(3402 S. K. m. 14, 15, 33) (8. HD. 17.11.1997 T. 1997/969 E. 1997/7333 K.) (8. HD. 2001/9023 E. 2001/8799 K.) (8. HD. 16.06.1999 T. 1999/2495 E. 1999/2701 K.)
Dava: Davacı Ali Kıyak vekili tarafından, davalılar aleyhine 4.10.2004 gününde verilen dilekçe ile kişisel hakka dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 31.3.2005 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 13.12.2005 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Av. Ahmet Kurt geldi karşı taraf ve vekili gelmedi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü anlatımları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, 103 parsel sayılı taşınmazın mülkiyeti kadastro mahkemesinin 1977/140 sayılı dosyasında çekişmeli iken, davalılar miras bırakanı Şerafettin Türkoğlu tarafından, Kemalettin Kıyak ve Mustafa Akın'a 7.7.1981 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile satıldığını, Kemalettin Kıyak'ın kardeşi olduğunu ve satıcı ile sözleşmeyi kendi adına düzenlemesine rağmen bu yeri kardeşleri adına satın aldığını, parasını ortaklaşa ödediklerini ve satıştan sonra Kemalettin Kıyak'ın kardeşlerine yerlerini teslim ettiğini, kendisinin de 1981 yılından bu yana teslim aldığı payı kullandığını, taşınmazında hükmen satıcı adına tescil edildiğini ileri sürerek, zilyedlik koşullarının yararına oluşması nedeniyle, tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalılar, satış vaadi sözleşmesinin daha sonra fesh edildiğini, davacının yeri kullanmasının hukuki dayanağının kalmadığını bu nedenlerle de davanın reddi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece, davacının davasının dayanağı olan satış vaadi sözleşmesinin fesh edildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü davacı, davalarının zilyedlikle iktisap hukuki nedenine dayalı olduğunu ve zilyedlikle iktisap koşullarının da yararlarına oluştuğu gerekçesine dayanarak temyiz etmiştir.
Bir davada olayları anlatmak tarafların hukuki nitelendirmeyi yapmak ise mahkemenin görevidir(HUMK m.76) Bunun içinde davacının dayandığı vakıaları incelemek gereklidir.
Davacı, Ali Türkoğlu mirasçısı Şerafettin Türkoğlunun, miras taksim sözleşmesi ile taşınmazın tamamına malik olduğunu belirtmek suretiyle Kemalettin Kıyak ve Mustafa Akın'a satış vaadi sözleşmesi ise satıp zilyedliğini teslim ettiğini, alıcıların taşınmazı 1/2 paya ayırıp yerlerini belirlediklerini, alıcılardan Kemalettin Kıyak'ın kardeşi olduğunu ve yine kardeşleri Mehmet ile birlikte üç kardeş parasını ödeyerek taşınmazın Kemalettin Kıyak tarafından satın alınmasını sağladıklarını, Kemalettin'in de yerlerini kendilerine teslim ettiğini tarihinden bu yana kendisine düşen 1/3 payı kullandığını ileri sürmektedir.
Bu aşamada, dava konusu taşınmazın hukuki durumunu saptamakta da yarar vardır;
Dava konusu taşınmazın mülkiyeti çekişmeli iken 1966 yılında yapılan tapulama çalışmaları sırasında malik hanesi boş bırakılarak tapulama mahkemesine devredilmiş ve tapulama mahkemesinde yapılan yargılama sonucu, 1937 tarihli 10 tahrir sayılı vergi kaydı kapsamında kaldığı gerekçesiyle Ali Türkoğlu mirasçıları adına tespit ve tescil kararı verilmiş, bu hüküm kesinleşerek 103 parsel sayılı taşınmaz 19.8.2004 tarihinde hükmen tescil edilmiştir.
Davacının dayandığı vakıalar ve dava konusu taşınmazın hukuki durumu birlikte irdelendiğinde, tapuda kayıtlı olmayan ancak, vergi kaydı bulunan taşınmazın, kadastro tespitinden sonra, ancak, tutanaklar kesinleşmeden önce, davacı tarafından zilyetliğinin devralındığı iddiasıyla dava açıldığı, davanın açıklanan bu şekli ile zilyetlikle taşınmaz mülkiyetinin kazanılması hukuki nedenine dayandırıldığı anlaşılmaktadır.
Davacı, tespitten sonra ancak, tutanaklar kesinleşmeden önceki hukuki nedene dayandığına göre 3402 sayılı yasanın 33. maddesi hükmü delaletiyle Kanunun 4. bölümündeki hükümleri nazara alınmalıdır. Diğer bir anlatımla davacı 3402 sayılı Kanunun zilyetlikle taşınmaz iktisabına ilişkin tüm hükümlerinden yararlanır. Anılan 33. madde hükmü Bu Kanunun Uygulanacağı Diğer Haller başlığını taşımakta olup Kadastro işlemlerinin bir bölgede tamamlanmasından sonra veya iş hacmi itibariyle kadastro mahkemesinin devamına ihtiyaç kalmadığının anlaşılması halinde, Adalet Bakanlığı o bölgede kadastro mahkemesini kaldırmaya ve görülmekte olan dava dosyalarını taşınmaz malların bulunduğu mahalli asliye hukuk mahkemesine devretmeye yetkilidir. Bu mahkemede davaya bu Kanunda yazılı usul ve esasa göre, kaldığı noktadan devam olunur.
Devredilen bu davalar ile kesinleşmemiş kadastro tespitleri aleyhine sonradan mahalli mahkemelerde açılacak davalarda, dördüncü bölüm hükümleri uygulanır.
Bu Kanunun uygulandığı yerler dışında bulunan taşınmaz mallar hakkında da 14, 15, 17, 18, 20, 21 inci maddeler uygulanır.
Bu Kanunun zilyede tanıdığı haklar, kadastrosuna başlanan bölgede zilyedin leh ve aleyhine açılan davalarda iddia ve defi olarak ileri sürülebilir. Bu hükümler henüz kesinleşmemiş davalarda da uygulanır. şeklindedir.
Gerek 2. fıkra hükmü, gerekse Kanunun uygulandığı yerler dışında dahi uygulama olanağı olan bu hükümlere baktığımızda karşımıza Kanunun 4. Bölümündeki, Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir. ... şeklindeki 14. madde ve Tapuda kayıtlı taşınmaz malların malikleri veya bunların mirasçıları arasında, tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların ise ondördüncü madde gereğince belirlenen zilyetleri arasında taksim edildikleri belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanları ile sabit olduğu takdirde bu mallar taksim gereğince zilyetleri adına tespit olunur.
Taşınmaz mal tapuda kayıtlı olsun veya olmasın, onun ayrılması mümkün bir kısmının veya belirli bir payının, bu Kanunda zilyet lehine kabul edilen sebeplerle iktisabı caizdir.
İştirak halinde mülkiyet hükümlerinin söz konusu olduğu hallerde, iştirakçilerinden biri veya birkaçının belirli bir taşınmaz maldaki hissesinin diğer iştirakçilere devir ve temliki; tapulu taşınmaz mallarda yazılı, tapusuzlarda ise her türlü delille ispat edilebilir.
Ayırmayı gerektiren taksimlerde ayırma tarihindeki imar mevzuatı dikkate alınır.... şeklindeki 15. madde hükümleri çıkmaktadır.
Somut olaya yeniden döndüğümüzde;
Taşınmaz vergi kaydı ile satıcı murisi adına kayıtlı iken tapulama çalışmaları yapılmış ve tutanak düzenlendikten sonra davacının dayandığı sözleşme düzenlenmiştir. Sözleşmede, dava konusu taşınmazın tamamının miras taksim sözleşmesi ile satıcıya bırakıldığı belirtilmiştir. Sözleşme başlığında her ne kadar satış vaadi sözleşmesi denilmiş ise de, tapu kaydı olmayan ve zilyedlik hükümlerine göre kullanılan bu taşınmazın satışının vaadine ilişki sözleşme zilyedliğin devrini içeren bir sözleşmedir ve düzenlendiği tarihte taraflarını bağlamaktadır. Zilyedliği devralan Kemalettin Kıyak'ın da aldığı yerden bir kısmını davacıya teslim ettiği ileri sürülmektedir. Bu iddia kanıtlandığı takdirde, tapusuz taşınmazların satışının herhangi bir şekle tabi olmaması, satış iradelerinin uyuşması ve yerin teslimi ile satışın gerçekleşeceği olgusu karşısında az yukarıda değinilen zilyetlik hükümlerine göre uyuşmazlığın çözümü gerekecektir (8. HD, 1997/696-7333,17.11.1997, 8.HD, 2001/9023-8799, 3.12.2001, 17. HD, 1999/2495-2701, 16.6.1999).
Mahkemece, yapılan açıklamalar uyarınca, murise ait taşınmazlarda miras taksim sözleşmesi ile davacı bayiine satış yapan Şerafettin Türkoğluna dava konusu taşınmazın bırakılıp bırakılmadığı, satış vaadi sözleşmesi başlıklı zilyedlik devir sözleşmesi ile taşınmazın alıcılara teslim edilip edilmediği ve alıcılardan davacı adına da yer satın aldığı ileri sürülen Kemalettin Kıyak'ın paylaşım sonucu davacıya adına satın aldığı yeri teslim edip etmediği hususlarının tarafların dayandıkları kanıtlar toplanarak araştırılması ve bu hususların kanıtlanması halinde de zilyetlik koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği incelenmesi gerekmektedir. Tüm bu nedenlerle taraf delilleri toplanarak sonucuna göre bir hüküm vermek üzere karar bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarıda yazılı nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, davacı vekili yararına 450.YTL duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana geri verilmesine 20.12.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy