(765 S. K. m. 59, 80, 102, 104, 240, 244, 279, 339) (647 S. K. m. 4) (4758 S. K. m. 1) (1412 S. K. m. 322) (2863 S. K. m. 51) (8. HD. 23.06.1997 T. 1996/8610 E. 1997/3997 K.)
Dava: Sanık S. hakkında Adalet Bakanlığı'nca verilen kovuşturma izni uyarınca B. C. Başsavcılığı'nca 06.04.2001 günlü iddianame ile talepte bulunulması üzerine, B. Ağır Ceza Mahkemesi'nce 19.6.2001 gün ve 69-163 sayı ile;
Sanık G. eski hakimi S'nin Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1997/27, 28, 30 esas sayılı dosyaları ile ilgili olarak 30.5.1997 tarihinde keşfe gitmediği halde keşif zabıtlarını bilgisayarla yazdırıp dairede imzalattırdığı,
Asliye Hukuk Mahkemesi'ne ait bir kısım dosyalarda SİT alanının belirlenmesine ilişkin keşiflere gitmediği halde, dairede keşif tutanakları düzenlediği,
Asliye Hukuk Mahkemesinin 1994/198 esas sayılı dosyasında bacanağı olan Ş'nin davacı konumunda olmasına ve davaya bakmasına yasal engel bulunmasına rağmen dava dilekçesini 13.10.1994 tarihinde havale edip aynı gün tensip yaparak keşif icra ettiği, mahalli bilirkişi N'nin söylememesine rağmen ona atfen diğer davacılar taşınmazın bir bölümünü Ş'ye sattılar biçiminde zapta yazdırıp tutanağı okutturmadan imzalattırdığı, Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1998/53, 54 esas sayılı dosyalarında da aynı şahsın tarafı olduğu davalara da bakıp kabulle sonuçlandırdığı,
Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1995/158 esas sayılı dosyasında mahalli bilirkişi Y'ye diyeceğini sormadan onun adına zapta mütalaa yazdırıp okutturmadan imzasını aldığı,
Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1996/131 esas sayılı dosyasında mahalli bilirkişi İ. ile zilyetlik tanığı H. keşifte hazır bulunmadıkları halde var göstererek serdedilmeyen görüşleri bizzat tutanağa yazdırıp imzalarını dairede ikmal ettirdiği,
Kadastro Mahkemesi'nin 1998/733 esas sayılı dosyasında arazi başına giderek davacılardan bir kısmına gayrimenkulün bir bölümünün verilmesi halinde davayı kabul edeceğini söylediği,
Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü'nün 20.04.2001 tarih ve 31382 sayılı yazıları gereğince, sanık S.'nin birinci sınıfa ayrıldığının anlaşıldığı gerekçesiyle yüklenen suçlardan cezalandırılması için sanık hakkında verilen son soruşturmanın Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nde açılmasına ilişkin karar üzerine, Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nce 14.09.2001 gün ve 35-21 sayı ile 6. Ceza Dairesi'ne görevsizlik kararı verilmiştir.
Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nce yapılan yargılamada kanıtlar toplandıktan sonra 11.09.2003 gün ve 13044-6298 sayı ile; sanığın resmi evrakta sahtecilik ve irtikaba kalkışmak suçlarının sübuta ermediği ve bu suçların yasal öğelerinin de oluşmadığı kabul edilerek beraatına; sanığın, bacanağı Ş. adına zilyetlik payının satın alınması, karşılığının bir bölümünün ödenmesine de aracılık ettiği taşınmazlarla ilgili olarak G. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1994/109, 1998/53 ve 54 esas sayılı davalarda hakimin reddi ve çekilme nedenleri gerçekleştiği halde duruşma ve keşiflerini yapıp anılan davacıyı kayırma fikriyle yasaya ve hukuka aykırı karar ve hüküm verdiği sübuta erdiğinden eylemine uyan TCY'nın 244, 80, 59, 647 sayılı Yasanın 4'üncü maddeleri uyarınca sonuç olarak 435.000.-TL ağır para cezası ile cezalandırılmasına ve 2 ay 27 gün süreyle memuriyetten yoksun kılınmasına, bu cezanın 4616 Sayılı Yasanın 4758 sayılı Yasa ile düzenlenen 1. maddesinin 4. bendinin 3. paragrafı uyarınca dava zamanaşımı süresince ertelenmesine karar verilmiştir.
Bu hükmün sanık vekili ile katılan Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
CEZA GENEL KURULU KARARI
G. C.Savcısı A. tarafından 12.12.2000 gün ve 204 sayılı yazı ile; sanıklar Ö.Ö., A.V., C.G., D.A., V.P., Z.P., Ş.Y. ve Z.A. haklarında 4422 Sayılı Yasaya aykırılık, evrakta sahtecilik, rüşvet ve yalan tanıklık suçlarından yürütülen hazırlık soruşturması sırasında alınan beyanlarında, G. ilçesinde daha önce görev yapan hakimler haklarında birtakım iddialar ileri sürmeleri üzerine dosyalar üzerinde yapılan incelemelerde dava dilekçelerinde bulunan imzalarla adına dava açılan kişilerin imzalarının tamamen farklı olduğunun görüldüğü, sanıklardan Ö.Ö.'nün, dava dilekçelerindeki imzaları kendisinin atarak hakime havale ettirdiğini beyan ettiği, tescil davalarına ziraat bilirkişisi olarak katılan Ş. ve Z'nin ise, taşlık ve kayalık arazilere tarım arazisi diye rapor vermeleri için hakimler S., A. ve Ö'den baskı gördüklerini beyan ettikleri, iddiaların boyutları dikkate alınarak konunun soruşturulması için Adalet Müfettişi görevlendirilmesi talep edilmiştir.
Bu iddiaların soruşturulması için görevlendirilen Adalet Müfettişleri tarafından düzenlenen 14.02.2001 tarihli soruşturma raporunda, hakimler S., A. ve R. haklarında iddiaların bir kısmı sabit görülerek, kovuşturma yapılması ve disiplin cezası uygulanmasının uygun olacağı kanaatine varıldığı bildirilmiştir.
Adalet Bakanlığınca verilen kovuşturma izni uyarınca, yüklenen suçlardan dolayı B. Ağır Ceza Mahkemesi'nce verilen son soruşturmanın açılması kararıyla, birinci sınıfa ayrılmış olan sanık Hakim S. hakkında Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nde kamu davası açılmıştır.
Sanığa yüklenen suçların niteliği incelendiğinde;
TCY'nın 240. maddesinde düzenlenen görevde yetkiyi kötüye kullanma suçu, aynı yasanın 279. maddesi uyarınca memur sıfatına haiz olan kimsenin kasten yasada yazılı hallerden başka her ne suretle olursa olsun, görevini yasanın gösterdiği usul ve esaslardan başka surette yapması ve yasanın koyduğu usul ve şekle uymadan yapmasıdır.
TCY'nın 244. maddesinde düzenlenen suçta ise, hakimlerin kayırma veya düşmanlık duygusu ile yasaya aykırı hüküm veya karar vermek suretiyle görevlerini kötüye kullanmaları yaptırıma bağlanmıştır.
Türk Ceza Yasası'nın 6'ncı Bab 3'üncü faslında düzenlenen evrakta sahtecilik suçlarının hukuki konusu ise kamunun güvenidir. Belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, gerçek bir belgeye eklemeler yapılması, tamamen veya kısmen değiştirilmesi eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek suç sayılıp, yaptırıma bağlanmıştır. Bu nedenle de fiilen bir zararın ortaya çıkması aranmamakta, zarar olasılığı yeterli görülmektedir. Resmi evrakta sahtekarlık suçunda, evrakın sahte olarak düzenlenmesi yeterli olup, kullanılması suçun oluşması için gerekli değildir.
Bunlardan resmi belgenin aslında ya da yiten asıl belgenin yerine geçen onaylı örneği üzerinde sahtecilik; görevli memur tarafından görevi nedeniyle işlenmiş ise TCY'nın 339'uncu maddesi uygulanacaktır.
Bu açıklamalar ışığında sanık hakkındaki her bir kamu davası ayrı ayrı ele alınarak, eylemleri değerlendirildiğinde;
1- Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1995/158 esas sayılı dosyasında, mahalli bilirkişi Y'ye diyeceğini sormadan, onun adına tutanağa mütalaa yazdırıp okutmadan imzasını aldığı iddiasıyla görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçundan kamu davası açılmışsa da;
G. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1995/158 esas sayılı dava dosyasına ilişkin onaylı tutanak örneklerinin incelenmesinde mahalli bilirkişi Y'nin 06.12.1995 günlü keşifte dinlendiği anlaşılmaktadır.
Görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçuna ilişkin TCY'nın 240. maddesinde öngörülen cezanın üst sınırına göre aynı yasanın 102/4 ve 104/2. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 aylık dava zamanaşımı süresinin keşif tarihi nazara alındığında, suç ve inceleme tarihleri arasında 16.09.2003 tarihinde dolmuştur. Yüksek 6. Ceza Dairesi'nin sanığın bu suçtan da beraatına ilişkin hükmünün bozulmasına, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden CYUY'nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak bu suça ilişkin kamu davasının gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar verilmelidir.
2- Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1994/109 esas sayılı dosyasında, bacanağı olan Ş'nin davacı konumunda olmasına ve davaya bakmasına yasal engel bulunmasına rağmen, dava dilekçesini 13.10.1994 tarihinde havale edip aynı gün tensip yaparak keşif icra ettiği, mahalli bilirkişi N'nin söylememesine rağmen ona atfen diğer davacılar taşınmazın bir bölümünü Ş'ye sattılar biçiminde tutanağa yazdırıp tutanağı okutturmadan imzalattırdığı, Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1998/53 ve 54 esas sayılı dosyalarında da aynı kişinin taraf olduğu davalara bakıp kabulle sonuçlandırdığı iddiası ile ilgili kanıtların incelenmesinde;
S., Adalet Müfettişlerine sunduğu yazılı savunmada ve aşamalardaki beyan ve dilekçelerinde; yüklenen suçu işlemediğini, davaya bakmasına yasal bir engel bulunmadığını, yargılamanın da yasa ve usule uygun olarak sonuçlandırıldığını beyan etmiştir.
Sanığın bacanağı olan tanık Ş., son soruşturma aşamasında istinabe yoluyla alınan ifadesinde, G'de arsa alım satım işiyle uğraşmak için Av. İ.I.'ya vekaletname verdiğini, bir süre sonra avukatının uygun bir arsa bulduğunu bildirdiğini, adaya giderek alım ile ilgili belgeleri imzaladığını, bu yerin davalı olduğunu bilmediğini, avukatının adına dava açarak yürüttüğünü, daha sonra .....'da görev yapması nedeniyle uzak olduğu için bu arsayı N'ye sattığını, vekaletname ve sözleşmedeki imzaların kendisine ait olduğunu beyan etmiştir.
Tanık N., Adalet Müfettişleri tarafından alınan ifadesinde; 1994/109 esas sayılı dosyanın keşif tutanağında mahalli bilirkişi olarak gösterilen kişinin kendisi olduğunu, keşifte bu yerin bir bölümünün de Ş'ye ait olduğunu söylemediğini, çünkü böyle bir kişiyi tanımadığını, adaya geldiğini görmediğini, hakimin tutanağa yazdırdığını, bu yerin 1968 yılında toprak tevzi komisyonu tarafından mera olarak bırakıldığını söylediğini, bu hususun da tutanağa geçmemiş olduğunu, daha sonra adliyeye çağırarak tutanağı imzalattıklarını, imzanın kendisine ait olduğunu beyan etmiştir.
Duruşmada ise Adalet müfettişlerine verdiği ifadenin doğru olduğunu belirtmiş ve aynen;
ben bu keşifte bu yerin Ş'ye ait olduğunu hiç söylemedim. Çünkü böyle bir şahsı tanımıyorum. Ben bahsettiğim keşifte sadece D'ye ait taşınmazın hudutlarını gösterdim. D., taşınmazının bir kısmını N.K.'ya, bir kısmını da S'ye sattı, ben keşifte sadece bunu söyledim şeklinde beyanda bulunmuştur.
T.N.K.'da Adalet Müfettişleri tarafından alınan ifadesinde; G. Tarım Kredi Kooperatifi Müdürü olduğunu, davacı olduğu 1994/109 esas sayılı dosyada keşif sırasında mahalli bilirkişi olan N. bu yerin bir bölümünün de Ş'ye ait olduğu hususunda bir şey söylemediğini, sanık Hakim S'nin tutanağı yazdırırken, taşınmaz davacılardan N. ve S'ye satıldı, onlar da bir kısmını Ş'ye sattılar şeklinde yazdırınca N'nin, kendisine satıp satmadıklarını sorduğunu ve ona sattıklarını söylediğini, sanık Hakim S'nin satışını yaptıkları kısım için Ş'ye aracılık ettiği için durumu bildiğini ve tutanağa yazdırdığını, tutanak bitince sanığın tamamen okuyarak hazır bulunanlara imzalattığını, keşiften daha önce sanık Hakimle konuştuklarında Ş. adında bir arkadaşı olduğunu, bir yer almak istediğini belirtince bu yerin 2/8 hissesini 40 milyon lira karşılığında satabileceklerini söylediklerini, aradan kısa bir süre geçtikten sonra sanık Hakimin, Ş'nin 20 milyon lira gönderdiğini söyleyip kendilerine verdiğini, satışın bu suretle sanığın aracılığıyla gerçekleştiğini, keşfe Ş'nin gelmediğini, kalan parayı da ödemeyince keşiften sonra durumu sanığa aktarıp sorduklarında arkadaşının bu yeri almaktan vazgeçtiğini söylemesi üzerine aldıkları parayı iade ettiklerini, daha sonra Ş'nin sanık Hakimin bacanağı olduğunu öğrendiklerini, Ş'nin bu yer haricinde birkaç yerini de kendisine sattığını, bu yerleri nasıl aldığını bilemediğini, bu kişinin ......ya geldiğini hiç görmediğini beyan etmiş, 22.01.2001 tarihinde alınan ek ifadesinde ise, sanık Hakimin daha önce Ş'ye satışına aracılık ettiği yer ile ilgili olarak 12.10.1994 tarihli dava dilekçesini hazırlayarak S. ile imzaladıklarını ve Ş'ye ait imza yeri boş olarak sanık Hakime dilekçeyi bizzat teslim ettiğini, onun da Ş'nen bir süre sonra gelip imzalayacağını söylediğini, bundan sonra dava safahatında ve keşifte adı geçeni görmediğini, davada zarar görebilecekleri düşüncesiyle keşiften sonra Ş'nin vekili aracılığıyla bu yeri geri satın aldıklarını, Ş'yi 1995 yılı yaz aylarında adaya geldiğinde görüp tanıdığını beyan etmiştir.
Duruşmada ise benzer şekilde anlatımda bulunmuş, ancak söylediklerinin bir kısmının yanlış anlaşılmış olduğunu, sanık Hakimin keşif tutanağını mahalli bilirkişinin söyledikleri doğrultusunda yazdırdığını, keşifte yerel bilirkişi N. ile aralarında konuşma geçmediğini söylemiş ve bu ifadesinde ısrar etmiştir.
G. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1994/109 esas sayılı dosyasının incelenmesinde; Davacılar Ş., N. ve S. tarafından, davalılar Hazine, G. Belediye Başkanlığı, Z. Köyü Muhtarlığı ve Karayolları Genel Müdürlüğü aleyhine, harici satım senedi ve zilyetliğe dayalı olarak 13.10.1994 havale tarihli dilekçe ile tescil davası açıldığı, sanık Hakim S. tarafından aynı gün tensip yapılarak, verilen ara kararı uyarınca yine aynı gün keşif yapıldığı, keşfe mahalli bilirkişi olarak tanık N., davacılardan N. ile S. ve Ş. vekili Av. İ.I.'nın katıldıkları, yerel bilirkişi N'nin yeri ve sınırlarını gösterip bundan 7 ay kadar önce taşınmaz davacılardan N. ve S'ye satıldı, onlar da bir kısmını Ş'ye sattılar, taşınmaz bir bütün olarak üç davacının kullanımındadır şeklinde beyanda bulunduğunun tutanağa geçirilmiş olduğu;
Daha sonra Hakim R. tarafından icra edilen 23.01.1995 günlü oturumda davacılar N. ve S'nin, diğer davacı Ş'ye ait 3/8 oranındaki hisseyi müştereken satın aldıklarını beyan ettikleri, 20.02.1995 günlü oturumda ise davanın takip edilmemesi nedeniyle işlemden kaldırılmasına, 30.05.1995 tarihinde de sanık Hakim tarafından davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.
Öncesi 1995/87 olup bozma sonrasında 1998/54 esas numarası alan dosyanın incelenmesinde; Davacılar Ş., C. ve A. tarafından, Hazine, G. Belediye Başkanlığı, Z. Köyü muhtarlığı aleyhine 08.03.1995 tarihinde açılan tescil davasında, Vakıflar İdaresi'nin de davaya itirazcı davacı olarak katıldığı, sanık Hakim S. tarafından 06.05.1995 tarihinde yapılan keşfe dayalı olarak 13.05.1996 gün ve 87-103 sayı ile davacıların davalarının kabulüne, itirazcı davacı idarenin davasının reddine karar verildiği;
Bu hükmün Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda 03.06.1997 gün ve 8623-3405 sayı ile; 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası'nın 51 ve devamı maddeleri uyarınca kurulan Koruma Kurulu kararı ve krokisi, 238 sayılı belirtme parseli ile Ç. Valiliği'nin 3.12.1968 tarihli yazısında açıklanan 50 adet tapunun nitelikleri belirlenip getirtilmeden, bölgedeki mera hudutları ve vakıfname araştırılmadan ve bilirkişi tarafından hazırlanan ancak röper noktaları bulunmaması nedeniyle uygulanma niteliğinden yoksun rapora dayalı olarak eksik inceleme ile karar verilmesi isabetsizliğinden bozulduğu;
Yeniden yapılan yargılamada dava takip edilmediğinden 14.11.2000 tarihinde işlemden kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.
Öncesi 1995/88 olup bozma sonrasında 1998/53 esas numarası alan dosyanın incelenmesinde; taraflar ve dava konusunun aynı olduğu, yalnızca aynı mevkide bir başka yer için dava açıldığı, sanık Hakim tarafından verilen davanın kabulüne ilişkin 13.05.1996 gün ve 88-104 sayılı kararın, Yargıtay 8. Hukuk Dairesince 23.06.1997 gün ve 8610-3997 sayı ile aynı nedene dayalı olarak bozulduğu anlaşılmaktadır.
Özel Dairece, 1994/109 esas sayılı dosyada davacı Ş.K'ye ait imzanın kimin elinden çıktığı yönünde yaptırılan inceleme sonucunda Adli Tıp Kurumu Fizik/Grafoloji İhtisas Dairesi'nce düzenlenen 9.5.2003 günlü raporda, söz konusu imzanın Ş'ye ait olduğu sonucuna varıldığı belirtilmiştir.
Bu bilgi ve belgeler bir arada ele alınıp değerlendirildiğinde;
Sanık hakimin, bacanağı Ş'nin de hisseli olarak zilyet bulunduğu taşınmazların, bu kişi adına da tescil edilmesini sağlamak için açılan tescil davalarında, yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişinin söylemediği hususları, söylemiş gibi onun ağzından tutanağa geçirdiği tanık beyanları ile sabittir. Sanığın sabit olan bu eylemi, gerçeğe aykırı tutanak düzenlenmiş olması karşısında TCY'nın 339. maddesindeki resmi evrakta sahtecilik suçuna uymaktadır. Özel Dairece, sanığın eyleminin TCY'nın 244. maddesindeki suça uyduğunun kabul edilmesi yasaya aykırıdır.
Bu itibarla Özel Daire kararının, suç niteliğinin belirlenmesindeki isabetsizlik nedeniyle bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Başkanı ve Üyeler ise, Sanığın sabit olan eylemleri, bacanağını kayırma duyusuyla tensip ve keşif kararları vermekten ibaret olup, Özel Daire'ce belirlenen suç niteliği isabetlidir. Bu itibarla, sanık hakkındaki Özel Daire mahkumiyet hükmünün onanmasına karar verilmelidir. görüşüyle karşıoy kullanmışlardır.
3- Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1997/27, 28 ve 30 esas sayılı dosyalarında 30.05.1997 tarihinde keşfe gitmediği halde keşif tutanaklarını bilgisayarla yazdırıp dairede imzalattırdığı iddiası ile ilgili kanıtların incelenmesinde;
S., Adalet müfettişlerine sunduğu yazılı savunmada; bu iddianın doğru olmadığını, keşif tutanaklarında mutlaka hakim, katip, mübaşir, fen elemanı, ziraat bilirkişisi, yerel bilirkişi, tanık, davacı veya vekili, davalı veya vekili gibi birçok kişinin yer aldığı bir durumda bu kadar insana rağmen taşınmaz başına gidilmeden ve tutulan tutanak imzalanmadan işlem yapılmasının olanaksız olduğunu belirtmiş, duruşmada ve sunduğu çeşitli savunma dilekçelerinde de benzer şekilde anlatımda bulunarak, yüklenen suçu kabul etmediğini, tanık beyanları ile de bunun kanıtlandığını söylemiştir.
Tanık N., Adalet Müfettişleri tarafından alınan ifadesinde; G. adliyesinde Asliye Hukuk ve Asliye Ceza Mahkemeleri'nde katip olarak görev yaptığını, söz konusu dosyalarda keşif tutanaklarının bilgisayar ile yazıldığını daha sonra gördüğünü, çünkü keşfe katip olarak kendisinin gitmediğini, o tarihte adliyede bilgisayar olmadığı gibi kullanmayı bilenin de olmadığını, tutanakların bilgisayar olan bir yerde yazılıp sonradan imzalandığı kanaatinde olduğunu belirtmiş, duruşmada da benzer şekilde anlatımda bulunmuştur.
Tanık B., Adalet Müfettişleri tarafından alınan ifadesinde; mübaşir olarak görev yaptığını, söz konusu dosyalarda keşif tutanaklarının bilgisayar ile yazıldığını daha sonra gördüğünü, çünkü bu dosyaların keşiflerinin yapıldığı sırada kendisinin duruşmada olduğunu, o tarihte adliyede bilgisayar olmadığı gibi kullanmayı bilenin de olmadığını, tutanakların bilgisayar olan bir yerde yazılıp sonradan imzalandığı kanaatinde olduğunu, hakim ve katiplerin de bu dosyaların keşiflerine gitmediklerini beyan etmiş, duruşmada da benzer şekilde anlatımda bulunmuştur.
Tanık Ş., Adalet müfettişlerince alınan ifadesinde; G. İlçe Tarım Müdürlüğü'nde Ziraat Mühendisi olarak çalıştığını, Asliye Hukuk Mahkemesi'nin kendisine gösterilen 1997/27, 28 ve 30 esas sayılı dosyalarının 30.05.1997 tarihli keşiflerine gidilmeden sanık Hakim S. tarafından tutanak tutulduğunu, çünkü keşif tutanaklarının bilgisayarla yazıldığını, o tarihte adliyede bilgisayar olmadığını, kendisine de imza eksikliği olduğu söylenerek tutanakların imzalatılmış olabileceğini, bu keşiflere gitmediğini, ancak imzaların kendisine ait olduğunu beyan etmiştir.
Duruşmada, birtakım matbu SİT keşiflerinde bilgisayarda yazılıp sanki keşfe gidilmiş gibi tutanak düzenlenerek imzaların adliyede tamamlattırıldığını söylemiştir.
Tanık Avukat B., Adalet Müfettişlerince alınan ifadesinde; Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1997/27, 28 ve 30 esas sayılı dosyalarında bilgisayarla yazılı keşif tutanaklarını aradan uzun zaman geçmesi nedeniyle net hatırlamadığını, kendisine gösterilen bu dosyalara ait 30.05.1997 tarihli keşif tutanaklarında adı altındaki imzaların kendi imzalarına benzediğini, sanık Hakim S'nin bazen keşif heyeti ile keşfe gidip notlarını aldıktan sonra tutanağı dairede yazılmış olduğunu, 1997 yılında adliyede bilgisayar olduğunu sanmadığını, tutanakların bilgisayarla nerede yazıldıklarını bilemediğini beyan etmiş, duruşmada da benzer şekilde anlatımda bulunmuştur.
Tanık S. ise son soruşturma aşamasında talimatla dinlenmiş olup, aradan uzunca bir zaman geçtiğinden dolayı söz konusu dosyaların numaralarını hatırlamadığını, gösterilen keşif tutanaklarındaki imzaların kendisine ait olduğunu, o keşiflere katip olarak gittiğini ve mahalli bilirkişilerin dinlendiğini, önceden tebligat çıkartılan mahalli bilirkişilerin keşif mahallinde hazır bulunduklarını, bütün bilgisinin bundan ibaret olduğunu beyan etmiştir.
Dosyada bulunan söz konusu keşif tutanaklarının onaylı fotokopilerinin incelenmesinde;
1997/27 esas sayılı dava dosyasında 30.05.1997 tarihinde yapılan keşifte sanık Hakim S. ve katip olarak da tanık S.A.'nın yer aldığı, bilgisayar veya elektronik daktiloyla yazılmış olan tutanağın adı geçenler ile tanık mübaşir B., tanık davacı vekili Av. B., tanık Ziraat Mühendisi Ş., fen elemanları S. ve L., davalı hazine vekili, zilyetlik tanığı İ.K., mahalli bilirkişi Y.P. tarafından imzalandığı, 1997/30 esas sayılı dava dosyasında yapılan keşifte de aynı kişilerin yer aldığı;
1997/28 esas sayılı dosyada ayrıca inşaatçı bilirkişi olarak H'nin de imzasının bulunduğu anlaşılmaktadır.
Bu bilgi ve belgeler bir arada ele alınıp değerlendirildiğinde;
G. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1997/27, 28 ve 30 esas sayılı dosyalarında, 30.05.1997 tarihinde keşif yapılmış gibi düzenlenen tutanakların gerçeğe aykırı oldukları, bilgisayar veya elektronik daktilo kullanılarak keşif tutanağı düzenlenmesinin olanaksız olduğu tanıklar N., B., Ş. ile Av. B'nin beyanlarından açıkça anlaşılmaktadır. Bir an için söz konusu keşiflerin yapıldıkları kabul edilse dahi, mübaşir B. keşifte hazır olmadığı halde, var gösterilmek suretiyle gerçeğe aykırı tutanak düzenlendiği ve sanığa yüklenen resmi evrakta sahtekarlık suçunun sabit olduğu açıktır. Özel Daire'ce, dosya kapsamına aykırı olarak, sanığın cezalandırılmasına yeterli kanıt bulunmadığından bahisle beraat kararı verilmesi isabetsiz olup, hükmün bozulmasına karar verilmelidir.
4- Asliye Hukuk Mahkemesine ait bir kısım dosyalarda SİT alanının belirlenmesine ilişkin keşiflere gitmediği halde dairede keşif tutanakları düzenlediği iddiası ile ilgili kanıtların incelenmesinde;
Sanık aşamalarda tutarlı bir şekilde yüklenen suçu işlemediğini, bütün keşifleri mahalline giderek usulüne uygun bir şekilde yaptığını belirtmiştir.
Tanık N., Adalet Müfettişleri tarafından alınan ifadesinde; G. adliyesinde katip olarak görev yaptığını, sanık Hakim S. zamanında işlerin yoğun olduğunu, SİT keşiflerinin büyük çoğunluğunun dairede yazıldığını, bu keşiflerin bir kısmına kendisinin katılmadığını, gidilip gidilmediğini bilemediğini, hatta kendisinin katıldıklarından tutanakta yazılı bilirkişilerin bir kısmı eksik olduğu halde SİT keşiflerine gidildiğini bildiğini, ancak hangi dosyalar olduğunu hatırlamadığını, gittiği keşiflerde de daktiloyu bir yere koyup beklediğini, keşif mahalli gezilirken yanlarında bulunmadığı için hakimlerin kimi nasıl dinlediklerini, kimlerin katılıp kimlerin katılmadığını bilemeyeceğini, kaç keşifte olmayanlar varmış gibi gösterilerek tutanak düzenlendiğini ve dosya numaralarını hatırlayamayacağını, keşif mahalli gezildikten sonra tutanağın Hakim tarafından yazdırıldığını beyan etmiştir.
Duruşmada ise aynen; Hakim S., zamanında işlerin çok yoğun olduğundan SİT keşiflerine ait tutanakların bir kısmı dairede yazıldı. Ancak esasa yönelik keşiflerde taşınmazın başına gittik. Hatta benim katıldıklarımın zapta yazılanların bir kısmı eksik olduğu halde SİT keşiflerine gidildiğini biliyorum, ancak yoğun çalışmamız nedeniyle bunların esas ve karar numarasını hatırlamam mümkün değildir. şeklinde beyanda bulunmuş ve Adalet Müfettişlerine verdiği ifadenin doğru olduğunu söylemiştir.
Tanık B., Adalet Müfettişleri tarafından alınan ifadesinde, mübaşir olarak görev yaptığını, sanık Hakim S'nin, SİT keşiflerinden tahminen 1/3'ü kadarına gitmeden keşif tutanaklarının daha önceden fotokopi ile çoğaltılıp, boşluklar doldurularak ilgili kişilere dairede imzalattırıldığını, bu dosyaların hangileri olduğunu hatırlayamayacağını beyan etmiştir.
Duruşmada ise aynen; Hakim S. bey zamanında yapılan SİT keşiflerinden tahminen 1/3 kadarı hiç keşif mahalline gidilmeden adliyede yapılmakta idi. Ayrıca S. bey bir kısım keşiflerde mahalli bilirkişi ve tanıklar hiçbir şey söylemediği halde dosyaya bakıp keşif zaptı yazdırıyorlardı, zaten genellikle mahalli bilirkişi ve tanıklar yoktu, olanlar da bazı keşif yerleri hakkında hiçbir bilgiye sahip değillerdi
.. şeklinde beyanda bulunmuştur.
Tanık H., Adalet Müfettişleri tarafından alınan ifadesinde; serbest mimar olduğunu, mahkemelerde keşfe katıldığını, bu keşiflerde taşınmazlar içinde yapı varsa bu yönleri, kamulaştırma varsa karayolları paftalarını, ayrıca SİT alanı içinde kalıp kalmadığı yönünden inceleme yapıp raporlarını verdiğini, hakimlerin keşif yapma usullerini bilmediğini, keşfe katılanların kimler olduğunu, bu kişilerin davanın tarafları mı, mahalli bilirkişi ve tanıklar mı olduklarını ya da tutanakta yazılı kişilerin katılıp katılmadıklarına hiç dikkat etmediğini, tutanaklarda imzası bulunan SİT keşiflerinin hepsine gittiğini, gitmeden imzaladığı tutanak hatırlamadığını, ancak bu keşiflere mahalli bilirkişilerin gitmediğini beyan etmiştir.
Duruşmada ise aynen; Ben mahkemelerde keşfe katıldım. Kendim mimar olduğum için taşınmazların içinde yapı varsa ayrıca SİT alanı içerisinde kalıp kalmadığı yönünde inceleme yapıyor, raporlarımı veriyordum. Bu gidilen keşifler arasında gitmediğimiz SİT keşifleri vardı. Bunlara mahalli bilirkişilerin gelmediği de oluyordu... Tanığa 9.3.1996 tarihli G. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından yapılmış 1995/202 esas sayılı dosyada yapılan keşif tutanağı okundu, soruldu; Bana göstermiş olduğunuz keşif tutanağındaki imzalar bana aittir. Ancak keşfe gidip gitmediğimi hatırlamıyorum, bazı SİT keşiflerine gitmeden yaptığımız da oluyordu, bu da onlardan bir tanesi olabilir. şeklinde ifade vermiştir.
T.H.Y., Adalet Müfettişleri tarafından alınan ifadesinde; G. İlçe Tarım Müdürlüğü'nde ziraat teknikeri olarak çalıştığını, bilirkişi olarak SİT keşiflerine gittiğini hatırlamadığını, normal keşiflerde de araziye çıkıp gezmesi nedeniyle Hakimlerin ne şekilde tutanak düzenlediklerini, mahalli bilirkişi ve tanıkların beyanlarını ne şekilde yazdıklarını, gelen kişilerin taraflar mı yoksa bilirkişi ve tanıklar mı olduğunu bilemediğini beyan etmiştir.
Tanık V. de Adalet Müfettişleri tarafından alınan ifadesinde; mahkemelerin keşiflerinde mahalli bilirkişilik yaptığını, SİT keşiflerine gitmediğini, imzalarının ise daireye çağırılarak kendisine attırıldığını beyan etmiştir.
Tanıklar Kaymakam M., Hakim R. ve Hakim H. ise, SİT keşiflerine gidilmeden gidilmiş gibi dairede tutanak düzenlendiğini duyduklarını beyan etmişlerdir.
Adalet Müfettişlerince 13.01.2000 tarihinde düzenlenen inceleme tutanağında; G. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin dosyalarının incelenmesinde sanık Hakim S. tarafından SİT alanının belirlenmesine ilişkin keşif yapılan 106 adet dosyada matbu tutanaklar düzenlenip, keşfe gidilmediği halde gidilmiş gibi dairede tutanak düzenlenerek imzalandığı belirtilerek, dosyaların esas ve karar numaraları tek tek yazılmış ve bunlardan 1995/96 ve 202 esas sayılı dosyalara ait keşif tutanaklarının onaylı fotokopileri de tutanağa eklenmiştir. Bunların incelenmesinde; mahalli bilirkişi, fen elemanı, ziraatçı bilirkişi ve mimar bilirkişinin beyanlarının önceden yazılı olduğu halde, bu kişilerin kimliklerinin farklı bir daktilo ile tutanağa sonradan eklendiği anlaşılmaktadır.
Bu bilgi ve belgeler değerlendirildiğinde;
Sanığın, açılan tescil davalarında G. Asliye Hukuk Mahkemesi Hakimi sıfatıyla SİT alanı iddialarının araştırılması içinde mahallinde yapması gerekli olan keşiflerin bir kısmını icra etmediği halde, mahallinde icra edilmiş gibi tutanak düzenlettiği tanık anlatımları ve Adalet Müfettişlerince düzenlenen inceleme tutanakları kapsamından açıklıkla anlaşılmaktadır. Sanık, görevine giren bir hususta gerçeğe aykırı belge düzenlemek suretiyle yüklenen resmi evrakta sahtekarlık suçunu işlemiştir. Bu itibarla Özel Daire'ce, dosya kapsamına aykırı olarak, sanığın cezalandırılmasına yeterli kanıt bulunmadığından bahisle beraat kararı verilmesi isabetsiz olup, hükmün bozulmasına karar verilmelidir.
5- Asliye Hukuk Mahkemesinin 1996/131 esas sayılı dosyasında mahalli bilirkişi İ. ile zilyetlik tanığı H.V. keşifte bulunmadıkları halde var göstererek, serdedilmeyen görüşleri bizzat tutanağa yazdırıp imzalarını dairede tamamlattırdığı iddiasıyla ilgili kanıtların incelenmesinde;
Sanık aşamalarda yüklenen suçlamayı kabul etmediğini beyan etmiştir.
Tanık İ., Adalet Müfettişleri tarafından alınan ifadesinde; 26.10.1996 tarihli keşif tutanağı gösterilerek sorulduğunda, o civarda arazileri olduğu için keşfe konu yeri ve sınırlarını bildiğini, bu yerin keşfine kesinlikle gitmediğini, keşif tutanağında ağzından yazılmış hususların kendisiyle bir ilgisi olmadığını, zaman zaman gittiği bazı keşiflerden sonra tutanakların adliyede yazılıp sonra çağırıp imzalattıklarını, bu tutanağın da kendisine aynı şekilde imzalatılmış olabileceğini, çünkü tutanaktaki imzanın kendisine ait olduğunu, adları geçen davacı F. ve O. adlı kişileri tanımadığını beyan etmiştir.
Duruşmada ise aynen; Ben F. ve O. isimli şahısları tanımam .....'da herhangi bir yer aldıklarını bilmem. A'yı tanırım, bu şahıs bir parça arazisini N'ye sattı. Beni bu taşınmazın tescil davasında bilirkişi olarak dinlediler. Ben de sadece bu kadarını söyledim, başka bir şey söylemedim, keşif zabtındaki imza bana aittir. Ben bu yere bir kere gitmiştim. Zaman zaman bizi adliyeye çağırıp bazı keşif tutanaklarını imzalattıkları oluyordu
...Ancak ben bu keşfe gitmedim. Benim ağzımdan yazılan sözler bana ait değildir. Eğer söz konusu keşfe gitmiş olsaydım kesinlikle hatırlardım. Çünkü oralardaki araziler ve mevkiler bizim kendi çocukluğumuzdan beri bildiğimiz yerlerdir. Benim de o civarlarda arazim vardır şeklinde beyanda bulunmuş ve Adalet Müfettişlerine verdiği ifadenin doğru olduğunu söylemiştir.
Tanık H., Adalet Müfettişlerince alınan ifadesinde; 26.10.1996 tarihli keşif tutanağı gösterilip sorulduğunda, zilyetlik tanığı altındaki imzanın kendisine ait olduğunu, ancak keşif konusu yeri kesin bildiğini, buranın bitişiğinde ve kuzey tarafında kendisinin de tarlasının olduğunu, o nedenle bu yere keşif için gitmediğini kesin bildiğini, keşif tutanağında ağzından yazılmış olan sözlerin kendisiyle ilgisi olmadığını, bu yere keşfe gitmiş olsa kesinlikle hatırlayacağını, kendisini adliyeye çağırıp imzasının eksik olduğunu söyleyip imzasını aldıklarını zannettiğini, zaman zaman gittiği başka keşiflerde daha sonra adliyeye çağırılıp imzalarının alındığının olduğunu, bu tutanağı da aynı şekilde imzalatmış olabileceklerini, adları okunan davacılar F. ve O'yü hiç duymadığını ve tanımadığını beyan etmiştir.
Duruşmada ise aynen; Uzun yıllardır G.'de yaşamam sebebiyle mahkemelerle birlikte ve Hakim S. ile birlikte birçok keşfe gittim. Ben F., O. isimli şahısların kim olduklarını bilmem, hiç birisini tanımam. Daha önce görmedim. Bu şahısların G.'de herhangi bir arazi alım satımı yaptığını duymadım
(1996/131 esas sayılı dosyada 26.10.1996 tarihinde gidilen keşif tutanağı gösterilip sorulduğunda). Bana göstermiş olduğunuz imzalar bana aittir. Ancak söz konusu taşınmaza, bana sınırlarını okuduğunuz taşınmaza ben kesin olarak gitmediğimi söyleyebilirim. Çünkü bu taşınmaza kuzey hududunda benim kendi tarlam vardır yan yanadır. Gitsem kesinlikle hatırlardım, ancak daha sonra beni adalet dairesine çağırarak söz konusu tutanakları imzalatmış olabilirler. şeklinde beyanda bulunmuştur.
Tanık Ö. ise aşamalardaki ifadelerinde; emlakçılık yaptığını ve karısının adliyede katip olarak çalıştığını, 1996/131 esas sayılı dosyada, dava dilekçesinde F'nin imzasını kendisinin attığını, sanık Hakim S'nin bu durumu bilmediğini, sahteciliklerden haberi olmadığını beyan etmiştir.
Tanıklar Ş., S. ve Y. söz konusu keşfe gidip gitmediklerini hatırlamadıklarını beyan etmişlerdir.
G. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1996/131 esas sayılı dosyasından çıkartılan onaylı örneklerin incelenmesinde;
Davacılar F. ve O. tarafından 22.04.1996 tarihinde Hazine, G. Belediye Başkanlığı ve Z. Köyü Muhtarlığı aleyhine tescil davası açıldığı, sanık Hakim tarafından 26.10.1996 tarihinde yapılan keşifte yerel bilirkişi olarak İ., zilyetlik tanığı olarak da H'nin, ayrıca fen elemanı olarak S. ile Y'nin, ziraatçı bilirkişi olarak da Ş'nin dinlendikleri, yerel bilirkişi ve zilyetlik tanığının davacıların iddialarını doğrulayıp 5-6 ay öncesinde söz konusu taşınmazı önceki maliklerinden satın aldıklarını beyan edip tutanağı imzaladıkları, bu keşfe dayalı olarak 23.12.1996 tarihinde davanın kabulüne karar verildiği ve hükmün Yüksek 8. Hukuk Dairesi'nce 09.03.1998 tarihinde onanarak kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Bütün bu bilgi ve belgeler bir arada ele alınıp değerlendirildiğinde;
Sanığın, tescil talebi ile açılan davada G. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1996/131 esas sayılı dosyasında 26.10.1996 tarihinde mahallinde yapılan keşifte, yerel bilirkişi ve zilyetlik tanığı hazır olmadıkları halde, var göstererek onların ağzından beyan yazdırmak suretiyle keşif tutanağı düzenlediği, tanıkların anlatımları ve dosya kapsamı ile sabittir. Sanığın, görevi gereği düzenlediği resmi belge niteliğindeki keşif tutanağının gerçeğe aykırı olması karşısında, yüklenen resmi evrakta sahtekarlık suçunun unsurları oluşmuştur.
Bu itibarla Özel Daire'ce, dosya kapsamına aykırı olarak, sanığın cezalandırılmasına yeterli kanıt bulunmadığından bahisle beraat kararı verilmesi isabetsiz olup, hükmün bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılamayan Kurul Başkanı ve Üyeler ise, Sanık, mahalline giderek keşfi icra etmiştir. Sanığın sabit olan eylemi, yerel bilirkişi ve zilyetlik tanığının söylemedikleri sözleri tutanağa yazdırmaktan ibaret olup, görevini yasaların buyurduğu şekilde yapmamıştır. Bu nedenle sanığın eylemi resmi evrakta sahtekarlık suçuna uymamaktadır. TCY'nın 240. maddesi uyarınca görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçundan cezalandırılmasına karar verilmelidir.
Bu itibarla Özel Daire beraat hükmünün bu değişik gerekçeyle bozulmasına karar verilmelidir. görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
6- Kadastro Mahkemesi'nin 1998/733 esas sayılı dosyasında arazi başına giderek, davacılardan bir kısmına gayrimenkulün bir bölümünün verilmesi halinde davayı kabul edeceğini söylediği iddiası ile ilgili kanıtların incelenmesinde;
Sanık S., aşamalardaki ifadelerinde ve sunduğu dilekçelerde; bu suçlamanın tamamen İ. adlı kişinin uydurduğu bir senaryo ve iftiradan ibaret olduğunu, iftira da olsa iddiaları ile suçlamaya kalkıştığı kişinin Hakim R. olduğunu, hayali olaylar ve kişiler birbirine karıştırılarak yanlışlıkla kendisi hakkında dava açıldığını, araştırdığında bu kişinin 400 dönümü aşkın tescil davasının olduğunu, davasının önce kısmen, Yargıtay'dan geçtikten sonra da tamamen reddedilip, kararın kesinleşmesi nedeniyle kendilerine husumet duyduğunu, bir iftira senaryosu uydurmak için uygun zamanı bekleyip, yeni Kaymakam, Hakim ve Savcılarla iyi ilişkiler kurup davasını anlatarak, onları tahrik ettiğini, çeşitli yerlere bu kasıtla dilekçeler verdiğini, hakkında yanlışlıkla açılan bu davada beraatına karar verilmesini talep ettiğini belirtmiştir.
Tanık R., Adalet Müfettişleri tarafından alınan ifadesinde; G. Hakimi olarak görev yaptığını, daha önce görev yapan bir kısım hakimlerin haksız mal edindikleri, menfaat karşılığı iş bitirici olduklarını, bazı kişilerle ortak mal edindiklerini duyduğunu, arazi alım satım işleriyle uğraşan İ. adlı kişinin, sonuçlanmış olan Kadastro Mahkemesi'nin 1998/733 esas sayılı dosyasında yüzölçümü fazla olan davanın lehine sonuçlanması hususunda Hakim R. ve yanlarında sanık Hakim S. ile birlikte arazinin başına giderek taşınmazın bir kısmının kendisine verildiği takdirde davayı kabul edeceğini, vermediği takdirde davayı reddedeceğini söylediğini, İ.Ş. bunları anlatırken yanında C.Savcısı B'nin de olduğunu beyan etmiştir.
Duruşmada ise aynen; Odamda Cumhuriyet Savcısı B. de bulunduğu bir sırada odama gelen İ. isimli şahıs Kadastro Mahkemesi'nin 1998/733 esas nolu ve 300-400 dönüm miktarlı bir taşınmaz için dava açtığını, bu davaya bakan R'nin kendisini yanına çağırdığını, birlikte dava konusu taşınmazın başına giderek taşınmazı görmek istediğini ve bu konuda konuşmak istediğini kendisine söylemesi üzerine olayı Hakim S'ye anlattığını ve aynı gün öğleden sonra birlikte, yani Hakimler R. ve S. ile birlikte dava konusu taşınmazın başına gittiklerini, Hakim R'nin isteği üzerine taşınmazın hakim noktasına çıktıklarını, Hakim R'nin taşınmazın konumunu çok beğendiğini ve taşınmaz üzerine tatil köyü, tatil siteleri veya kooperatifler yapılarak büyük rant sağlanacağını bu nedenle kollarını açarak ve denize doğru dönerek kolları ile gösterdiğini, yani taşınmazın yarısı kadar bir miktarın kendisine verildiği takdirde davayı kabul edeceğini aksi takdirde davayı reddedeceğini söylediğini, bu sırada kendisine yardımcı olan olay yerinde bulunan Hakim S'nin, Hakim R'nin istediği miktarın çok olduğunu söyleyerek ve kollarını iki eli ile daraltarak 100-150 dönüm kadar miktarın yeterli olacağını söylediğini, bu miktarın üzerinde anlaştıklarını bize anlattı şeklinde beyanda bulunmuştur.
Tanık C.Savcısı B. de aşamalarda bu tanık gibi anlatımda bulunmuştur.
Tanık İ. son soruşturma aşamasında istinabe yoluyla dinlenmiş olup;
kesin tarihini hatırlamadığım bir gün Hakim R. Bey'in ziyaret için adliyedeki odasına gittim. O sırada benim davama Hakim A. Bey bakıyordu. Savcı B. de orada idi, bir saat kadar oturdum. Sohbet sırasında Hakim R. Bey benden Hakim R. ile aramızda geçen olayı anlatmamı istedi, ben de şu şekilde anlattım, Hakim R. benden G'deki 46 hektar arazimin bir kısmını vermemi istemişti, o sırada benim tescil davama Hakim R. Bey bakıyordu, Hakim R. Bey'in beni davama baktığı sırada bir gün odasına çağırdığını ve arazimin bulunduğu yere gitmemizi istediğini söylediğini ve bu isteği üzerine de gitmeden önce durumu Hakim S'ye bildirdiğimi, onun da R. Bey'le yalnız gittiğim takdirde R. Bey'in daha fazla yer isteyeceğini, davamda haklı olduğumu söylediğini ve daha sonra da Hakim R. Bey, Hakim S. Bey ile beraber araziye gittiğimizi, arazinin ortasındaki tepeye çıktığımızı, Hakim R'nin kollarını denize doğru açarak 250 dönüm civarında bir alanı göstererek o kısmı kendisine vermemi istediğini, Hakim S'nin buna karşı çıktığını ve bu teklifi kabul etmediğini anlattım, bundan kısa bir süre sonra Asliye Hukuk Mahkemesi davalarına bakma yetkisi Hakim R'den alınıp, Hakim S'ye verildi, Hakim S'nin benden herhangi bir talebi olmadı, 2001 yılında Hakim A. Bey sonuçlandırdı. şeklinde beyanda bulunmuştur.
Bütün bu bilgi ve belgeler değerlendirildiğinde;
Sanığın savunması tanık İ'nin anlatımıyla doğrulanmış ve aksine bir kanıt da elde edilememiş olup, irtikap suçunu işlemeye kalkıştığına ilişkin iddia sabit değildir. Özel Daire'ce sanığın beraatına karar verilmesi isabetli olup hükmün onanmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin 11.09.2003 gün ve 2001/13044 esas ve 2003/6298 sayılı kararının;
1- (2) no'lu bendinde yer alan ve sanığın görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçundan beraatına ilişkin hükmünün, TCY'nın 102/4 ve 104/2. maddeleri gereğince suç ve inceleme tarihleri arasında dava zamanaşımının gerçekleşmesi nedeniyle BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden CYUY'nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak bu suça ilişkin kamu davasının gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına, oybirliği ile;
2- (4) no'lu bendinde yer alan ve sanığın TCY'nın 244 ve 80. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına ilişkin hükmünün, eylemin resmi evrakta sahtekarlık suçuna uyduğu nazara alınmadan suç niteliğinin belirlenmesindeki yasaya aykırılık nedeniyle BOZULMASINA, oyçokluğu ile;
3- (1) no'lu bendinin (b) alt bendinde yer alan ve sanığın resmi evrakta sahtekarlık suçundan beraatına ilişkin hükmünün, sanığın resmi evrakta sahtekarlık suçundan cezalandırılması yerine beraatına karar verilmesi yasaya aykırı olduğundan BOZULMASINA, oybirliği ile;
4- (1) no'lu bendinin (c) alt bendinde yer alan ve sanığın resmi evrakta sahtekarlık suçundan beraatına ilişkin hükmünün, sanığın resmi evrakta sahtekarlık suçundan cezalandırılması yerine beraatına karar verilmesi yasaya aykırı olduğundan BOZULMASINA, oybirliği ile;
5- (1) no'lu bendinin (a) alt bendinde yer alan ve sanığın resmi evrakta sahtekarlık suçundan beraatına ilişkin hükmünün, sanığın resmi evrakta sahtekarlık suçundan cezalandırılması yerine beraatına karar verilmesi yasaya aykırı olduğundan BOZULMASINA, oyçokluğu ile;
6- (3) no'lu bendinde yer alan ve sanığın irtikaba kalkışmak suçundan beraatına ilişkin hükmün oybirliğiyle ONANMASINA, dosyanın bu Daireye gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığı'na tevdiine, 20.01.2004 günü karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy