(743 S. K. m. 2) (2004 S. K. m. 134, 148) (7201 S. K. m. 35)
Dava: Taraflar arasındaki "ihalenin feshi" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 11. İcra Tetkik Mercii'nce davanın kabulüne dair verilen 4.12.1999 tarih ve 1998/338 E., 1999/19 K. sayılı kararın incelenmesi, davalılar vekilleri tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 6.4.1999 tarih ve 1999/3620-4202 sayılı ilamı ile;
(... 1- Tarafların iddia ve savunmalarına, dosya içeriğindeki bilgi ve belgelere ve kararın gerekçesine göre borçlu vekilinin temyiz itirazlarının REDDİNE:
2- Alacaklı ve alıcılar vekillerinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla yapılan takipte icra emri, kıymet takdiri raporu, ipotek akit tablosunda gösterilen borçlu adresine çıkmış ve Tebligat Kanunu hükümlerine uygun olarak tebliğ edilmiştir. Satış ilanı tebligat da aynı adrese çıkmış, adı geçenin adresi terk ettiğinden bahisle bila tebliğ iade edilmiştir. Bu tebligatlardan sonra borçlu yeni adresini daha önceki tebligatları yapan İcra Dairesi'ne bildirmediğine göre, aynı adrese Tebligat Kanunu'nun 35. maddesine göre tebligat yapılmasında bir usûlsüzlük yoktur. Kaldı ki; Tebligat Kanunu'nun 35. maddesine 15.6.1985 tarih ve 3220 sayılı kanunla eklenen son fıkrasına göre daha önce tebligat yapılmamış olsa dahi, ipotek akit tablosunda gösterilen adrese çıkan tebligatın, bila tebliğ iadesi üzerine, bu adrese 35. maddeye göre tebligat yapılabilir. Yasaya uygun olarak yapılan tebligatın MK'nin 2. maddesinden bahsedilerek geçersiz sayılması ve buna bağlı olarak ihalenin feshine karar verilmesi isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak, dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Edenler: 1- Davalı T. İş Bankası A.Ş. vekili,
2- Davalı B. A. vekili,
3- S. Ş. vekili.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına dosyadaki tutanak ve kanıtlara, temyiz dilekçesinde ileri sürülen hükme etkili itirazların Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 6.4.1999 tarih ve 3620-4202 sayılı ilamında ayrı ayrı ele alınıp cevaplandırılmış bulunmasına ve özellikle ipotek resmi senet akit tablosunda davacı borçlu adresini "A. Blv. No: 199/H K." olarak bildirdiği açıktır. Gerek tebligat yasasının 35/son fıkrasına ilişkin, 15.6.1985 tarih ve 3220 sayılı kanunla yapılan değişik hükmü, gerekse İİK'nin 21. maddesi birlikte değerlendirildiğinde az yukarıda açıklanan adrese yazılan tebligatın yasaya aykırı bir yönü bulunmadığında kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır. Farklı anlatımla anılan açık yasa maddelerinin somut olayın verileri içinde uygulanması zorunludur.
Hal böyle olunca Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usûl ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nin 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 2.2.2000 tarihinde, oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Alacaklı İ. Bankası'nın ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile yaptığı takip sonucu borçluya ait iki parça taşınmaz 29.6.1998 tarihinde birinci ihalede, mahcuz villa 45.000.000.000 TL muhammen bedelin yaklaşık 11.000.000.000 TL altında arsa ise 9.987.500.000 TL muhammen bedelin üstünde 13.150.000.000 TL'ye üçüncü kişi alıcılara ihale olunmuştur. Borçlu vekilinin yasal süresi içerisinde merci nezdinde açtığı ihalenin feshi davasında ileri sürdüğü sair fesih nedenleri yerinde görülmeyerek, mercice; satış ilanının borçluya usûlsüz tebliğ olunduğundan bahisle, ihale fesih olunmuştur. Daire'nin çoğunluk görüşü ile 7201 sayılı kanunun 35. maddesi gereği borçluya yapılan satış ilanının tebliğinin usûlüne uygun olduğu belirtilerek, merci kararı bozulmuş önceki kararda yer alan gerekçelerle direnen merci hakimliğinin kararı Hukuk Genel Kurulu'nca da Daire bozması görüşü benimsenerek, oyçokluğu ile bozulmuştur.
1- Dairemiz sapma göstermeksizin uygulanan içtihatlar gereği, borçluya veya borçlulara satış ilanı tebliğinin, tebliğ olunmaması veya usûlsüz tebliği, başlı başına ihalenin feshi nedenidir. Çünkü; satış ilanının tebliğ edilmiş olması halinde taşınmazın uygun fiyatla satılması hususunda gerekli çabalarda bulunabileceği, müşteri temin edebileceği, talibi ve talebi artıracak girişimler yapabileceği ve ayrıca mahcuzun muhammen bedelin altında satılmasının da nazara alınması gerekeceği tartışmasızdır (12. HD, 11.4.1984 tarih, 3950 E., 4446 K., 12. HD, 24.12.1983 tarih, 413 E., 1365 K., HGK, 27.1.1981 tarih, 980/12-3047 E., 770 K.).
Tebliğ işleminin yapılmaması veya usulsüz tebliğ edilmiş olması halinde MK'nin 2. maddesi evrensel nitelikte bir madde olduğundan re'sen gözetilmelidir. Anılan maddenin İİK'nin hükümleri koşullarında gerçekleşen ihalelerde de nazara alınması zorunludur (12 HD, 24.2.1981 tarih, 327 E., 1772 K.).
İİK'nin 129. maddesi gereği, "... İlk ihalede artırma bedeli gayrimenkul için tahmin edilmiş olan kıymetin en az % 75'ini bulmak..." veya ikinci ihalede "artırma bedelinin malın tahmin edilen kıymetinin % 40'nı bulması..." halinde yas gereği satış gerçekleştirilir ise de, Dairemizce öteden beri uygulanan kural gereği muhammen değerlerle satış değerleri arasındaki fark nedeniyle zarar unsurunun mevcudiyeti halinde satış ilanının tebliği usûlsüz veya yok ise ihalenin feshi gerekir (12 HD 23.5.1983 tarih, 3962 E., 4058 K.).
Yukarıda açıkladığımız gibi, Dairemiz içtihatlarında da benimsendiği üzere, satış ilanının borçluya tebliğ olunmaması veya usûlsüz tebliğ edilmesi halinde, olayda MK'nin 2. maddesinin var olup olmadığının irdelenebileceği, zarar unsurunun da var olması halinin, tebliğ işlemindeki usûlsüzlükle birlikte değerlendirilerek ihalenin feshine neden olacağı tartışmasızdır.
7201 sayılı kanunun 35. maddesine göre yapılan tebliğ işleminin geçerli olabilmesi için; "... daha önce kendisine (veya adına tebligatı kabule yetkili kimselere) yargı organlarınca tebligat yapılan kimse (tebligat) adresini değiştirir veya yeni adresini ilgili (yani kendisine daha önce tebligat yapmış bulunan) yargı organına bildirmez ise tebligat görevlisinin her şeyden önce muhatabın yeni adresini belirlemek için soruşturma yapması gerekir. Bu soruşturma tüzük m.28/1 uyarınca yapılır (Tüzük m.55/11). Yani tebliğ memuru tebligat muhatabının (veya onun adına tebligatı kabule yetkili kimselerin) adreste bulunmama sebebini bilmesi olası (muhtemel) komşu, kapıcı, yönetici gibi kimselerden veya o yerin muhtar, ihtiyar heyeti, meclis üyelerinden veya zabıta (kolluk) amir veya memurlarından sorar. Bunların yaptığı beyanı ifadesi başvurulan kimseye imzalatır (veya kendisi imza eder).
Tebliğ memuru yaptığı araştırma sonucunda yeni adresi tespit edebilirse ve kendi tevzi bölgesinde ise tebligat aynı memur tarafından o adrese, aksi halde tebliğ evrakı yeni adreste tebliğin sağlanması için memur tarafından bağlı bulunduğu merkeze iade olunur." Yukarıda yazılan bu açıklamalar Prof. Dr. E. Y., Av. T.Ç.nin Tebligat Hukuku adlı eserlerinin 434. sayfasından aynen nakledilmiştir. Aynı eserin 435. sayfasında ise memurun yaptığı soruşturma sonucu muhatabın yeni adresinin bulunmaması halinde tebliğ evrakını çıkaran merciye iade edeceği belirtilmiştir. Bütün bu hallerden anlaşılacağı üzere daha önce tebliğ yapılmış olsun veya olmasın 7201 sayılı kanunun 35. maddesine göre bir tebliğ işlemi yapabilmek için mutlaka tüzüğün 55. maddesinde açıklandığı üzere tebliğ memuru tüzüğünün 28. maddesine göre yeni adresin tespiti yönünde araştırma yapmak zorundadır. Aksi halde tebliğ işlemi usûlsüzdür. Nitekim, Dairemiz 6.7.1971 tarih, 7997 E., 7819 K. sayılı kararında da açıklandığı üzere 35. madde hükmü, "evvelce kendisine veya adresine usûlen tebliğ yapılmış olan kimsenin bu adresi değiştirip yenisinden kaza merciini haberdar etmemesi ve tebliğ memuru tarafından yeni adresin tespit olunmaması halinde uygulanır" kuralını benimsemekle, tebliğ memurunun tüzüğün 55. maddesine göre işlem yapmasını zorunlu kabul etmiştir.
Hal böyle olunca: Somut olayın incelenmesinde Hukuk Genel Kurulu'nca ve Dairemiz çoğunluğunca 7201 sayılı kanunun 35. maddesine göre borçluya yapılan satış ilanı tebliğ işlemini geçerli bulan görüşüne katılmak, açıklanan yasalar karşısında mümkün değildir. zira borçlunun akit tablosunda yazılı olan işyeri adresine yapılan satış ilanı tebligatında, sadece adresin kapalı olduğuna işaret olunmuş ve tüzüğün 55. maddesi gereği işlem yapılmamıştır. Bu hali ile tebliğ işlemi usûlsüz ve geçersizdir. Muhammen bedeli yüksek olan taşınmazlarda zarar unsuru mevcuttur. Dairemizce Tebligat Kanunu'nun 21. maddesine göre yapılan tebliğ işlemi de tüzüğün 28. maddesi gereği işlem yapılması istisnasız uygulandığı da gerçektir. Aynı paraleldeki bu olgudaki aksine uygulamaya açık madde hükmü karşısında katılamıyoruz.
İkinci bir aşamada ele alınması gereken konu ise; mercii hakimince de gerekçe yapılan MK'nin 2. maddesidir.
Borçlunun dosyada bilinen iki adresi vardır. Birisi yukarıda değinilen iş adresi diğeri ise, taahhüt formunda yazılı olan ev adresidir. Bu adres alacaklı banka tarafından bilinen ve benimsenen bir adrestir. Çünkü; İİK'nin 150/1. maddesi gereği borçluya gönderilen ihtar (hesap özeti) anılan adreste tebliğ olunduğu gibi, kıymet takdiri sırasında dahi borçlunun burada oturduğu da sabittir. borçlunun bilinen ve ikâmet ettiği evine satış ilanının tebliğ olunmaması gerçekte MK'nin 2. maddesine aykırı olup, aksinin kabulü Dairemizce benimsenen yukarıda açıklanan içtihatlarına da uygun değildir. Borçlu takibe itiraz etmemiş, takibi geciktirici herhangi bir eylem ve işlemde de bulunmamıştır.
Sonuç: Dairemiz uygulamaları, yasal düzenlemeler, incelenen satış dosyası kapsamından anlaşıldığı üzere Hukuk Genel Kurulu Daire bozmasını benimseyen çoğunluk görüşüne yukarıda açıkladığımız nedenlerle katılmıyoruz.
Full & Egal Universal Law Academy