(743 S.K. m. 634) (818 S.K. m. 18, 213) (2644 S.K. m. 26)
Dava: Taraflar arasındaki "tapu iptali ve tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara-Gölbaşı Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 3.11.1999 gün ve 1997/510 E. 1999/503 K. sayılı kararın incelenmesi davacı Ş. vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 29.06.2000 gün ve 2000/8568-8868 sayılı ilamiyla; (...Davacılar; dava konusu taşınmazların kök murisleri S.'ya ait iken babaları M.'e verilen bir vekaletle kardeşleri davalı Y.'a danışıklı olarak mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla satış göstermesine rağmen bedelsiz olarak devir ve temlik edildiğini ileri sürerek miras payları oranında iptal ve tescil istemişler, daha sonra davacı K. davadan vazgeçmiş yerel mahkeme davanın muris muvazaası değil de taraf muvazaası olduğu gerekçesiyle davayı reddetmiştir.
İddianın ileri sürülüş biçimi, dayanılan vakıalara göre, davacının 1.4.1974 gün ve 1/2 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme kararında ifadesini bulan muris muvazaası nedeniyle dava açtığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; Uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirascısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme, tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 634, Borçlar Kanununun 213 ve Tapu Kanununun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirascılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini istiyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki, bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmıyacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakana arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan ilkeleri karşılayacak biçimde hükme yeterli bir soruşturma ve değerlendirme yapılarak hasıl olacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, davanın niteliğinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde reddi doğru değildir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davacı Ş. vekili
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle, dava dilekçesinde içeriği ve davacılar vekilinin yargılamanın 3.11.1999 tarihli oturumundaki açık beyanı ile davanın hukuksal niteliğinin muris muvazaasına dayalı iptal ve tescil istemi bulunduğunun duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanmış olmasına göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı Ş. vekilinin temyiz itirazının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 13.6.2001 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy