(3402 S. K. m. 13)
Dava: Taraflar arasındaki kadastro tesbitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Göynücek Kadastro Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 5.11.1999 gün ve 1997/3 E. 1999/3 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 25.4.2000 gün ve 2000/804 E. 1971 K. sayılı ilamı ile; (...Hükmüne uyulan Yargıtay bozma kararında davacıların aynı kökten gelen tapu kayıtlarının çekişmeli taşınmazların tümünü kapsadığını ileri sürdükleri halde davalıların dayanılan tapu kayıtlarının 68, 69, 70, 71 numaralı parselleri kapsadığını, diğer parsellerin tapu kayıtları kapsamı dışında kalıp kendilerine ait 246 tahrir numaralı vergi kaydı kapsamında olduğunu öne sürdüklerine göre dayanılan kayıtların ve 7.7.1936 tarihli Asliye Hukuk Mahkemesi kararının kesinleşip kesinleşmediği araştırılarak bu kararında gereği gibi yerine uygulanması, ayrıca zilyetlik ve paylaşım konusunda araştırma yapılan tapu kayıtlarının hukuki değerinin tartışılması gereğine değinilmiştir. Mahkemece, bozmaya uyulduktan sonra yapılan araştırma sonunda davacıların davasının kısmen kabulüne, 69, 72, 74, 75, 76, 77 parsellerin payları oranına göre davacılar Gülizar Sezek ve arkadaşları ile davalılar Kadir Bolat ve paydaşları adına payları oranına göre tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davalılar Kadir Bolat ve arkadaşları ile Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
1- Her ne kadar Hazinece verilen 21.12.1999 günlü dilekçe ile yerel mahkeme kararı aleyhine, hükmün bozulması istemiyle temyiz yoluna başvurulmuş ise de bilahare Maliye Bakanlığının 20.12.1999 gün 4211/709 sayılı yazılarına dayalı olarak Göynücek Mal Müdürlüğünün 27.12.1999 gün 15 sayılı yazıları ile temyizden vazgeçildiği bildirildiğinden Hazinenin temyiz isteğinin (dilekçesinin) bu nedenle REDDİNE,
2- Davalılar Kadir Bolat ve arkadaşlarının temyizine gelince; Mahkemece tarafların miras bırakanlarının paydaş bulundukları tapu kayıtlarının taşınmazlara uyduğu, açılan davalar nedeni ile davalıların zilyetliğinin çekişmesiz sayılamayacağı ve bunun sonucu olarak kayıtların yasal değerlerini koruduğu düşüncesi ile davanın kabulüne karar verilmiş ise de varılan sonuç dosya içeriğine ve toplanan delillere uygun düşmemektedir. Tapu kayıtlarının kapsamları eylemli duruma ve yazılı sınırlarına göre yüzölçümü ile geçerli olduğuna göre hangi yöndeki sınırdan başlanarak ölçümleme yapılsa bile taşınmazların tümünün kayıt kapsamında kalması olanağı yoktur. Bir an için kayıtların tüm taşınmazları kapsadığı düşünülse bile taraflar arasında mirasçılık ilişkisi bulunmadığı gibi bu yönde bir iddiada yoktur. Davacıların miras bırakanı Halil Sezek'in 1953, Halil'in dedesi Şakir'in (kayıt maliklerinden) 1923, kardeşi olan Halil'in babası İlyas'ında Şakir'den önce, bir kısım davacıların miras bırakanı ve aynı zamanda kayıt maliki olan Süleyman oğlu Satılmış'ın 1916, eşi Hanife'nin 1943 ve oğlu Ahmet'in 1947 yıllarında öldükleri getirtilen nüfus kayıt örnekleri ve ibraz olunan veraset ilamları ile belgelendirilmiştir. Davalıların dayanağını teşkil eden 1937 tarih 246 tahrir nolu vergi kaydının 74 ve 75 nolu parsellere uygunluğu keşif ve uygulama ile belirlenmiş olup bu yön mahkemenin de kabulündedir. Her iki taşınmazın yüzölçümleri toplamı vergi kaydında yazılı miktardan daha azdır. Davacısı Şakir'in yeğeni olan ve 1953 yılında ölen Halil ile davalısı Kadir oğlu 1941 yılında ölen Sadık (Satılmış) olan Amasya Asliye Hukuk Mahkemesinin 7.7.1936 tarih 1936/373-388 sayılı elatmanın önlenmesi isteğinin kabulüne ilişkin ilamın dayanağı dava dosyası ve krokisinin aramalara rağmen bulunamadığı ve dolayısıyla ilamın kesinleşme tarihinin belirlenemediği yazışma örneklerinden anlaşılmaktadır. Hazine tarafından davacılarla davalılar aleyhine açılan Asliye Hukuk Mahkemesinin 1964/55 esasına kaydı yapılan elatmanın önlenmesi davası sonunda verilen hükmün ise iş bu davanın taraflarının aynı safta olmaları nedeni ile birbirleri arasında kesin hüküm oluşturmayacağı da kuşkusuzdur. Bunun dışında taraflar arasında çekişmeye konu olan bir davanın varlığı ileri sürülmemiş ve dosyaya bu yolda bir bilgi ve belge sunulmamıştır. Taşınmazlarda kadastro tesbitinin yapıldığı 1975 tarihinden önce 20 yılı aşkın süre ile davalıların malik sıfatıyla zilyet oldukları bilirkişi ve tanıklarca da haber verilmiştir. Bu olgular mahkemece de aynen benimsenmiştir. Taraflar arasında mirasçılık ilişkisinin olmaması, kayıt maliklerinin ölüm tarihleri, kayıtların intikal görmemesi ve davalıların zilyetliğinin süresi ve sürdürülüş biçimi dikkate alındığında 3402 sayılı Kadastro Yasasının 13/B-c koşullarının davalılar yararına oluştuğunun kabulü gerekir. Açıklanan bu maddi ve hukuksal olgular karşısında mahkemece davacıların davasının reddine ve taşınmazların payları oranında davalılar adına tesciline karar vermek gerekirken delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı olduğu üzere kabulü yoluna gidilmiş olması doğru değildir...)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Karar: Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K. nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 30.01.2002 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy