(506 S. K. m. 1, 60, 61) (1479 S. K. m. 25)
Dava: Taraflar arasındaki "tespit ve iptal" davasından dolay yapılan yargılama sonunda; Kocaeli 1. İş Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 31.12.1998 tarih ve 1997/340 E., 1998/509 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 15.2.1999 tarih ve 1999/831-865 sayılı ilamı ile;
(... Davacının, davalı kurumların işlemlerinin iptali ile 506 sayılı yasa uyarınca bağlanan aylığın kesildiği tarihten itibaren yeniden ödenmesi ve Bağ-Kur'a prim borcunun bulunmadığının tespitine yönelik istemi nedeniyle yapılan yargılama sonucunda, kararda yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğindeki belgelerin incelenmesinde, davacının, 10.5.1960-31.1.1994 tarihleri arasında değişik işverenlere ait işyerlerinde geçen 506 sayılı yasaya tabi 3155 günlük zorunlu sigortalı çalışmaları ve 720 günlük askerlik borçlanması nedeniyle Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğü'nden 1.3.1994 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığı, ancak, davacının 11.12.1977-25.3.1984 ve 25.3.1984-26.3.1989 tarihleri arasındaki sürede iki dönem boyunca köy muhtarlığı yaptığının, ayrıca nakliyecilik işi nedeniyle 7.4.1977 tarihinden itibaren vergi mükellefi olduğu, 26.12.1970 tarihinden itibaren de Şoförler ve Otomobilciler Odası'nda kayıtlı bulunduğunun belirlenmesi üzerine, 14.3.1995 tarihinde ve 11.12.1977 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere Bağ-Kur sigortalısı olarak tescil edilip borç tahakkuk ettirildiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece, davacının zorunlu Sosyal Sigortalar Kurumu sigortalılığı ve buna dayalı aylığın geçerliliğine karar verilirken, Bağ-Kur tarafından re'sen gerçekleştirilen kayıt işleminin, Sosyal Sigortalar Kurumu'ndan aylık bağlanan tarih sonrasında ve geriye dönük olarak yapılmış olması gerekçesine dayanılmıştır.
Köy ve mahalle muhtarlarından, bir sosyal güvenlik kurumuna bağlı olmayanların 1479 sayılı Bağ-Kur Yasası kapsamına alınmaları 29.8.1977 tarih, 2108 sayılı yasa ile düzenlenmiş olup, davacının muhtar seçildiği 11.12.1977 tarihinde hizmet akdi ile zorunlu sigortalı olarak çalışmadığı özlük dosyaları içeriğinden anlaşılmaktadır. 1479 sayılı yasanın 25. maddesinin f bendi ise muhtarların, muhtarlık dönemleri içerisinde, Gelir Vergisi mükellefi olmaları halinde Sosyal Sigortalar Kurumu'na tabi sigortalılıklarına değer verilemeyeceğini öngörmektedir. Muhtarlık dönemi dışındaki çalışmalar yönünden ise taraflardan delilleri sorulup toplanmak suretiyle çalışmaların ağır basan yönün hizmet akdine mi, yoksa kendi nam ve hesabına mı olduğu yöntemince araştırılmalı ve elde edilecek kanıtlar ışığındaki değerlendirme ile bir sonuca varılmalıdır.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olarak karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir...) gerekçesiyle bozularak, dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davalılar vekilleri.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma karırına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 29.09.1999 tarihinde, oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Uyuşmazlık: Yerel mahkeme ile Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin çoğunluğu arasındaki uyuşmazlık: Davacının nakliyeci olarak vergide kaydının yapıldığı 7.4.1977 tarihinden itibaren halen vergi mükellefiyeti devam ettiğinden, keza 11.12.1977 tarihinden 26.3.1989 tarihine kadar kesintili devam eden köy muhtarlığı nedeniyle 2108 ve 1479 sayılı yasalara göre zorunlu Bağ-Kur üyesi olup olmadığı ve 7.4.1977 tarihinden- davacının Sosyal Sigortalar Kurumu'ndan emekli olduğu (yaşlılık aylığının bağlandığı) 1.3.1994 tarihine kadar geçen devrede Sosyal sigortalar Kurumu'na tabi hizmet akdiyle çalışmaları ile çakışan Bağ-Kur üyeliğinden hangisine üstün değer verilmesi gerektiği noktalarında toplanmaktadır.
Deliller ve Tartışılması: Dosyadaki bilgi ve belgelerden davacının 1.1.1960-28.1.1994 tarihine kadar Sosyal Sigortalar Kurumu'na tabi hizmet akdiyle çalışmaları nazara alınarak keza askerlik borçlanması göz önünde tutularak (506 sayılı kanunun 1, 60, 61) yaşlılık aylığı bağlandığı, bu tarihe kadar davacının Bağ-Kur'a tescil ve prim ödemesinin olmadığı, açık ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde anlaşılmaktadır. Davacının Sosyal Sigortalar Kurumu'na tabi hizmetlerinin geçerli olduğu konusunda davacıyla Sosyal Sigortalar Kurumu arasında da bir uyuşmazlık yoktur. Uyuşmazlık, Sosyal Sigortalar Kurumu'nun sadece davacının Sosyal Sigortalar Kurumuna tabi hizmetinin Bağ-Kur Yasası'na göre çakışan devrelerde Bağ-Kur'lu olup olmadığına ve birleştirme yasasının uygulanıp uygulanmayacağına ilişkindir.
Bağ-Kur'un ise davacının Bağ-Kur sigortalısı olduğuna dair re'sen tescil işlemi 14.3.1995 tarihi olup, Sosyal Sigortalar Kurumu'nca yaşlılık aylığı bağlandığı 1.3.1994 tarihinden çok sonradır. Sosyal Sigortalar Kurumu'nun davacının 7.4.1994 tarihinden sonraki devrede geçen Sosyal Sigortalar Kurumu'na tabi hizmetlerinin geçerliliğine bir itirazı yoktur. Zira bu devrede sigortalı çalışmalarının gerçek dışı olduğu şüphesi olsaydı, Sosyal Sigortalar Kurumu'nun müfettişler marifetiyle tahkikat yaptırıp ve sonucuna göre hizmet iptal edilseydi, iptal durumu davacıya bildirilirdi. Böyle bir tahkikat ve müfettiş raporu ve iptal söz konusu değildir. Bu konuda bir iddia olmadığı gibi, tahkikat da yoktur. Esasen çoğunluğun bozma kararından da davacının Sosyal Sigortalar Kurumuna tabi çalışmalarının hizmet akdiyle olmadığı, çalışmalarının gerçek dışı olduğu hususunda bir bozma nedeni de yoktur.
O halde sadece çalışılan devrelerde hangi sigortalılığa değer verileceği üzerinde durulması gerekir. Davacı davasında sadece ve sadece Sosyal Sigortalar Kurumu'na tabi çalışmalarına göre Sosyal Sigortalar Kurumu'nda bağlanan ve ödenmekte iken kesilen yaşlılık aylığının kesildiği tarihten itibaren ödenmesini istemektedir. Bağ-Kur'dan hiçbir talebi yoktur. Diğer bir deyişle Bağ-Kur'u külfet altına koyacak isteği yoktur. Vergi dairesinde 7.4.1977 tarihinden nakliyecilikten kaydı varsa da fiilen çalışıp çalışmadığı belirlenmemiştir. 2108 sayılı yasaya göre köy muhtarlarının Bağ-Kur üyesi olacakları belirtilmiş, ancak 1479 sayılı yasanın 25/f maddesi ve son fıkrasına göre köy muhtarı iken hizmet akdiyle çalışanların Bağ-Kur üyelikleri sona erer denilmektedir. Diğer bir anlatımla köy muhtarı, köy muhtarlığı devam ederken hizmet akdiyle çalışırsa, Bağ-Kur üyeliği son bulur. O artık Sosyal Sigortalar Kurumu'na tabi sigortalı olur. Yine 1479 sayılı kanunun 25/f maddesinde eğer köy muhtarı aynı zamanda vergi mükellefi ise hizmet akdiyle çalışsa da Bağ-Kur üyeliği devam eder anlamı ilk bakışta çıkmakta ise de bu kural emredici kural olmayıp, Bağ-Kur üyeliği yönünden bir karinedir. Bu karinenin aksi ise her zaman ispat edilebilir. Nitekim davacı, vergi mükellefiyeti kaydı olduğu ve köy muhtarı olduğu halde hizmet akdiyle çalışmış, bu çalışma resmi kayıtlarla ise sabittir. Aksi iddia ve ispat edilmemiştir. Bunun anlamı şudur: Davacı ekonomik yönden geçimini sağlamak için köy muhtarlığı ve nakliye işinden kazanç sağlayamamış hizmet akdiyle sürekli çalışmak zorunda kalmıştır. Bu durumda davacının hukuki yararı yönünden de Sosyal Sigortalardaki sigortalılığını seçmesine yasal engel yoktur. Zira bir kimsenin iş sahasında iş alanını seçmekte hür olduğundan şüphe yoktur. Nitekim Anayasamızın 48. maddesinde, "Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir..."
Sonuç: Yukarıda yapılan açıklamalar ve yasa hükümlerine ve dosya içeriğine göre mahalli mahkeme kararının onanması gerekirken, özel dairenin çoğunluğunca verilen bozma kararı doğrultusundaki genel kurulun çoğunluğunun görüşüne karşıyım.
KARŞI OY YAZISI
Davacı Bağ-Kur'a tescil edilmeden önce, davalı Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından kendisine yaşlılık aylığı bağlanmıştır. Taraflar arasında davacının Sosyal Sigortalar Kurumu'na tabi çalışmaları açısından herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir.
2108 sayılı Muhtar Ödenek ve Sosyal Güvenlik Yasası'nın 4. maddesine göre, köy ve mahalle muhtarlarında bir Sosyal Güvenlik Kurumu'na bağlı olmayanlar 1479 sayılı Bağ-Kur kapsamına alınırlar. Davacı da önceden süregelen sosyal sigortalı olduğuna ve primlerini de ödediğine göre Bağ-Kur'lu kabul edilemez. Davacının muhtar seçildiği tarihte herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olmaması bu sonucu değiştirmez.
Arzedilen bu sebeplerle yerel mahkeme kararının onanması gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne karşıyım.
Full & Egal Universal Law Academy