(2924 S. K. m. 1, 4, 11) (3402 S. K. m. 19) (2709 S. K. m. 170)
Dava: Taraflar arasındaki "kadastro tespitine itiraz" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Menderes Kadastro Mahkemesi'nce davanın reddine, karşı davanın kısmen kabulüne dair verilen 6.11.1998 tarih ve 1997/85 E., 1998/117 K. sayılı kararın incelenmesi, davacı-davalı Hazine vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 16. Hukuk Dairesi'nin 19.3.1999 tarih ve 1999/734-914 sayılı ilamı ile; (... Orman Kanunu uyarınca orman sınırları dışına çıkarılan yerde yapılan kadastro sırasında 2368 ada, 17 parsel sayılı 169 metrekare yüzölçümdeki taşınmaz tapu kaydı nedeniyle Hazine adına tespit edilmiş, parsel üzerindeki altında dükkân olan kargir evin İ. A.ya ait olduğu beyanlar hanesine yazılmıştır. Davacı Hazine, yasal süresi içinde parselin ikinci kadastrosunun tüm sonuçları ile iptali istemiyle, davacı-davalı İ. A. öncelikle 500 metrekarelik, bu mümkün bulunmadığı takdirde tapu miktarı olan 363 metrekarelik alanın adına tescili istemi ile dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda, davacı Hazine'nin ikinci kadastrosunun iptali isteminin reddine, davacı İ. A.nın İ. S. aleyhine açtığı davanın husumet nedeniyle reddine, davacı İ. A.nın Hazine aleyhine açtığı davanın kısmen kabul ve kısmen reddine, çekişmeli parselin tapu kütüğünün beyanlar hanesine, "üzerindeki, iki katlı 133 metrekare yüzölçümlü kargir dükkânlı evin İ. A.ya ait olup, taşınmazın onun kullanımındadır" notu yazılmak suretiyle, taşınmazın Hazine adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı-davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
2924 Sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkındaki Kanun'un 1. maddesinde amacı açıklanmıştır. Anılan kanunun 4127 sayılı kanunla değişik 11. maddesinin 3. fıkrasında tasarruf edenlerin isimlerinin beyanlar hanesinde gösterilmesi gerektiği belirtilmiş, maddenin 4. fıkrasında 1. fıkraya paralel olarak bu hükümden yararlanılabilmesi için ilgilinin orman köyü nüfusuna kayıtlı olması ve kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren geriye yönelik olarak 5 yıl süre ile o yerde ikamet etmesi gerektiği öngörülmüştür. 3402 Sayılı Kadastro Kanunu'nun 19/2. maddesi gereğince binanın muhtesat olarak gösterilmesi mümkün ise de, açıklanan şartların oluşmaması halinde, taşınmazın kullanım durumunun kütüğün beyanlar hanesinde gösterilmesi mümkün değildir. Bu yönde araştırma yapılmaksızın kullanım durumunun da kütüğün beyanlar hanesinde gösterilmesi isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak, dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Yerel mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık, 2924 Sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkındaki Kanun'un 11. maddesinde öngörülen araştırmanın yöntemine ilişkindir.
Anayasa'nın 170. maddesinde orman köylüsünün korunması öngörülmüş, bu nedenle 2924 Sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkındaki Kanun'la düzenleme yapılmıştır. Kanunun amacı 1. maddede (... nakline karar verilen orman içi köyler halkının yerleştirilmesi ve orman sınırları dışına çıkartılmış ve çıkartılacak yerlerin değerlendirilmesi suretiyle, orman köylülerinin kalkınmalarının desteklenmesi...) olarak belirtilmiştir. 6831 Sayılı Orman Kanunu'nun 2. maddesinde bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş ve tarım arazisi olarak kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen arazilerin orman dışına çıkarılacağı hükmüne yer verilmiştir. 2924 sayılı kanunun 11/1. maddesinde orman dışına çıkarılan taşınmazları "... kullanan kişilere rayiç bedelleri..'' alınmak üzere Orman Bakanlığı'nca satılacağı öngörülmüştür. Anılan maddenin 3. fıkrası "3402 Sayılı Kadastro Kanunu'na göre bu yerlerin kadastrosu öncelikle yapılır. Kadastro çalışmaları sırasında, fıili kullanım durumuna göre sınırlandırılması ve Hazine adına tespiti yapılacak bu yerler üzerindeki muhdesat ile tasarruf edenlerin isimleri, kadastro tutanağının beyanlar hanesinde gösterilir. 3402 sayılı kanunun 11. maddesinde belirtilen askı ilanı hariç, diğer ilanlar yapılmaz. Kadastro çalışmaları sonucunda belirlenecek kişilerin, bu maddenin 4. fıkrasına göre gerçek hak sahibi olup olmadıkları hususu ayrıca Orman Bakanlığı'nca tespit edilir. Hak sahiplerinin bu madde hükmünden yararlandırılmasında, sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönümlük sınırlamaya uyulur." 4. fıkrası ise "yararlanacak kişilerin hak sahibi olabilmesi için, orman köyü nüfusuna kayıtlı olmaları ve bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren geriye yönelik en az 5 yıl müddetle o yerde ikamet etmiş bulunmaları gerekir" şeklindedir.
2924 sayılı kanunla orman köylüsünün korunması amaçlanmış, orman dışına çıkarılan yerlerin bu kişilere rayiç fıyatla satılması kuralına yer verilmiştir. Bir başka anlatımla, orman dışına çıkarılan yerlerin yalnızca orman köylüleri halkının nakli ve iyileştirilmesi amacıyla değerlendirilmesi olanaklıdır. Bu düzenleme ile orman köylüsünün ormanı tahrip etmemesi ve geçiminin sağlanması amaçlanmıştır. Tasarruf edenlerin kadastro tutanağının beyanlar hanesinde gösterilmesi için üç şarta yer verilmiştir. Bunlar miktar sınırlaması, yararlanacak kişilerin orman köyü nüfusuna kayıtlı olması ve kanunun yürürlüğe girdiği tarihten geriye doğru en az 5 yıl süre ile o yerde ikâmet etmesidir. Kadastro hakimi itirazlı parsellerle ilgili olarak doğru ve güvenilir sicil oluşturmakla yükümlüdür. Kanunda açıklanan şartlar araştırılmaksızın hüküm kurulması kanunun amacına aykırı olduğu gibi, hakimin doğru sicil oluşturmak yükümlülüğüne de aykırı olur. Kanunun 3. maddesinde öngörülen hak sahiplerinin ayrıca Orman Bakanlığı'nca araştırılmasına ilişkin hükmü mahkemelerin araştırma yetkisini ve doğru sicil oluşturma görevini ortadan kaldırmamaktadır. "Ayrıca" kelimesini, Orman Bakanlığı'na verilmiş bir yükümlülük olarak değerlendirmemek gerekir. Açıklandığı üzere hakim, hak sahipleri yönünden araştırma yapmak ve sonucuna göre karar vermek zorundadır. Açıklanan nedenlerle Özel Daire kararına uyulması gerekirken, direnilmesi isabetli değildir. Yerel mahkeme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı ve davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nin 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 10.11.1999 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Konu 2924 Sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkında Kanun'un Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkındaki 4127 Sayılı Kanun'un uygulanması ile ilgilidir.
Kanun 2 konuyu düzenlemektedir:
1- Birinci husus muhtesat ve tasarruf ile ilgilidir. Kanunun 1. maddesinin 2. fıkrasında (kadastro çalışmaları sırasında, fıili kullanım durumuna göre sınırlandırılması ve Hazine adına tespit yapılacak bu yerler üzerindeki muhtesat ile tasarruf edenlerin isimleri, kadastro tutanağının beyanlar hanesinde gösterileceği) belirtilmiştir. Bu cümle ile muhtesat ve tasarruf edenlerin (zilyetlerin) belirleneceği öngörülmüştür. Kuşkusuz bu işlemlere karşı açılacak davalar kadastro mahkemelerinde görülecektir. Bu tür işlere bakmak kadastro mahkemelerinin asıl görevi içerisindedir.
2- İkinci husus fıkranın devamında ve diğer fıkralarda düzenlenmiştir. Aynı fıkranın izleyen cümlesinde aynen (kadastro çalışmaları sonucunda belirlenen kişilerin, bu maddenin 4. fıkrasına göre gerçek hak sahibi olup olmadıkları hususu ayrıca Orman Bakanlığı'nca tespit edilir.) ifadesi bulunmaktadır. Açıkça görüleceği gibi bu cümle ile hak sahiplerini belirleme görevi Orman Bakanlığı'na verilmiştir. İzleyen 3. fıkrada ise Orman Bakanlığı'nın bu işlemi yaparken hangi koşulları arayacağı belirtilmiştir. Buna göre hak sahibi olabilmek için orman köyü nüfusuna kayıtlı olmak ve bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren geriye yönelik en az beş yıl müddetle o yerde ikâmet etmiş bulunmak gerekir. 4. fıkrada ise hak sahiplerinin taşınmazı tebliğden itibaren bir yıl içinde rayiç bedel üzerinden satın alabilecekleri, satın alınmayan yerlerinde ihale yoluyla 3. kişilere satılacağı öngörülmüştür.
Buna göre muhtesatı ve tasarruf edenleri (zilyetleri) belirleme konusunda çekişme olduğu takdirde bu tür davalar Kadastro Mahkemesi'nde görülecek mahkeme bu davaları 3402 sayılı kanun ile ilgili diğer kanunlara göre çözümleyecektir.
Ancak, bu aşamadan sonra gerçek hak sahiplerinin belirlenmesi, koşulların aranması ve taşınmazların satılması görevi idari bir işlem olup, 4127 sayılı kanunla bu görev Orman Bakanlığı'na verilmiştir. Nitekim bu amaçla çıkarılan yönetmelik 31.7.1997 tarihli 23066 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanmış olup, bu yönetmeliğe göre hak sahipleri tespit komisyonu kurulması öngörülmüş, kuruluş şekli ve görevleri belirlenmiştir. Komisyon belirlediği hak sahiplerinin listesini ilan edecek, ilan süresinin bitiminden itibaren en geç 30 gün içinde mahkemeye itiraz edilebilecektir. Komisyonun yapacağı işlem idari nitelikte olduğundan, buna karşı açılacak davalarda İdare Mahkemesi'nde görülecektir. Nitekim, Uyuşmazlık Mahkemesi'nin 21.6.1999 tarih ve 999/10-18 sayılı karan ile bu konu çözümlenmiş ve kamu hizmeti kapsamında tesis edilen ve idari nitelik taşıyan hak sahipliğinin tespitine ilişkin işlemin iptali istemi ile açılan davanın görüm ve çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu belirlenmiştir. O halde, 4127 sayılı kanunun açık olan hükümlerinden ve Uyuşmazlık Mahkemesi'nin kararından anlaşılacağı gibi, muhtesat ve zilyetlikle (tasarruf) ilgili konularda açılacak davalar adli yargı yerinde görülecek, bunun dışında kalan hak sahiplerinin belirlenmesi koşullarının aranması ve hak sahiplerine taşınmazların satılmasıyla ilgili işlemler idari nitelikte olup, bu görevler Orman Bakanlığı'na ait olduğundan, bu hususta açılacak davalarda idari yargı yerinde görülecektir. Kanunun vermediği bir görev ve yetkinin kullanılması mümkün değildir. 4127 sayılı kanunun 1. maddesinin 3. fıkrasında belirlenen hak sahiplerinin aranan koşullara sahip olup olmadıklarının araştırılması görevi Orman Bakanlığı'na verildiğine göre, adliye mahkemelerinin kendiliğinden bu görevi üstlenmeleri ve yetki tecavüzünde bulunmaları düşünülemez. Mahkemece bu gerekçeler göz önünde tutularak, hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmadığından, hükmün onanmasına karar verilmesi gerekirken, bozulması doğrultusundaki çoğunluk görüşüne katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy