(2004 S. K. m. 67) (818 S. K. 101, 103) (3095 S. K. m. 2)
Dava: Taraflar arasındaki "itirazın iptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kadıköy 3 Asliye Ticaret Mahkemesi'nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 16.5.1997 tarih ve 1996/91 E., 1997/304 K. sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 19.1.1998 tarih ve 1997/9411 E., 1998/78 Karar sayılı ilamı ile, (... Davacı vekili; müvekkilden lastik alan davalının fatura bedellerini ödemediğini, aleyhine girişilen icra takibine de kısmi itirazda bulunduğunu ileri sürerek itiraz edilen % 15 vade farkına ilişkin itirazın iptalini, takip tarihine kadar işlemiş % 15 vade farkı 140.000.000 TL'nin takip tarihinden itibaren aylık % 15 vade farkı ile birlikte davalıdan tahsilini, % 40 inkâr tazminatının davalıya yüklenmesini istemiştir.
Davalı vekili; davacının talep ettiği % 15 vade farkının hiçbir yasal ve sözleşme dayanağı bulunmadığını ileri sürerek davanın reddi ile % 40 haksız takip tazminatının davacıda tahsilini istemiştir.
Mahkemece; toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre; davacı tarafından teslim edilen mal bedeline ilişkin olarak keşide edilen 1.8.1995 tarihli faturada ödeme tarihinin 30.9.1995 olarak gösterildiği, faturanın tebliğ edilip itiraz edilmediği, faturada % 15 vade farkı uygulanacağının belirtildiği gibi, davalı tarafından verilen sipariş emrinde de fatura teslimini müteakip 60 gün sonra bedelin ödeneceğinin de belirtildiği temerrüdün bu nedenle 1.10.1995 tarihinde oluştuğu ve takip tarihli olan 27.10.1995 tarihine kadar vade farkı işleminin haklı oluğu gerekçesiyle 26 günlük vade farkı olan 48.647.366 TL üzerinden itirazın iptaline, faize faiz yürütülemeyeceğinden 15 faiz ile ilgili istemin reddine, % 40 inkâr tazminatı 19.469.746 TL'sinin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, taraflar vekilleri temyiz etmiştir.
1 - Dava; satımdan kaynaklanan alacağa yönelik olarak yapılan icra takibine vaki kısmi itirazın iptaline ilişkindir. Davalı borçlu, icra takibinde istenen ve alacağın % 15 oranında uygulanan vade farkı kalemine itiraz etmiş ve bu kısma ilişkin takip durmuştur. Mahkemece, faturada yazılı olan ve taraflar arasında da saptanan vade tarihinde itibaren icra takip tarihine kadar oluşan % 15 vade farkı üzerinde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Borçlu davalı, faturaya süresi içinde itiraz etmemiştir. Fatura içeriğinde vade tarihinde borcun ödenmemesi durumunda % 15 vade farkı uygulanacağı belirtilmiştir. O halde borçlu davalı, faturada gösterilen vade tarihinden itibaren fatura bedeli üzerinden ödeme tarihine kadar olan süre için % 15 vade farkından sorumlu tutulmak gerekin iken, yazılı şekilde takip tarihine kadar olan süre ile sınırlı olarak yapılan hesaplamaya dayanılarak hüküm kurulması doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
2 - Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve delillerin takdirine bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz eden: Davacı vekili.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava konusu alacağın icra takibine konulması sebebiyle düzenlenen icra takip talepnamesinde, davacı taraf 374.418.150 lira ana alacak talep ettikten sonra buna işlemiş aylık % 15 vade farkını 140.406.000 lira olarak talep etmiş ve ayrıca toplam alacağa yine aylık % 15 temerrüt faizi talep etmiş bulunmaktadır.
Mahkemece ise, hem ilk kararda, hem de direnme kararında davalıdan faturadaki kayda göre istenen vade farkının bir temerrüt faizi alacağı olduğu kabul edilerek bu alacak, takip tarihi itibarıyla 26 günlük bir hesaplama ile 48.647.366 lira olarak dondurulmuş ve buna ve ana alacağa ayrıca faiz istemeyeceğini kabul ederek BK 104. maddesine dayanılarak takip talebindeki temerrüt faizi istemi reddolunmuş bulunmaktadır. Dahası davacı yerel mahkemenin direnme kararına karşı temyiz dilekçesinde özel dairenin bozma nedenlerine dayanarak direnme kararının bozulmasını istemiştir. Şu durum karşısında, vade farkı olarak talep edilen alacağın temerrüt faizi olarak kabulü zorunlu görülmüştür (HUMK mad.74) BK'nin 101 ve devamı maddeleri ile 3095 Sayılı Yasa'nın 2 ve devamı maddelerine göre, bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu bu borcunu ifa edinceye kadar yasaya veya taraflar arasında öngörülmüşse sözleşmede belirtilen bir oranda temerrüt faizi ödenmekle yükümlüdür. Hal böyle olunca mahkemece takip konusu alacağa yürütülecek temerrüt faizinin takip tarihinde kesilmesi isabetli değildir. İcra takibi sırasında ana alacağı ödeme tarihine kadar temerrüt faizi yürütülmesi gerekir.
Yerel mahkeme kararı anlatılan değişik gerekçe ile usûle ve yasaya aykırı bulunduğundan bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının özel daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nin 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 14.4.1999 tarihinde, oyçokluğu ile karar verildi.
Davacı alacaklı; ihamsız icra takip talebi ile 1.8.1995 tarihli, 795072 nolu faturada belirtilen, 374.418.150 TL asıl alacak, takip tarihine kadar aylık % 15 vade farkı 140.406.800 TL toplamı 514.824.950 TL alacağının takip tarihinden itibaren aylık % 15 faizi, masraf ve ücreti vekalet ile birlikte tahsilini talep etmiştir.
Davalı borçlu vekili, 3.10.1995 tarihli itiraz dilekçesinde, sadece vade farkı ve takipten sonra istenen faiz oranına itiraz etmiştir.
Davacı vekili 6.2.1996 tarihli dava dilekçesi ile borçlunun, takip tarihine kadar işlemiş faturada yazılı aylık % 15 vade farkı tutarı 140.406.800 TL ile takipten sonra istenilen aylık % 15 vade farkına yaptığı kısmi itirazın iptali ile % 40 inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Dosya içeriğinden davalının vade farkını içeren faturaya TTK'nin 23/2. maddede belirtilen sürede itiraz etmediği anlaşılmaktadır.
Mahkemece, davacının isteği faiz olarak nitelendirilip son ödeme tarihi ile takip tarihi arasında geçen gün için 48.647.366 TL faiz hesap edilip, % 40 inkâr tazminatı ile hüküm altına alınmıştır.
Yüksek 11. H.D.'si, 19.1.1998 tarih ve 1997/94112-1998/78 sayılı ilamı ile; davalı taraf vekilinin temyiz itirazlarının reddetmiş, faturaya itiraz edilmediği için % 15 vade farkı isteğinin ödeme tarihinde kadar sürdürülmesi gerektiği nedenleri ile davacının temyiz itirazını kabul ederek hükmü davacı yararına bozmuştur.
Mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Direnme kararı davacı vekilince temyiz edilmekle dava Hukuk Genel Kurulu'nca incelenmiş ve davacının alacağı BK'nin 101. maddesine göre bir para borcu olarak kabul edilip borç ödeninceye kadar temerrüt faizinin devam ettirilmesi gerektiği nedeni ile direnme kararı bozulmuştur. Yüce Kurul'un çoğunlukla aldığı bozma kararına aşağıdaki nedenlerle katılamıyoruz.
Davacı alacaklı, ilamsız icra takip talepnamesinde ve dava dilekçesinde davalı tarafın da süresinde itiraz etmediği faturada yazılı son ödeme tarihinden sonra ve takip tarihine kadar oluşan aylık % 15 vade farkı ve bu alacağı ile birlikte asıl alacak toplamına da takip tarihinden sonra yine aylık % 15 faiz istemiştir.
Davacı ve davalının yargılama aşamalarında vade farkı ile faizi eş anlamlı kullandıkları gözlenmekte ise de, davanın hukuki niteliğini tayin ve tespit, HUMK'nin 76. maddesine göre taraflara değil mahkemelere aittir. Nitekim Yüce Kurul yukarıdaki bozma ilamında vade farkının faiz olarak nitelendirilmeyeceğini de kabul etmiştir.
Kazınmızca, davacı isteğinin takip tarihine kadar vade farkı, takip tarihinden sonra da faiz olduğunda duraksama yoktur.
O halde, bu iki tanımda vade farkının ne olduğunu açıklamak gerekmektedir.
Vade farkının ne olduğunu yönünde yasalarımızda bir açıklama yoktur. Ticari hayatta uygulanan biçimi ve Dairemiz ile 11. Hukuk Dairesi'nin istikrar bulunan kararlarına vade farkı; "Borçluya, malın bedelinin geç ödenmemesi imkânına karşılık belirli bir vadeden sonra mal bedeline yüklenen ilave..." olarak tanımlanmaktadır. Bu tanıma göre vade farkı temerrüt faizi de değildir. Şimdi vade farkının hukuki niteliği biraz daha açıklığa kavuşturalım. Kural olarak vade farkının istenebilmesi için taraflar arasına yazılı bir sözleşme veya teamül oluşması gereklidir. Ancak vade farkını içeren faturaya TTK mad.20/2. hükmü gereği süresinde itiraz edilmemiş olması halinde de vade farkı istenebilir. Vade farkı ödenmeden mal bedelinin tahsili vade farkından vazgeçildiği anlamına gelmez ve BK'nin 113. maddesinin tatbikini de gerektirmez. Temerrüt ihtarı, icra takibi ve davanın açılması, davalışı muaccel bir borç yönünden mütemerrit duruma meblağ için 3095 Sayılı Yasa 2/3. maddesi uyarınca faiz istenebileceği kuşkusuzdur. Böylece BK'nin 104/son maddesi hükmü de bu halde uygulanmaz.
Yukarıda açıklanan maddi ve yasal olgular karşısında davacının isteği hukuki niteliği itibariyle bir vade farkı olup faturada gösterilen son ödeme tarihinden itibaren takip (temerrüt) tarihine kadar mal bedeline % 15 vade farkı hesap edilip, asıl alacak miktarı saptandıktan sonra, takip tarihinden itibaren 3095 Sayılı Yasa'nın 2/3. maddesi hükmüne göre faize hükmetmek suretiyle davanın oluşacak sonuç çerçevesinde kabulü gerekirken, davacı isteğinin faiz olarak kabulü ile eski hükümde direnilmesi usûl ve yasaya aykırı olup, yerel mahkeme kararının bu nedenlerle bozulması gerekir.
Yüce Kurul'un bozma gerekçelerine yukarıda açıklanan nedenlerle katılmıyoruz.
Full & Egal Universal Law Academy