(506 S. K. m. 2, 85, 130) (HGK 29.11.2000 T. 2000/21-1705 E. 2000/1750 K.)
Dava: Taraflar arasındaki "tespit" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Çanakkale Asliye Hukuk (İş) mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 6.10.2000 gün ve 1998/1310 E. 2000/745 K. sayılı kararın incelenmesi davalı Kurum vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin 25.1.2001 gün ve 2000/9380 E. 2001/185 K. sayılı ilamiyla; (...Dava, 1.5.1991 - 31.5.1991 tarihleri arası oğluna ait işyerinde çalıştığının ve 1.8.1991 tarihinden itibaren de isteğe bağlı sigortalı olduğunun tespiti ve Kurum sataşmasının giderilmesi istemine ilişkindir. İşyerinin inşaat işyeri olduğu davacının da önceki mesleğinin lokanta ve bakkallık olup 1985-1991 yılları arası Bağ-Kur sigortalısı olarak kendi hesabına çalıştığı uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık işyerinde işe giriş bildirgesine dayanan çalışmanın gerçek olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı yasanın 85/b maddesine göre bir kimsenin malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına isteğe bağlı olarak devam edebilmesi için diğer koşulların yanında müracaat tarihinden önce 506 sayılı kanuna göre tescil edilmiş olmak koşuldur. Somut olayda, davacı 1.5.1991 tarihinde SSK'ya tescil edilmiş ise de; 27.7.1998 günlü müfettiş raporu ile; işyerindeki çalışmalarının gerçek olmadığını zira 1.5.1991 günlü sigortalı işe giriş bildirgesinin dayanağı bulunan bilgi ve belgelerin inandırıcı olmadığı, bizzat davacı beyanında, bu iş yerinde ne kadar süre çalıştığını hatırlamadığını, kimlerin çalıştığını bilemediğini ve giderek işyeri davacının bu işyerinde çalışmadığı saptanmıştır. Öte yandan, sigorta müfettiş raporları 506 sayılı yasanın 130/2. maddesi gereğince aksi sabit oluncaya kadar muteberdir. Bundan başka yargılamada dinlenen tanık beyanları müfettiş raporunun aksini kanıtlar nitelikte bulundukları da söylenemez.
Yapılacak iş, işyerinin niteliği ve davacının mesleği göz önünde tutularak, uzun yıllar kendi hesabına iş yapan kimsenin inşaat işinde amele olarak çalışması ve derece hayatın olağan akışına uygun olacağı ve davacının amacının salt 506 sayılı yasadan yararlanmak için bu yola başvurduğu olup olmadığı da dikkate alınıp davacının işyerinde gerçekten çalışıp çalışmadığı bordro tanıkları veya aynı çevrede benzer işi yapan başka işverenlerin kayıtlara geçmiş çalışanları saptanarak bunların bilgilerine başvurmak ve müfettiş raporundaki beyan ve tespitlerde nazara alınarak sonucuna göre karar vermekten ibarettir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davalı Kurum vekili
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Davacı, 1.5.1991-31.5.1991 tarihleri arasında 10 gün oğluna ait özel bina inşaatı işyerindeki çalışmasının fiili olduğunun, 1.8.1991 tarihinden itibaren isteğe bağlı sigortalılığının tespiti ile kurum sataşmasının önlenmesini talep etmiştir.
Davacının 22.1.1985-28.2.1991 tarihleri arasında Lokanta ve bakkallıktan dolayı vergi mükellefi olduğu, kendi nam ve hesabına çalışması nedeniyle Bağ-Kur sigortalısı sayıldığı uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, işyerinde işe giriş bildirgesi ve bordroya dayalı kuruma bildirilen 10 günlük sigortalı çalışmasının gerçek olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa'nın 85/b maddesine göre bir kimsenin malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına isteğe bağlı olarak devam edebilmesi için diğer koşulların yanısıra müracaat tarihinden önce 506 sayılı Kanuna göre tescil edilmesi koşuludur. Somut olayda davacı 1.5.1991 tarihinde ilk defa SSK'ya tescil edilmiş, imzalı ücret bordrolarına göre, kuruma 10 günlük çalışması bildirilmiş ise de, 27.7.1998 tarihinde müfettişe verdiği ifade davacı bizzat "daha önceki mesleğinin çiftçilik olduğunu, Lokantacılık ve bakkallık yaptıını, daha sonra işyerini oğluna devrederek Bağ-Kur'dan kaydını sildirdiğini, diğer oğlunun inşaatında amele olarak çalıştığını, çalıştığı tarihi, kaç işçi ile birlikte çalıştıını, çalışan işçilerin isimlerini bilmediğini" imzalı beyanı ile ifade etmiş, buna dayanılarak işyerindeki çalışmasının fiili olmadığı, müfettiş raporu ile tespit edilmiştir. Sigorta müfettişi raporları 506 sayılı yasanın 130/2. maddesi gereğince aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir. Yargılamada dinlenen tanık beyanları müfettiş raporunun ve davacı beyanının aksini kanıtlar nitelikte değildir.
Mahkeme, işyeri kayıtları ve tanık beyanlarını göz önünde tutarak çalışmasının ve buna bağlı isteğe bağlı sigortalılığın geçerli olduğu sonucuna ulaşmış ise de, işyerinin niteliği, davacının asıl mesleği göz önünde tutularak uzun yıllar kendi hesabına iş yapan kimsenin oğlunun inşaat işinde amele olarak çalışmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, davacının salt 506 sayılı Yasadan yararlanmak için bu yola başvurduğu hususunun aksinin kuşku ve duraksamaya yer vermiyecek şekilde bordro tanıkları veya aynı çevrede benzer işi yapan başka işverenlerin kayıtlara geçmiş çalışanları saptanıp bilgilerine başvurularak ve müfettiş raporunda ki, tespitler, imzalı davacı beyanı, bir kimsenin çalıştığı süreleri, birlikte çalıştığı kişileri bilmemesi ve hatırlamaması hususları hep birlikte değerlendirilerek bir sonuca ulaşılması gerekir.
Hukuk Genel Kurulu'nun 29.11.2000 gün 2000/21-1705 Esas, 2000/1750 Karar sayılı kararında da belirtildiği gibi; Sosyal Güvenlik Sistemimize göre; çalışanlar muhtelif gruplarda toplanmak suretiyle her bir topluluk için belli Sosyal Güvenlik Kuruluşları öngörülmüştür. Kişiler, gerçek çalışma statü ve koşullarına göre; bu Kurumlardan birinin kapsamına; iradelerine bakılmaksızın girerler ve o Kurumun sigortalısı olurlar. Nitekim; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasasında kimlerin Yasa kapsamında olduğu 2. maddesinde açıkça ortaya konmuş, koşulları belirlemiştir. Giderek, kimlerin de Yasa kapsamına giremeyeceği kapsamlı biçimde; 3. maddesinde açıklanmıştır.
Öte yandan; aynı Yasa 85. maddesinde isteğe bağlı sigortalılık koşullarını belirlemiş ve 506 sayılı Yasa kapsamında sigortalıların başka bir Sosyal Güvenlik Kuruluşu kapsamında bulunmamaları koşuluyla; isteğe bağlı sigortalı olabileceklerini hükme bağlamıştır.
Şu duruma göre; 506 sayılı Yasa yönünden; isteğe bağlı sigortalı olabilmek için öncelikle; Yasanın öngördüğü, sigortalılıktan amaç ise; biçimsel olarak ortaya çıkan salt, Kurum değiştirme amacına yönelik yasaya karşı hile yoluyla göstermekil bir sigortalılık değil, gerçek anlamda hizmet akdine göre oluşmuş bir sigortalılıktır. Bu tür bir sigortalılığın olup olmadığı ise hizmet akdinin koşulları ve eylemli çalışmasının varlığının açıkça ortaya konması durumunda mümkündür. Kişinin, çalışma hayatının bir bölümünde hizmet akdine göre çalıştığı ve yaşamını bu yolla idame ettirmek istediği, eylemli biçimde ortaya çıktığında; kişi, 506 sayılı Yasa kapsamında sigortalı kabul edilir. Hizmet akdine dayalı çalışanlar dışında, başka Güvenlik Kurumu kapsamındaki kişilerin, yapay yöntemlerle 506 sayılı Sisteme dahil edilmesi bu sistemi zaafa uğratır ve Sosyal Güvenlik ve sisteminin amacının gerçekleşmesini de engelleyici olur. Çünkü 506 sayılı Yasa sistemi; sigortalı ve işverenlerin katkılarıyla oluşan temelde, bir fon oluşturma ve buradan, risklerin gerçekleşme durumuna göre, sigortalıları güvenceye kavuşturmayı amaçlar. Kısaca; 506 sayılı Yasa sistemi hizmet aktine göre çalışanların işveren katkılarıyla oluşturdukları sosyal nitelikli bir ortaklıktan ibarettir. Bu sisteme; dışardan, zorlama, hile ve yapay yollarla katılımlar; gerçek sigortalıların güvendiklerini önemli ölçüde daraltır. Bu nedenledir ki, her Sosyal Güvenlik Yasası kendi kapsam ve alanını belirlemiş, sigortalıların, kendi bünyesi içinde tutmak istemiştir. Kuşkusuz; bir sistemden, diğerine geçmek mümkündür. Ancak, bu geçişin muvazaa veya yapay bir geçiş dahası Yasaya karşı hileyi amaçlamayan bir olguya dayanmaması gerekir. MK. 2. maddesinde ifadesini bulan evrensel nitelikte dürüstlük kuralları bu tür bir eyleme engel olduğu gibi Anayasal Sosyal Güvenlik Sistemimizi, oluşturan Sosyal Sigorta Yasaları da kabul ettikleri temel ilke ve esaslarıyla buna müsait değildir.
Açıklananların ışığında somut olaya bakıldığında yetersiz inceleme ile davacının beyanı nazara alınmadan yıllarca bakkallık ve lokantacılık mesleğinden dolayı Bağ-Kur statüsünde sigortalı olan davacının oğluna ait işyerinde amele olarak geçen 10 günlük çalışmasının fiili olduğunun tespitine karar verilmesi isabetsizdir. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı kurum vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 20.6.2001 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy