bu çerçevede değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK. nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 25.10.2000 gününde, oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy