(3201 S. K. m. 3)
Dava: Taraflar arasındaki tespit-kurum işleminin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 7. İş Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 22.10.1997 tarih ve 1996/931 E., 1997/2409 K. sayılı kararın incelenmesi, davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 20.11.1997 tarih ve 1997/8333-8154 sayılı ilamı ile; (... 1- Dosyadaki yazılara toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacının temyiz, itirazlarının reddi gerekir.
2- Davacı, yurda kesin dönüş yaptıktan sonra Federal Almanya'da geçen çalışmalarını 3201 sayılı yasa gereğince borçlandığını, kurumdan kendisine yaşlılık aylığı bağlanmasını talep etmesi üzerine yaşlılık aylığı bağlandığını, ancak bilahare yurda kesin dönüş yapmadığı iddiası ile yaşlılık aylığı ile borçlanmanın iptal edildiğini ve ödenen aylıkların geri istendiğini öne sürmüş, yaşlılık aylığının kesildiği tarihten itibaren yeniden bağlanmasına ve borçlanmanın geçerli sayılmasına karar verilmesini istemiştir.
Ancak kurum, davacının kesin dönüş yaptığını beyan ettiği tarihi de kapsar biçimde Federal Almanya Cumhuriyeti'nden işsizlik sigortasından yardım aldığını, sözü edilen sigorta kolundan yardım görenlerin yurda kesin dönüş yapamayacağını savunmuş ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
3201 sayılı Yurtdışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurtdışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun'un üçüncü maddesine göre, yurtdışında geçen çalışmaların borçlanılabilmesi için yurda kesin dönüş yapmak esas koşuldur.
Davacının kesin dönüş yaptığını iddia ettiği tarihi de kapsar biçimde Federal Almanya Cumhuriyeti'nden işsizlik sigortası yardımı aldığı konusunda taraflar arasında herhangi bir uyuşmazlık yoktur.
Davada çözümlenmesi gereken hukuksal sorun, yurtdışında işsizlik sigortasından yardım alan sigortalının borçlanmak amacıyla yurda girdiği tarihin kesin dönüş sayılıp sayılamayacağı meselesidir. Yurtdışında işsizlik sigortasından yardım alan sigortalının o ülkede oturmak zorunda olduğu, o ülkeden ayrıldığı takdirde yapılan yardımın kesileceği bilinen gerçeklerdendir. Alman Sosyal Güvenlik Mevzuatı'na göre işsizlik sigortası kolundan yardım alabilmek için kişinin emeğini iş piyasasına amade tutması gerekir. Zira devlet işsizleri ve işyerlerini takip etmekte herhangi bir işyerinde boşalma olduğu takdirde işsiz kalan ve işsizlik yardımı alan kişiyi işe girmeye davet etmektedir. Bu kişi yapılacak daveti kaçırmamak için o ülkede oturmaya ve ülke sınırları dışına çıkmamaya özen göstermektedir.
Yurda kesin dönüş yapmaktan söz edebilmek için sigortalının ikametgâhının yurtdışından yurtiçine nakletme amacını taşıması gerekir. Yurtdışında işini kaybetmek her zaman kesin dönüşe delalet etmez. Başka bir deyişle kişi işsiz kalabilir, ama işsizlik sigortasından yardım almayı yeterli görerek yurda kesin dönüş yapmayabilir.
Söylenenleri özetlemek gerekirse Federal Almanya'da işsizlik sigortasından yardım almak, kişinin Almanya'da oturduğuna ve yurda kesin dönüş yapmadığına kuvvetli bir delil ve karine oluşturur. Ancak bu karinenin aksi belirecek somut olayın özellikleri de göz önünde tutularak aynı güçte delillerle kanıtlanabilir. Davacı ikametgâh ilmühaberi ibraz etmişse de anılan belgenin her zaman temin edilebileceği mümkün bulunduğundan, anılan ilmühaber kuvvetli delil niteliğinde kabul edilemez.
Davada, davacının sözü edilen nitelikte herhangi bir delil getiremediği anlaşıldığı halde davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usule ve yasaya aykırıdır...) gerekçesiyle bozularak, dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nin 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 22.4.1998 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Uyuşmazlık konusu taraflar arasındaki uyuşmazlık, yurtdışında çalışmakta iken, 22.2.1992 tarihinde yurda kesin dönüş yaptığını bildiren davacının 3201 sayılı yasaya göre yaptığı borçlanma ve Türkiye'deki hizmetleri nazara alınarak, yaşlılık aylığının 1.6.1992 tarihi itibariyle bağlandıktan sonra, Alman Sigorta Mercii'nden alınan yazıya göre, 14.4.1994 tarihine kadar işsizlik sigortasından yardım alması nedeniyle yurda kesin dönüş yapmadığının kabulüyle borçlanmasının ve yaşlılık aylığının iptal edilip edilemeyeceğine ilişkindir.
Yukarıda belirtilen 3279 sayılı yasa ile değişiklik yapılan 506 sayılı yasanın 63/B fıkrası işten ayrılma şartını ortadan kaldırmış ve 3201 sayılı yasanın işten ayrılma şartına paralel konulan 6.A. (a) maddesindeki yurda kesin dönüş fıkrasını ilga etmiştir. Zira sosyal güvenlik yasaları kamu düzenine ilişkindir. Aksinin kabulü ise Anayasa'nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine, çalışma hürriyeti ile ilgili 49. maddesine, sosyal güvenlik hakkı ile ilgili 60. ve 62. maddelerine aykırı olur. Ayrıca, yasaların amaçlarına, lafızlarına ve ruhlarına göre yorumlamamış, yasaların maddelerinin dar kalıpları içinde kalmış oluruz.
SONUÇ VE KANATİMİZ: Bu itibarla yukarıda belirtilen açıklama ve gerekçeler nazara alınarak ve 3201 sayılı yasanın 6. maddesinin a fıkrasındaki yurda kesin dönüş şartının ilga edildiği (yürürlükten kaldırıldığı) kabul edilerek, davacının yaşlılık aylığı ve borçlanmasının yasaya aykırı olarak iptal edildiği sonucuna varılarak, mahalli mahkeme kararının onanması gerekirken, aksi düşüncelerle Yargıtay, Özel Yüksek Dairesi' nin bozma kararı doğrultusundaki çoğunluk kararına karşıyım. 22.4.1998.
Şemsettin ABİK Yargıtay 10. Hukuk Dairesi Üyesi
Konunun tartışılması ve gerekçeler; 3201 sayılı yasanın yürürlük tarihi 22.5.1985 tarihi olup, bu yasanın kabul edildiği ve daha önceki tarihlerde, yaşlılık aylığına hak kazanabilmek için 506 sayılı yasanın 60. maddesinde belirtilen şartlardan biri de işçinin işinden ayrılması işi ile ilişkisinin kesilmesiydi. İşte bu şarta paralel olarak 3201 sayılı yasanın 6.A. (a) fıkrasında yurda kesin dönüş olması şartı konulmuştur. Ancak, 506 sayılı yasanın 63. maddesine B fıkrası 29.4.1986 tarihinde yürürlüğe giren 3279 sayılı yasa ile yapılan değişiklikle, Bu kanuna göre yaşlılık aylığı almakta iken, sigortalı olarak bir işte çalışmaya başlayanların yazılı talepte bulunmaları halinde yaşlılık aylıklarının ödenmesine devam olunur. Ancak bunlardan 78. maddeye göre tespit edilen prime esas kazançları üzerinden % 24 oranında sosyal güvenlik destek primi kesilir. Bu primin 1/4'ü sigortalı hissesi 3/4'ü işveren hissesidir şeklinde değiştirilmiş ve yaşlılık aylığı bağlanan kişilerin tekrar işte çalışmaları yasağı kaldırılmıştır. Böylece işten ayrılmadan yaşlılık aylığı bağlanması için şartlar oluşmuşsa yaşlılık aylığı bağlanabilecektir.
Nitekim 1479 sayılı Bağ-Kur yasasının 35. maddesinde de yaşlılık aylığı bağlanması için işten ayrılma şartı öngörülmemiştir. Keza 2926 sayılı tarım Bağ-Kur yasasının 17. maddesinde de çalışmakta olanlar yaşlılık aylığı yönünden şartlar oluşmuşsa yaşlılık aylığı alabilecekleri gibi çalışmalarına da devam edebileceklerdir. Yaşlılık aylığı için işten ayrılma şartı aranmamıştır.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy