(743 S. K. m. 14, 24) (818 S. K. m. 49) (6762 S. K. m. 557)
Dava: Taraflar arasındaki "manevi tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 25.3.1997 tarih ve 1996/791 E., 1997/149 K. sayılı kararın incelenmesi davacı tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 7.7.1998 tarih ve 1998/3460-6005 sayılı ilamı ile; (..... Davacı, daha önce davalı bankadan aldığı ATM kartını kaybettiğini, yeniden başvurduğunda, görme özürlü olması ileri sürülerek, kartı vermediklerini, davalının bu eyleminin insan haklarına, eşitlik ilkesine aykırı olduğunu, manevi zarar gördüğünü belirterek, tazminini istemiştir.
Dava reddedilmiş, karar Daire'ce onanmıştır.
Davacının karar düzeltme istemi üzerine dosya yeniden incelenmiştir.
Daha önce davacıya kart verildiği, kart verilirken de davacının görme özürlü olduğunun bilindiği anlaşılmaktadır. İlk kartın kaybedilmesi üzerine davalı banka, salt davacının görme özürlü olmasını gerekçe göstererek yeni kart vermemiştir. Yasalarımızda görme özürlü olan kişilerin medeni haklarını kullanırken, izlenecek yöntem gösterilmiştir. Temel yasa, Medeni Kanun'un 14. maddesi bu hususu düzenlemektedir. Gerek medeni sayada, gerekse diğer yasalarda ve üst norm olan Anayasa'da, görme özürlülerin, haklarını kullanmaya bir sınır getirilmemiştir.
Davacı ile davalı arasındaki bu ilişki, bir vekalet sözleşmesidir. Buna ve somut olaya göre davacı, vekaleten adına hareket eden bankanın nezdindeki hesabının güvence altına alınmasında, o hesabın davacı yararına değerlendirilmesinden, banka sorumlu olacaktır. Yine banka o hesabı, müvekkil olan davacının istemi ve talimatı doğrultusunda kullanacaktır. Somut olayda, vekil olan banka, müvekkil davacıyı, teknik özellikler taşıyan banka kartını kullanmasında sorunlar çıkabileceği konusunda uyarmış ve kartı kullanmamasını istemiş olmasına, diğer bir ifade ile onu uyarmış bulunmasına, ancak müvekkilin, ben uyarınızı anladım, ancak kartı kullanacağını bildirmiş olduğuna göre, bankanın artık kartı vermesi zorunluluk arzetmektedir. Tabii ki, bankanın sorumluluğu bir kez uyarmakla bitmez. Ayrıca izlemesi ve gerektiğinde yeniden uyarıda bulunması da gerekebilir. Bankacılık hizmetlerini yürüten, tüm denetim mekanizması ile donatılmış bir kurumun ne olur ne olmaz düşüncesi ile, kişileri zora sokmaya kalkışması haklı bir davranış olarak kabul edilemez.
Uygulamada ve kişilerin yaşamında, okuma yazma bilmeyen pek çok kişinin aynı karttan yararlandığı bilinen bir olgudur. Karttan yararlanma biçimi, güvendiği kişi veya kişiler yardımı ile gerçekleşebilir.
Kaldı ki, işin doğası ve yanlar arasındaki kredi kartı sözleşmesine göre, banka kendini o denli güvenceye almıştır ki, bu yüzden zarara uğraması mümkün görülmediği gibi, olsa bile bu hal son derece sınırlı durumlarda söz konusu olabilir. Akla gelmeyecek durumlarda belki karşılaşılabilir.
Somut olayda, davacının kartı kullanmasında, davalı için doğacak sakıncalar ile, davacıya sağlayacağı yararlar gözetildiğinde, davacının ne denli haklı olduğu, kartı kullanamaması durumunda gördüğü sıkıntı karşısında, davalının ise hiçbir zararının bulunmadığı, böylece kartın kullandırılmaması durumunda dengenin davacı aleyhine bozulacağı açıktır.
Ayrıca davacı, görme özürlü olup, halen Telekom'da çalışmaktadır. Tüm medeni haklarını kullanmaktadır. Bu kişilerin, zorunluluk olmadığı sürece, diğer kişilerden ayrı işlemlere tabi tutulmaları onların toplumdan dışlanmasını ve üzülmeleri sonucunu doğurur ki, bu olgunun da göz önünde tutulması gerekmektedir.
Şu duruma göre, davalı bankanın somut olaydaki davranışı ile davacının, sosyal kişilik değerlerine saldırı teşkil edebilecek eylemde bulunduğu kabul edilmek gerekirken, somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle davanın reddedilmiş olması bozmayı gerektirmiş ise de, karar onanmış bulunduğundan davacının belirtilen nedenlerden dolayı karar düzeltme istemi HUMK'nin 440-442. maddeleri uyarınca kabul edilmeli, onama kararı kaldırılmalı ve hüküm açıklanan nedenlerle bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak, dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davacı
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, mahkeme kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle gerek Türk Medeni Kanunu'nun 24; gerek BK'nin 49. maddelerinin özüne ve sözüne uygun, uygulanabilmesi için saldırının hukuka aykırı olması gerekir. Diğer bir anlatımla hukuka uygun bir eylemin anılan maddelerin uygulanmasına imkan vermeyeceğinde kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşıldığı üzere olayda davalının kanunun verdiği yetkiye, özellikle BK'nin sözleşmenin feshine ilişkin hükümlerine dayanmıştır. En önemlisi bu feshin MK 24. madde, BK 49. maddelerine göre akdin feshi sınırlarını aşarak kişilik haklarına tecavüz şekline gelmediği ve sırf davalının davacıya zarar verme amacıyla da sözleşmeyi fesih yönüne gittiği ve böylece davranışının hukuka aykırılığı da kanıtlanamamıştır. Bu durumda davacının hakları ancak akdin fesih ve BK'nin fesih hükümleri için de değerlendirilebilir. O nedenle yerel mahkeme kararı onanmalıdır.
Sonuç: Davacının temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 596.000 lira bakiye temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 03.02.1999 tarihinde, oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy