(743 S. K. m. 658, 659) (818 S. K. m. 18)
Dava: Taraflar arasındaki şufa davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Merzifon Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 09.09.1999 gün ve 1998/422 E. 1999/289 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 06.12.1999 gün ve 1999/10099-10135 sayılı ilamiyle; ( ...Davacı vekili, dava konusu 690 parsel sayılı taşınmazın 1/2 payının davacıya ait olduğunu, taşınmazın diğer 1/2 payının 18.09.1998 tarihinde davalı tarafından 1.440.000.000 TL.ye satın alınmasına rağmen, şufa hakkının önlenilmesi için muvazaalı olarak tapuda 4.250.000.000 TL. olarak gösterildiğini, davalı adına kayıtlı payın iptali ile davacı adına tescilini talep etmiştir. Davalı gerçek satış bedelinin tapuda gösterildiğini savunmuştur. Mahkemece davacının bedelde muvazaa iddiası kabul edilerek 1.440.000.000 TL. bedel depo ettirilerek dava konusu payın davacı adına tesciline karar verilmiştir. Davacı bedelde muvazaa iddiasına delil olarak tanıklarını dinletmişse de bu tanıklar dava konusu payın kaç lira bedel ile davalıya satıldığı konusunda bir beyanda bulunmamışlardır. Keşif bu konuda tek başına yeterli delil olamaz. Davacı bedelde muvazaa iddiasını ispat edemediğine göre taşınmazın tapudaki satış bedeli üzerinden şufa hakkının tanınmasına karar vermek gerekir. Bunun içinde davacıdan bu bedele göre şufa hakkını kullanıp kullanmayacağı sorulup, kabul ettiğinde payın satış bedeli ve satış masraflarının verilecek uygun süre içerisinde yatırtılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi icabeder. Bu husus gözönünde tutulmadan yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olduğundan hükmün bozulması gerekmiştir....) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Şufa hakkını kullanan kimsenin, dava konusu edilen 3. şahsın satış akdindeki koşullarla satılan payı geri alması esastır. Ancak, somut olayda, davacı, bedelde danışık yapılması sonucu, tapudaki satış bedelinin-kendisinin şufa hakkını kullanmasını engellemek amacı ile-çok yüksek gösterildiğini öne sürmüş bunu kanıtlamak üzere, tanık delili ile birlikte, emsal satışlara da dayanarak, 462 ve 1038 parsellere ait tapu kayıt ve akit tablolarının getirilmesini talep etmiştir. (19.11.1998 tarihli oturum.) Hemen belirtelim ki davacı, danışıklı düzenlendiğini iddia ettiği satış sözleşmesinin yanı olmadığı için bu savını her türlü delille kanıtlama olanağına sahiptir.
Yerel mahkeme, davacı tarafça dayanılan 462 ve 1038 parsellere ait satış bedellerini de içeren tapu kayıtlarını getirtmesine rağmen, ziraatçi bilirkişi aracılığı ile yapılan keşfin çekişmeli 690 parsele özgülenip, 462 ve 1038 parsellerin satış günündeki değerleri yönünden hiçbir araştırma ve inceleme yapılmadığı, bu parsellerin nitelikleri ve değerlerine etkili öğelerin incelenip dava konusu parsel ile karşılaştırılmadığı anlaşılmaktadır.
Şu durum karşısında mahkemenin hükme esas tutulan araştırmasının eksik ve yetersiz olduğu açıktır.
Hal böyle olunca mahkemece yapılacak iş öncelikle tanıkların beyanları arasında çelişki giderilmeli tarafların emsaller yönünden delil ve karşı delilleri istenilip getirtilmeli, gerektiğinde doğrudan araştırılmalı, bunlar uzman bilirkişi aracılığı yerinde yapılmalı, uygulama sonucu dava konusu taşınmaz mal ile üstün ve eksik yönleri değere etki edecek tüm faktörleri belirlenmeli, alınacak raporda gerekçeli ve dayanakları gösterilerek açıklattırılmalı ve hasıl olacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmelidir.
Eksik incelemeye dayalı yerel mahkemenin direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK. nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 11.10.2000 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy