(743 S. K. m. 618, 651)
Dava: Taraflar arasındaki "men'i müdahale, kal ve temliken tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Sinop Asliye Hukuk Mahkemesince asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne dair verilen 11.2.1999 gün ve 1997/425 E. 1999/22 K. sayılı kararın incelenmesi davacı - karşı davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 5.7.1999 gün ve 1999/7104 E. 7561 K. sayılı ilamı;
(... Birleştirilerek görülen davalardan ilki; çaplı taşınmaza taşkın olarak yapılan binanın yıkımı yoluyla elatmanın önlenilmesi, ikincisi ise Medeni Yasanın 651. maddesine dayalı temliken tescil istemine ilişkindir. Mahkemece, ilk davanın reddine, karşılık davanın kabulüne karar verilmiştir. Oysa, hükmüne uyulan bozma ilamında Medeni Yasanın 651. maddesine dayalı olarak açılmış temliken tescil davasının kabul edilmesine ilişkin ilkelere değinildikten sonra;
1. Taşkın yapı sahibinin iyiniyetinin saptanması için yerel tapu sicil müdürlüğüne yer tespiti için başvurusunun olup olmadığının araştırılması,
2. İfrazının mümkün bulunup bulunmadığının belediyeden sorulması öngörülmüştür.
Bozma ilamından sonra Sinop Kadastro Müdürlüğünün 5.3.1998 gün ve 240 sayılı yazısından T. B.'le ilgili yer tespiti talebine rastlanılamadığı anlaşılmıştır. Sinop Belediyesinin 23.2.1998 gün ve 277 nolu cevabi yazısında ise "... taşkın kısmın ifrazına imkan olmadığı; ancak, yanların anlaşmaları halinde bir ifraz ve tevhit işleminin yapılabileceği..." bildirilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki; kamu düzenini ilgilendiren imarın ifraza imkan vermediği, bir durum tarafların anlaşmasıyla olanaklı hale getirilemez. Esasen, eldeki davadan ötürü uyuşmazlık içerisinde olan yanların anlaşamadıkları açıktır. Öte yandan, dinlenilen tanık anlatımlarından taşkın yapılanmanın iyiniyete dayandığını kesin biçimde ifade etme imkanı yoktur.
Hal böyle olunca, ilk davanın kanıtlandığı dikkate alınarak elatmanın önlenilmesi ve kal'e (yıkım'a) kanıtlanamayan temliken tescil davasının reddine karar verilmesi gerekirken kanıtların değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.
Değinilen hususlar karar düzeltme istemi üzerine bu kez yapılan inceleme sonucunda saptandığından, (ilk davacı F. vekilinin bu talebinin H.U.M.K.nun 440. maddesi uyarınca kabulüne, Dairenin 22.4.1999 gün ve 1999/4346 Esas, 4120 Karar sayılı Onama ilamının ortadan kaldırılmasına...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı - karşı davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, 15.12.1999 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Mahalli mahkeme kararının diğer yönleri usul ve kanuna, dosya içeriğindeki delillere uygundur. Ancak; 44 parsel numaralı taşınmaz mala taşkın inşaat sebebiyle onda meydana gelecek değer düşüklüğü araştırılıp, açıklanmamıştır. Bu eksiklik tamamlanmak üzere karar bozulmalıdır. Çoğunluğun bozma gereçesine katılmıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy