(6831 S. K. m. 2)
Dava: Taraflar arasındaki tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Menderes Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 1.11.2001 gün ve 1996/9 E. 2001/606 K. sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 21.5.2002 gün ve 1763-4168 sayılı ilamı ile; (.....Davacılar dava konusu taşınmazın adlarına tapuya tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı Hazine vekili ve Orman İdaresi vekili davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmaz 1964 senesinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında orman niteliği ile tespit dışı bırakılmıştır. Davacılar miras yoluyla intikal eden kazanmayı sağlayan zilyetliğe dayanarak tescil isteğinde bulunmuşlardır. Mahkemece tescil konusu taşınmazın ilk maliki olan A.'in 1945 ölüm tarihinden oğlu Sait'in 1983 ölüm tarihine kadar tasarruf edilmediğini, terk edildiğini ve kazanma koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Yerel bilirkişi ve tanıklar, tescil konusu taşınmazın davacıların kök miras bırakanı A.'in bağı olarak bilindiğini, A.'in ölümü ile akıl hastası olan oğlu S.'e geçtiğini, zaman zaman S. ve yakınları tarafından kullanıldığını bildirmişlerdir.
Uzman Ormancı bilirkişi tarafından düzenlenen raporda dava konusu taşınmaz 1949 yılında 3116 sayılı Orman Kanunu hükümleri uyarınca yapılan orman kadastro çalışmaları sırasında orman sınırlama hattının içine alınmış ve 1975 senesinde 1744 sayılı Kanunla değişik 6831 sayılı Orman Kanununun 2/B maddesi hükmü uyarınca orman dışına çıkarıldığı açıklanmıştır. Her ne kadar yerel bilirkişi ve tanıklar taşınmazı A.'in bağı olarak bilindiğini bildirmişler ise de, taşınmaz kesinleşen orman sınırlama haritasının içerisinde kalan bir yer olup, nitelik kaybı sebebiyle orman dışına çıkarıldığı 1975 senesine kadar orman sayılan bir yerdir. Nitelik kaybı sebebiyle orman dışına çıkarılan bu yer, bu işlemin kesinleştiği tarihten itibaren kazanmaya elverişli bir taşınmaz durumuna girer. Ne var ki taşınmazın çıkarma işleminin kesinleştiği tarihten maliki olan S.'in ölüm tarihi olan 1983 senesine kadar kendisi veya yakınları tarafından, ölümünden sonra da davacı mirasçıları tarafından kullanılıp kullanılmadığı gereği gibi araştırılmamıştır. Akıl hastası olduğu ileri sürülen S.'in hastalığına ilişkin tıbbi belgelerin davacılardan istenilmesi, kendisine yasal temsilci tayin edilip edilmediğinin sorulması, ondan sonra taşınmaz başında keşif yapılarak yerel bilirkişi ve tanıklardan çıkarma işleminin kesinleştiği tarihten dava tarihine kadar davacılar ve murisleri tarafından ekonomik amacına uygun olarak kullanılıp kullanılmadığı veya terk edilip edilmediğinin kendilerinden sorulması ondan sonra uyuşmazlık hakkında hüküm kurulması gerekir.....) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar:Davacılar vekili, müşterek murisleri S.'in ölüm tarihinin 1983 yılı olduğunu, 150 dönüm miktarındaki dava konusu taşınmazın kendilerine kaldığını, murisleri ve davacıların emek ve masraf sarf ederek taşınmazı imar ve ihya ettiklerini, malik sıfatıyla iyi niyetle kullana geldiklerini, 1/2 oranında davacılar adlarına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Hazine vekili, taşınmazın tespit harici bırakıldığını, davacıların hiç bir zaman zilyet olmadıklarını, davanın reddini savunmuştur.
Yerel mahkemece, dava konusu taşınmazın 3116 sayılı Yasa uyarınca yapılan ilk orman tahdidinde orman sınırları içinde kaldığı, 1975 de 6831 sayılı Yasanın 1744 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesi uyarınca yapılan değişikliklerle Hazine yararına orman sınırları dışına çıkarıldığı, 1964 yılında yapılan tapulama çalışmaları sırasında orman tahdidi içinde olduğu için tescil harici bırakıldığı, taşınmazın ilk maliki A.'in 1945 yılında öldüğü, ölümünden sonra oğlu davacıların murisi S.'in akıl hastası olması nedeniyle taşınmazı kullanmadığı, 1983 yılında ölümünden sonra davacıların kullanmaya başladıkları; taşınmazın orman dışına çıkarıldığı 1975 yılından itibaren zilyetlikle iktisap edilmeye elverişli hale geldiği, bu tarihten sonraki zilyetliğe değer verilebileceği, S.'in zilyetliği kesintiye uğratması nedeniyle 1983 yılında ölümünden sonra davacıların zilyetliğinin dava tarihi itibarıyla 20 yıllık süreye ulaşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davanın reddine ilişkin olarak verilen hüküm Özel Dairece yukarda yazılı gerekçe ile bozulmuştur.
Yerel mahkemece kurulan direnme kararında ise kesinleşmiş orman sınırları içinde kalan taşınmazın 1975 yılında 6831 sayılı Yasanın 1744 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesi uyarınca orman vasfını kaybetmesinden ötürü Hazine yararına orman sınırları dışına çıkarıldığının uyuşmazlık konusu olmadığı, nitelik kaybı nedeniyle orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazın Devletin özel mülkü olarak tapu sicilinde Hazine adına kayıtlı olacağı, buna göre imar, ihya ve zilyetlik yoluyla kazanılmasının mümkün olmadığı vurgulanmış, dava reddedilmiştir.
Bozmaya esas kararda bu yerin zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olduğu ne var ki 20 yıllık sürenin dolmadığı, direnme kararında ise orman dışına çıkarılan bu tür yerlerin zilyetlik yoluyla hiç iktisap edilemeyeceği gibi farklı gerekçelerle hüküm kurulmuştur. Bu durumda ortada varlığından söz edilebilecek bir direnme kararı bulunmayıp yeni bir hüküm kurulduğunun kabulü gerekir.
O halde dosya, yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için Özel Daireye gönderilmelidir.
Sonuç: Yukarıda açıklandığı üzere, yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 8. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 12.11.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy