(6570 S. K. m. 2, Geç. m. 6) (743 S. K. m. 618)
Dava: Taraflar arasındaki "men'i müdahale ve ecrimisil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Afyon Asliye 1. Hukuk Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 9.11.1998 tarih ve 1998/524 E., 1998/605 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 4.2.1999 tarih ve 1999/789 E., 1999/702 K. sayılı ilamı ile; (... Dosya içeriğine ve toplanan delillere göre davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine. Davacı idare vekilinin temyizine gelince; bilindiği üzere vakıf taşınmazlara ilişkin kira sözleşmelerine son vermek amacıyla Tabii Afetlerden Zarar Gören Taşınmazların Afet Öncesi Kiracılarına Kiracılık Hakkı Tanınması ve Devam Etmekte Olan Kira Sözleşmelerinin Sona Erdirilmesi ile ilgili olarak 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun'a Ek Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair 4331 sayılı kanun 23.1.1998 tarihinde kabul edilip, 27.1.1998 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe konulmuştur.
Söz konusu kanunun 2. maddesiyle 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkındaki Kanun'a eklenen geçici 6. maddenin birinci fıkrasında "Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün mazbut ve mülhak vakıflara ait gayrimenkullere ilişkin kira sözleşmeleri bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren üç ay sonra sona erer" hükmü getirilmek suretiyle mevcut kira sözleşmelerine son verilmiştir. Bu açık hükümden anlaşılacağı üzere kira sözleşmelerinin belirtilen tarihte sona ermesi hiçbir taraf işlemine veya herhangi bir koşula bağlı tutulmamıştır. Esasen kanun koyucunun amacı devam eden kira sözleşmelerini ortadan kaldırmak, tarafların anlaşmaları halinde yeni kira sözleşmelerinin yapılmasını sağlamaktan ibarettir.
Maddenin daha sonraki fıkralarında ise yeniden yapılacak kira sözleşmelerinin nasıl yapılması gerektiği ve yapılma süreleri açıklanmış, ayrıca kanun gereği kira sözleşmeleri son bulan kiracılara idarece önerilen koşulları ve kira bedelini kabul ettikleri takdirde yeni kira sözleşmeleri yapmaları için öncelik hakkı tanınmış, öngörülen koşullarda ve sürede yeni kira sözleşmesi yapmayan kiracıların da ne şekilde tahliye edilecekleri hükme bağlanmıştır.
O halde, geçici 6. maddenin birinci fıkrası hükmüyle kira sözleşmeleri son bulan kiracıların, sonra gelen fıkralarda belirtilen sürede ve koşullarda yeni kira sözleşmeleri yapmamaları halinde haksız el atan (fuzuli şagil) durumuna düşeceklerinde kuşku yoktur. Daha açık bir anlatımla 4331 sayılı kanunun yürürlüğe girdiği 27.1.1998 tarihinden itibaren üç ay içerisinde Vakıflar Genel Müdürlüğü veya mütevellilerince rayiç ya da emsal bedellere uygun olarak yeni kira bedeli ve koşulları tespit edilip, kendilerine tebliğ edilmesine karşın üç ayı takip eden otuz gün içerisinde kira sözleşmesi yapmayan eski kiracıların önceki kira sözleşmelerine dayanarak hak iddia edemeyecekleri açıktır.
Ne var ki, 4331 sayılı kanun Anayasa Mahkemesi'nin 20.5.1998 tarih, 1998/10 Esas, 1998/18 Karar sayılı ilamı ile iptal edilmiş; aynı zamanda iptal kararının Resmi Gazete'de yayımlanacağı güne kadar (1998/3-2 Karar sayısı ile) yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmiş; bu karar 20.5.1998 iptal kararı ise 12.12.1998 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak infaz edilebilir hale gelmiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki, iptal edilen kanuna göre oluşan kazanılmış hakların korunması; buna bağlı olarak hukuka ve devlete güvenin sağlanması, hukuk devletinin en önemli amaçlarından olan huzurlu ve istikrarlı bir ortamın yaratılması için Anayasa'nın 153/5. maddesi ile iptal kararlarının geriye yürüyemeyeceği kuralı kabul edilmiştir. Nitekim, değinilen bu kural (keyfi tasarrufları ve haksız kazançları önlemek; adalet ilkesini gerçekleştirmek gibi bazı istisnalar dışında) tüm yüksek mahkemelerce aynen kabul edilerek uygulana gelmektedir.
Yine uygulamada ve doktrinde; devam eden uyuşmazlıklar ve tamamlanmamış hukuki durumlara yeni yasa veya düzenleyici kuralın derhal yürürlüğe girme (L. effet immediat dela loi novelle) niteliği nedeniyle uygulanacağı görümü vakıf taşınmazlara ait kira sözleşmelerini 27.4.1998 tarihinde sona erdirip, işlevini tamamlamış ve hukuki sonucunu doğurmuştur. Bu itibarla, belirtilen tarihten sonra devam eden bir hukuki münasebetin (kira ilişkisinin) veya taraflar arasındaki çekişmenin varlığı kabul edilemez. Bunun yanında kira sözleşmeleri, bir taraf işlemini veya koşulu gerektirmeksizin kanuni gereği sona erdiklerinden önceki sözleşmeler hakkında mahkemelere başvurma olanağı da bulunmamaktadır. 4331 sayılı kanunun 6. maddesinin 2 ve 3. fıkralarında öngörülen süreler ve açılacak davalar ise tamamen yeni yapılacak kira sözleşmelerine ilişkin olduğundan, son bulan kira sözleşmelerine ait bir uyuşmazlık olarak değerlendirilemez.
Açıklanan ilkeler gözetildiğinde iptal kararının geriye yürümesini zorunlu kılan bir nedenden söz etme olanağı yoktur. Aksinin kabulü Anayasa'nın 153/5. maddesine ve kazanılmış hak kuralına ters düşen bir sonuç ortaya çıkarır.
Somut olayda davalıya yöntemine uygun biçimde gerekli tebligat yapılmış, davalı süresi içerisinde yeni bir kira sözleşmesi yapmayarak taşınmazda haksız el atan (işgalci) durumuna düşmüştür.
Hal böyle olunca, el atmanın önlenmesine de karar verilmesi gerekirken buna yönelik isteğin reddedilmesi isabetsizdir..) gerekçesiyle bozularak, dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davacı vekili
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Vakıf yoluyla meydana getirilen ata yadigarı mimari eserleri korumak, onarılarak Türk kültürünün gelecek nesillere intikalini sağlamak, vakıf malları ekonomik şekilde işletmek görevini yüklenen Vakıflar Genel Müdürlüğü ile mülhak vakıfların bütçe gelirlerinin tamamına yakını vakıf taşınmazların kiralanması ile elde edilen kira gelirlerinin oluşturduğu, ne var ki uzun süreli sözleşmeler günün değişen ekonomik şartları, yargı organlarından zamanında istenilen artışa ilişkin karar alınmaması, ısıtma, aydınlatma, işçi ücretleri gibi zorunlu giderlerdeki artışlar sonucu vakıf taşınmazların kiralarının zaman içerisinde çok düşük seviyede kaldığı, hatta birçok işyerinde gelir gideri karşılayamadığı gerekçesiyle, vakıf taşınmazlara ilişkin kira sözleşmelerine son vermek amacıyla, tabii afetlerden zarar gören taşınmazların afet öncesi kiracılarına kiracılık hakkı tanınması ve devam etmekte olan kira sözleşmelerinin sona erdirilmesi ile ilgili olarak 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun'a Ek Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair 4331 sayılı kanun 23.1.1998 tarihinde kabul edilip, 27.1.1998 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe konulmuştur.
Söz konusu kanunun 2. maddesiyle 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkındaki Kanun'a eklenen geçici 6. maddesinin birinci fıkrasında "Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün mazbut ve mülhak vakıflara ait gayrimenkullere ilişkin kira sözleşmeleri bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren üç ay sonra sona erer" hükmü getirilmiştir.
Maddenin daha sonraki fıkralarında ise yeni yapılacak kira sözleşmesi için Vakıflar Genel Müdürlüğü ve mütevellilerin yapacağı işlemler yeni kira sözleşmesinin koşulları ve süresi, eski kiracının yeniden kira sözleşmesi yapmaması halinde tahliyesi, bildirilen yeni kira bedeli hakkında mahkemeye başvurma yolları hükme bağlanmıştır.
4331 sayılı kanun ile 6570 sayılı kanuna eklenen geçici 6. maddenin birinci fıkrasının açık hükmüne göre mazbut ve mülhak vakıflara ait taşınmazlara ilişkin kira sözleşmeleri kanunun yürürlüğe girdiği 27.1.1998 tarihinden üç ay sonra yani 27.4.1999 tarihinde son bulmaktadır. Aynı maddenin üçüncü fıkrası ise Vakıflar Genel Müdürlüğü ve mütevellilerce bildirilen kira bedeli ve koşullarını kabul eden eski kiracıya yeni kira sözleşmesi yapmak üzere üç ayı takip eden otuz günlük başka bir süre tanınmış, kira sözleşmesi sona ermesine karşın önceki kiracıyı bu otuz günlük sürenin son bulduğu 27.5.1998 tarihine kadar fuzuli şagil saymayarak mecuru kullanmasına izin vermiştir.
4331 sayılı yasanın Anayasa'ya aykırı olduğu iddiası ile açılan dava üzerine, Anayasa Mahkemesi'nce 20.5.1998 tarih, 1998/10 Esas, 1998/3-2 sayılı kararla yürürlüğü durdurma aynı tarih, 1998/10 Esas, 1998/18 sayılı karar ile de kanunun iptaline karar verilmiş yürürlüğünün durdurma kararı 23.5.1998 iptal kararı ise 12.12.1998 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak bağlayıcı nitelik kazanmıştır.
Yargıtay Özel Dairesi ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık; 4331 sayılı yasanın geçici 6. maddesi anlamında eski kira sözleşmelerinin ne zaman son bulmuş sayılacağının tayin ve tespitinde toplanmaktadır. Bu konuda 4331 sayılı yasanın geçici 6. maddesi anlamında eski kira sözleşmelerinin ne zaman son bulmuş sayılacağının tayin ve tespitinde toplanmaktadır. Bu konuda 4331 sayılı yasa ile getirilen geçici 6. maddenin birinci fıkrasının hükmü açık olup, yukarıda değinildiği üzere eski kira sözleşmelerine bu fıkra hükmüyle 27.4.1998 tarihi itibarıyla son verilmiştir. Yasanın sonraki fıkraları ve üçüncü fıkradaki üç ayı takip eden otuz günlük süre yapılacak yeni kira sözleşmelerine ilişkindir. Esasen kanun koyucunun amacı da eski kira sözleşmelerine son vermek rayicine uygun kira bedeli ile yeni kira sözleşmelerinin yapılmasını sağlamaktır. Nitekim madde metninden de açıkça izlenildiği üzere, eski kira sözleşmelerinin sona ermesi, yasada öngörülen "aylık süre" dışında hiçbir ön koşula, yapılması istenilen hiçbir işlem veya irade izharına bağlı tutulmamıştır. O nedenle salt yasanın yürürlük tarihinden itibaren üç ayın geçmesiyle eski kira sözleşmelerinin doğrudan münfesih olacağının kabulü gerekir.
Bu açıklamalardan sonra, Anayasa Mahkemesi kararlarından iptal hükmünün geriye yürüme (extunç) etkisinin hukuki kapsam ve alanı üzerinde durulmasında yarar vardır.
Öncelikle belirtelim ki Hukuk Genel Kurulu bu konuyu, somut olayın zorunlulukla sunduğu "kazanılmış haklar" çerçevesinde ve sınırlı bir düzeyde tartışmış ve tahlil etmiştir. Yine işaret edelim ki, kazanılmış hakların varlığı halinde iptal kararlarının geriye yürümeyeceği ilkesi kurulda oybirliği ile kabul edilmiştir.
Gerçekte de anayasal yargıda; idari yargıdaki iptal kararının (extunç) geriye yürüme etkisi ilke olarak kabul edilmemiş ve iptal edilen kuralın baştan beri geçersiz duruma geldiği esası benimsenmemiştir. Diğer bir anlatımla Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararının geri yürümezliği kuralına öncelik tanınmıştır (Anayasa mad. 153).
Anayasa'nın 153/V maddesine bakıldığında, iptal kararının geri yürümeyeceği ilkesine, yasa koyucu tarafından bir istisna tanınmadığı kuşku ve duraksamaya yer olmaksızın görülmektedir.
Ne var ki bu anayasa hükmün salt lafzi yorumla uygulanması, zaman zaman hakkaniyet, nesafet, eşitlik ve adalet ilkelerine aykırı sonuçlar yaratabilir (bkz. N Bilge, "Anayasa Mahkemesi Kararlarının Geriye Yürümezliği Sorunu", Ankara Baro Dergisi, 1990/3, s. 332). O nedenle Anayasa'nın 153/V maddesinin istisnalarının varlığı öğretide ve yargıda gündeme getirilmiş ve tartışılmıştır.
Türk anayasal sisteminde benimsenen iptal kararının geriye yürümezliği kuralının getiriliş amacı, devlete güven duygularını sarsmamak, devlet yaşamında kargaşaya neden olmamak, toplum huzurunun sarsılmamasını sağlamak olarak özetlenebilir.
Esasen bir hukuk kuralının yürürlüğü sırasında bu kurala uygun biçimde, tüm sonuçları ile kesin olarak edinilmiş hakların (kazanılmış haklar) korunması hukuk devletinin gereğidir.
O nedenle hukuksal ve maddi alanda etkisini göstermiş hukuk kaideleri uyarınca tamamlanmış ve sonuçlarını doğurmuş bulunan kazanılmış haklara Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün geri yürümeyeceğinin kabulü kaçınılmazdır.
Kazanılmış haklar hukuk devleti kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır.
Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar, Anayasa'nın (2.) maddesinde açıklanan "Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir" hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.
Tüm açıklananların ışığı altında dava değerlendirildiğinde, Anayasa Mahkemesi'nin 4331 sayılı yasa hakkında yürürlüğün durdurulmasına ilişkin kararı 23.5.1998 tarihinde Resmi Gazete'de ilan edilerek yürürlüğe girmiş ve bağlayıcı olmuştur.
Oysa, taraflar arasındaki kira sözleşmesi bu tarihten önce 27.4.1998 tarihinde yasal kaidelere uygun bir şekilde işlemlerini tamamlayarak hukuki sonuç ve hükümlerini hasıl etmiş; en önemlisi davanın tarafları yönünden objektif statüden subjektif statüye geçerek kişiye ait bir nitelik kazanmıştır. Farklı anlatımla sözleşmenin son bulmasına ilişkin vakıflar idaresi yararına özel hukuk yönünden kazanılmış hakkın vücut bulmasından daha sonra Anayasa Mahkemesi'nin yürürlüğün durdurulması kararı devreye girmiş bulunmaktadır. Hal böyle olunca; Anayasa Mahkemesi'nin sözü edilen kararı, somut olayda geriye etkili biçimde hukuksal sonuç doğurmayacağı kuşkusuzdur.
Yukarıda açıklanan nedenlerle Hukuk Genel Kurulu'nca benimsenen özel daire bozma kararına uyulması gerekirken, direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Yerel mahkemenin direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının özel daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 06.10.1999 tarihinde, ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Bu davanın dayanağını oluşturan ve davacı Vakıflar İdaresi'nin davalıyla yaptığı kira akdinin sona erdiğini tespit eden 4331 sayılı kanunun Anayasa'ya aykırı olduğunu, davalı defan dermeyan etmiştir. Anayasa'nın 152/2. maddesi uyarınca, Yargıtay bu savunmayı temyiz incelemesi sırasında aynı maddenin 3. bendi çerçevesinde dikkate almak zorundadır. Söz konusu kanunun bir siyasi partinin müracaatı sonunda Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş olması sebebiyle davalının bu mahkeme kararından yararlanmasını önlemek; kanunların Anayasa'ya aykırılığını ileriye sürme hakkını tanıyan Anayasa hükmü ile bağdaşmayacağı gibi hakkaniyet kuralları ile de bağdaşmaz.
Yüce kurulda uzun uzadıya tartışılan Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının geriye yürümeyeceği ve davacı yararına kazanılmış hak oluştuğu kurallarının bu olayda uygulama alanı yoktur.
Karar bu gerekçe ile doğrudur. Onanmalıdır.
KARŞI OY YAZISI
Davacı Vakıflar Genel Müdürlüğü; kendilerine ait olan taşınmazda davalının 27.4.1998 tarihinden itibaren kira sözleşmesinin sona erdiğini ve işgalci durumunda olduğunu, zira 27.1.1998 tarihinde yürürlüğe giren 4331 sayılı yasanın 2. maddesi ile 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkındaki Kanun'a eklenen geçici 6. maddesinin birinci fıkrası ile mazbut ve mülhak vakıflara ait taşınmazlara ilişkin kira sözleşmelerinin yürürlük tarihinden itibaren üç ay sonra yani 27.4.1998 tarihinde sona erdirildiğini, eski kiracılara üç ayı takip eden otuz gün içinde yeni takdir edilen kira bedeli ve şartları üzerinden kira sözleşmesi yapmak olanağı tanındığının bildirilmesine rağmen davalının yeni sözleşme yapmadığını, söz konusu geçici 6. maddenin Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmişse de Anayasa'nın 153. maddesinde iptal kararlarının Resmi Gazete'de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkacağının ve iptal kararlarının geriye yürümeyeceğinin hükme bağlandığını, bu durumda 27.4.1998 tarihinde 4331 sayılı yasa yürürlükte olduğundan, bu tarihte kira sözleşmesinin sona erdiğini ve 23.5.1998 tarihine kadar da sözleşme imzalanmadığından, davalının fuzuli şagil durumuna düştüğünü iddia ederek müdahalenin men'ine karar verilmesi isteğinde bulunmuştur.
Davalı kiracı ise; 4331 sayılı yasa ile getirilen geçici 6. maddenin 27.5.1998 tarihinde Anayasa Mahkemesi'nce iptal edildiğini, ancak uygulamadan doğacak zararların önlenmesi için Resmi Gazete'de yayımlanıncaya kadar anılan maddenin yürürlüğünün durdurulmasına karar verildiğini, bu itibarla da kira sözleşmesinin geçerli olduğunu vurgulayarak davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık; geçici 6. maddenin Anayasa Mahkemesi'nce iptali ve yürütmeyi durdurma kararı karşısında, kira ilişkisinin devam edip etmediği noktasında toplanmaktadır. Sorunun çözümlenebilmesi için; öncelikle geçici 6. madde üzerinde kısaca durulduktan sonra, Anayasa Mahkemesi'nce verilen yürürlüğün durdurulması ve iptal kararlarının taraflar arasındaki kira ilişkisine etkisinin ne olacağının belirlenmesi gerekmektedir.
Geçici 6. maddenin birinci fıkrasında Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün mazbut ve mülhak vakıflara ait gayrimenkullere ilişkin kira sözleşmelerinin bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren üç ay sonra son bulacağı belirtildikten sonra, müteakip fıkralarında rayiç veya emsal bedellere uygun olarak yeni kira bedeli ve şartlarının idarece tespit edilerek kiracı ile birlikte taşınmaz malı kiralamak isteyen üçüncü kişilere duyurulacağı, tespit edilen şartları kabul eden ya da daha fazla bedel teklif eden üçüncü kişilerin bulunması halinde eski kiracıların en yüksek bedel üzerinden birinci fıkrada belirtilen üç ayı takip eden otuz gün içinde yeni kira sözleşmesi yapmaya öncelikle hakları olduğu, otuz günlük süre içinde sözleşme imzalamayan ve gayrimenkulü de tahliye etmeyen kiracının tahliyesinin bu sürenin bitiminden sonra Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün başvurusu üzerine mahalli mülki amirlerin kararı ile gerçekleşeceği kurallarına yer verilmiştir.
Dosyadaki bilgi ve belgelere göre; üç aylık süre içinde kira bedeli üzerinde taraflarca anlaşma sağlanamadığı, müteakip otuz günlük sürede de anlaşmazlığın devam ettiği, ancak bu süre henüz dolmadan 27.5.1998 tarihinde Anayasa Mahkemesi'nce geçici 6. maddenin iptaline karar verildiği ve aynı zamanda iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihe kadar da yürürlüğün durdurulmasına karar verilerek, bu kararın 23.5.1998, iptal kararının ise 12.12.1998 tarihli Resmi Gazete'lerde yayımlandığı anlaşılmaktadır.
Anayasa'nın 153/5. maddesine göre, iptal kararlar geriye yürümez. Bir başka anlatımla; aynı maddenin üçüncü fıkrasında da açıklandığı üzere, iptal edilen yasa hükümleri iptal kararlarının Resmi Gazete'de yayımlandığı tarihten itibaren yürürlükten kalkar. Ancak, Anayasa Mahkemesi'nce verilen iptal kararlarının mahkemelerin önünde devam etmekte olan, yani sonuçlanmamış davalara uygulama zorunluluğu mevcuttur. Geriye yürümezlik ilkesi sonuçlanmış, kesin hüküm haline gelmiş uyuşmazlıklara ve kazanılmış haklara etkili olamaz. Bu sonuç, devlete güven ilkesinin bir gereğidir. Somut olayda iptal kararı, 12.12.1998 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ise de Anayasa Mahkemesi'nce yukarıda söz edilen otuz günlük ikinci evre henüz son bulmadan 27.5.1998 tarihinde yürürlüğün durdurulmasına da karar verilmiş olduğundan, uyuşmazlığın çözümünde iptal kararının Resmi Gazete'de yayımlandığı tarihin değil, yürütmeyi durdurma tarihinin esas alınarak değerlendirme yapılması zorunluluğu vardır. Gerçekten yürütmenin durdurulduğu tarihin esas alınmaması halinde, Anayasa Mahkemesi'nce verilen iptal kararının bir anlamı kalmaz.
Burada üzerinde durulması gereken önemli bir nokta da geçici 6. maddenin birinci fıkrasında yer alan "... kira sözleşmeleri bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren üç ay sonra sona erer" kuralının uyuşmazlığın çözümünde ne derece etkili olacağı hususudur.
Hukuk Genel Kurulu'ndaki görüşmelerde çoğunluk bu kuralın bitirici bir etki ve nitelikle olduğunu, yani hükmünü icra ettiğini, bu itibarla da yürütmenin durdurulması kararının yayımlandığı 23.5.1998 tarihinde üç aylık süre geçtiği için taraflar arasındaki kira ilişkisinin sona erdiğini kabul etmektedir ki, bu görüşün ulaştığı nokta, son bulmuş olan kira ilişkisine sonraki iptal ve yürütmeyi durdurma kararlarının etkili olamayacağıdır. Gerçekten iptal kararları, tamamlanmış, sonuçlanmış hukuki durumlara etkili olamaz. Bu sonuç Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının geriye yürümemesi kuralının gereğidir.
Geçici 6. maddenin vakıf mallarının korunması amacıyla getirildiği kuşkusuz ise de yasa koyucunun bu taşınmaz malların kiracılarını da hukuki güvenceden yoksun bırakmadığı, bunu sağlamak için birbiri ile bağlantılı olan aşamalı bir düzenleme yoluna gittiği açıktır. Daha açık bir anlatımla; üç aylık süre ile yetinilmemiş ve kira sözleşmelerinin üç ay sonra sona ereceği şeklindeki hükme dayanılarak sonuca gidilmesi gerekli görülmüştür. Bu düzenlemeye göre ilk üç ayda kira parası konusunda taraflar anlaşmaya varmışlar ya da kira ilişkisi son bulmuş ise, sonraki sürecin işlemesi söz konusu olamaz. Aksi takdirde ise müteakip süreye geçilmesi gerekecektir. Bu olasılıkta da prosedürün tamamlanması kaçınılmaz olacaktır. İşte somut olayda Anayasa Mahkemesi'nin geçici 6. maddeyi iptal ve yürütmeyi durdurma kararı bu otuz günlük süre içinde verilmiş bulunduğu için, gerçekleşmiş bir hukuki durum mevcut değildir, yani aradaki kira ilişkisinin sona erdiği kabul edilemez. Ayrıca ve özellikle belirtmek gerekir ki, geçici 6. madde bir bütündür. Dolayısıyla da tamamı göz önünde tutulmalıdır. Anayasa Mahkemesi'nce de maddenin tümü otuz günlük süre içinde iptal edilmiş ve iptal kararı daha sonra 12.12.1998 tarihinde yürürlüğe girmişse de yürütmeyi durdurma kararı daha sonra 12.12.1998 tarihinde yürürlüğe girmişse de yürütmeyi durdurma kararı da verildiği için, kiralayan idare geçici 6. maddenin birinci fıkrasına dayanamaz. Yukarıda ayrıntılı biçimde açıklandığı üzere yasal süreç devam ettiği için Anayasa Mahkemesi kararlarına göre oluşan hukuki durum dikkati alınmalı ve bunun sonucu olarak yerel mahkeme kararı onanmalıdır.
Açıklanan nedenlerle çoğunluğun bozma kararına katılamıyoruz.
KARŞI OY YAZISI
Davacı Vakıflar Genel Müdürlüğü ile davalı arasında 6570 sayılı yasaya göre daha önceki yıllarda kira akdi yapıldığı, davalının davacıya ait işyeri niteliğindeki taşınmazı yıllarca kullandığı, ne ki 27.4.1998 tarihinde yürürlüğe giren 4331 sayılı yasa ile kira akdinin kanunun yayımı tarihinden itibaren üç ay sonra feshedildiği, anılan yasanın kiracılara yeni şartlarla tekrar kira akdi yapabileceklerine dair üç aylık sürenin bitiminden itibaren bir aylık imkân tanındığı, davacının diğer işyerlerindeki kiracılarının büyük bir kesiminin yeniden kira akdini icra ettikleri, ancak davalının böyle bir akit yapmaya yanaşmadığı, ancak bu arada 4331 sayılı yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi'ne dava açıldığı, yüksek mahkemenin kiracılara tanınan bir aylık süre içinde yürütmeyi durdurma kararı, sonra da Anayasa'ya aykırılığı nedeniyle yasanın iptaline karar verdiği ve iptal kararının yargılama aşamasında Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdiği, davacının kira akdinin yasa ile feshedildiğini, davalının fuzuli şagil durumuna düştüğünü öne sürerek meni müdahale davası açtığı, mahkemenin ise kanunun Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmesi nedeniyle, davalının fuzuli şagil sayılamayacağı düşüncesiyle davayı reddettiği, Yüksek Özel Daire'nin ise fesih işleminin gerçekleştiğine değer vererek yerel mahkemenin kararını bozduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Davada çözümlenmesi gereken hukuksal sorun, hakimin Anayasa'ya aykırılığı nedeniyle iptal edilen bir yasaya göre hüküm veremeyeceği ve Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürüyüp yürümeyeceğidir.
Önce Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürüyüp yürümeyeceği meselelerinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Gerçekten Anayasa'nın 153. maddesinin 5. fıkrasına göre iptal kararları geriye yürümez. Ancak bu hüküm lafzi yoruma tabi tutularak ve diğer fıkralar ile özellikle Anayasa'nın 152. maddesi görmezlikten gelinerek sayın çoğunluğun vardığı sonuca ulaşılamaz.
153. maddenin 5. fıkrasındaki hüküm, aynı maddenin 3. fıkrasında yer alan, iptal edilen kanunun hükmünün iptale ilişkin kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasıyla yürürlükten kalkacağına dair hükmü tamamlar niteliktedir. Bu hüküm evrensel bir hukuk kuralını yansıtmakta olup, Anayasa'ya aykırı görülen hükmün iptal edilerek yürürlükten kaldırılması, kanun yürürlükte iken bu kanun hükmüne göre yapılmış uygulamaları, oluşturulmuş statüleri ve kazanılmış hakları etkilemeyeceğini ifade eder. Ne var ki bu kuralın geçerli olabilmesi için belli ve somut bir amacı öngören uygulamanın sonuçlanmış olması, statülerin oluşumlarının bitirmiş bulunmaları veya kazanılmış hakların artık genel olma niteliklerinden arınmış olarak edinilmiş, özel hak alanına dönüşmüş olmaları gerekir.
İptal kararlarının geriye yürümezliği ilkesinin en belirgin olduğu durum, kazanılmış hak kavramının söz konusu edildiği hallerdir. Gerçekten özel hakları etkilediği için iptal kararlarının geriye yürümezliği kazanılmış haklar yönünden en çok üzerinde durulan bir kavram olarak kendini göstermektedir. Yukarıda bir nebze belirtilmiş olduğu üzere, bir hakkın kazanılmış hak haline gelebilmesi, diğer bir deyişle kazanılmış haktan söz edilebilmesi için onun objektif statüden subjektif statüye geçmiş olması lazımdır. Başka bir anlatımla yasanın varlığı ile "potansiyel" bir hakkın mevcudiyeti yeterli olmayıp, hak edinmeye götüren işlemlerin yapılmış veya şartlarının gerçekleşmiş olması suretiyle onun subjektif, kişiye ait bir niteliği kazanmış olması gerekir. Bu nitelikleri taşımayan hakların veya statülerin kazanılmış hak olarak kabulü mümkün olamaz. Bu nedenlerle de bu gibi hallerde iptal kararlarının geriye yürümezliği ilkesinin uygulanması düşünülemez.
Yukarıda açıklanan ilkelerin ışığında somut olaya baktığımızda, kira akdinin feshi yönünden davacı Vakıflar Genel Müdürlüğü lehine "kazanılmış hak" olgusu oluşmuş mudur:
Taraflardan birisi kamu kuruluşu da olsa aralarındaki hukuksal ilişki özel hukuk ilişkisidir. Bilindiği gibi özel hukuk ilişkilerinde bir taraf kamu kuruluşu da olsa Anayasa ve yasalar karşısında durumları eşittir.
Kamu yararı düşüncesiyle kamu kuruluşuna üstünlük tanınamaz. Olayda kira akdinin özel hukuk ilişkisi olduğu yadsınamaz. Böyle bir akdin feshinin 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun'un elverdiği koşullarda mümkün olabileceği bilinen hukuksal gerçeklerdendir. Hal böyle iken Anayasa'ya aykırı biçimde çıkarılan 4331 sayılı yasa ile taraflar arasındaki kira akdi davacı yararına feshedilmiştir. Davalının anayasal hakkının ihlal edildiği açık seçik ortadadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla hak ihlalinin kesinleştiği açıktır.
4331 sayılı kanun işlevini tamamlamadan, yasanın taraflara tanıdığı bir aylık süre dolmadan Anayasa Mahkemesi'nin yürütmenin durdurulmasına dair kararı yürürlüğe girmiştir. Ancak davalı, davacının dayandığı yasanın Anayasa'ya aykırılığını öne sürerek akit yapmaya yanaşmamıştır. Bu durumda yasanın öngördüğü prosedür tamamlanmamış, taraflar arasında yeni bir statü oluşmamış, yasanın öngördüğü işlemler tamamlanmamıştır. Tüm bu hukuksal gerçekler karşısında davacının kazanılmış hakkının oluştuğunu söylemek başta hukukun evrensel kurallarına ve Anayasamızın temel normlarına aykırıdır.
Kaldı ki, çıkarılan yasa sonradan da olsa Anayasa'ya aykırılığına karar verildiği için kira akdi yasa ile feshedilmemiş sayılır. Şayet davalı 4331 sayılı yasaya göre yeni bir kira akdi yapmış olsaydı, taraflar arasında yeni bir statü oluşacak ve davacının kazanılmış hakkından söz edebilecekti. Anılan yasa iptal edilerek yürürlükten kalktığından, eski kira sözleşmesi halen yürürlüğünü sürdürmektedir. Vakıflara ait taşınmazların kiracılar tarafından sömürülmüş olması önemli bir anayasal ilkenin zedelenmesine hak vermez ve giderek salt bir olaya özgü içtihat tesis edilemez.
Kaldı ki, davacının yasal yollardan ve hukuka uygun biçimde hakkını araması ve idarenin zarara uğramasını önlemesi mümkündür.
Hakimin Anayasa'ya aykırı görülerek iptal edilen bir kanuna dayanarak karar verebilip veremeyeceği meselesine gelince;
Anayasa'nın 152. maddesi görülmekte olan bir davada uygulanması gereken yasanın mahkemelerce Anayasa'ya aykırılığı nedeniyle ya doğruda doğruya ya da tarafların itirazları üzerine Anayasa Mahkemesi'ne götürülebileceğini hükme bağlamıştır. Buna göre mahkemece gönderilen dava dosyasını, Anayasa Mahkemesi için kendisine gelişinden başlamak üzere her ay içinde kararını verir ve açıklar. Bu süre içinde karar verilmezse mahkeme davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandırır. Anılan maddenin 3. fıkrasının son cümlesinde ise aynen: "Ancak Anayasa Mahkemesi'nin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır" hükmünün yer aldığı görülmektedir. "Kesinleşinceye kadar" sözcüklerinin hem mahkemesi ve hem de Yargıtay'ı içerdiği kuşkusuzdur. Başka bir deyişle Yargıtay'ın da Anayasa Mahkemesi kararına uymak zorunda olduğu söz götürmez.
Görüldüğü gibi mahkemelerin Anayasa Mahkemesi kararlarına uymak zorunda olduğu hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde ve somut olarak hükme bağlanmıştır. Bu hükmün sadece itirazen gönderilen dosyanın görüldüğü mahkemeyi bağlayacağı düşüncesine katılmak mümkün değildir. Zira dosyayı Anayasa Mahkemesi'ne gönderen mahkeme iptal kararı kendisine geldikten sonra Anayasa Mahkemesi'ne kararı Resmi Gazete'de yayımlanmasa bile kararı uygulayacaktır. İşte bu aşamada diğer mahkemelerin karar yayımlanıncaya kadar iptal kararına uymak zorunluluğu yoktur. Ne var ki 153. maddenin son fıkrasına göre karar Resmi Gazete'de yayımlanıncaya yürürlüğe girer ve başta yargı olmak üzere herkesi bağlar. Bu son fıkra dahi mahkemelerin eldeki davalara Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulayacağını göstermektedir.
Diğer taraftan Anayasa'nın 138/1. maddesinde aynen: "Hakimler ... Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak ... hüküm verirler" ilkesi yer almıştır. Anayasa ve hukuk kuralları kanunların üzerinde yer alan kurallardır. Anayasa'nın temel normları ve hukuk çerçevesinde karar verilmediği takdirde "hukuk devleti" ilkesi zedelenmiş olur. Bilindiği gibi hukuk devleti ile kanun devleti kavramları birbirinden çok farklı kavramlardır. Diğer taraftan, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi ileriye dönük olarak ertelemiş bulunması öncelikle yasama organına aynı konuda, iptal kararının gerekçesine uygun olarak, yeni bir düzenleme için olarak, yeni bir düzenleme için olanak tanımak ve ortada hukuki bir boşluk yaratmamak amacına yönelik olup, yargı mercilerinin bakmakta oldukları uyuşmazlıklarda hukuka ve Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilmiş kuralları uygulaması ve uyuşmazlıkları bu kurallara göre çözümlemesi sonucunu doğurmaz.
Uygulamada, herhangi bir mahkemenin ilgili kanunun iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurması halinde o mahkeme benzer diğer davaları da bekletmektedir. Hatta başka başka mahkemeler bile kendileri Anayasa Mahkemesi'ne gitmeseler de iptal davası sonucunu beklemekte ve iptal kararı Resmi Gazete'de yayımlandığında eldeki davalara Anayasa Mahkemesi kararını uygulamaktadır ki, kanımızca doğru olan budur.
(Anayasa Mahkemesi 15.10.1996 tarih, 1996/50 Esas, 1996/37 Karar, Yüksek Seçim Kurulu, 5.10.1987 tarih, 518 Karar, Danıştay 5. D. 23.5.1991 tarih, 1990/2976 Esas, 1991/940 Karar, Danıştay 12. D. 25.3.1999 tarih, 1998/3580 Esas, 1999/576 Karar, Danıştay 12. D. 17.12.1998 tarih, 1995/10000 Esas, 1998/3079 Karar, Yargıtay 10. HD. 2.5.1985 tarih, 557 Esas, 3927 Karar keza aynı dairenin 14.3.1989 tarih, 1988/7812 Esas, 2374 Karar, Yargıtay HGK 9.3.1988 tarih, 1987/860 Esas, 1988/232 Karar, Yargıtay HGK 21.3.1990 tarih, 1990/39 Esas, 1990/196 Karar sayılı ilamları baştan beri açıklanan ilkeleri doğrular niteliktedir.
Dava fuzuli işgal nedeniyle meni müdahale isteminden ibarettir. Tüm yargısal ve bilimsel içtihatlarda bir kimsenin fuzuli şagil durumuna düşmesi için taşınmazı yasal ve hukuksal açıdan hiçbir hakkı olmadığı halde yedinde bulundurması gerektiği ilkesi benimsenmiştir. Oysa davalı kira akdine dayanarak taşınmazı işgal etmektedir. Anayasa'ya aykırı bir yasayla akdin feshi Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı ile geçersiz sayıldığına göre, önceki kira akdi ayaktadır ve davalı fuzuli şagil olara kabul edilemez.
Açıklanan nedenlerle sayın çoğunluğun bozma kararına katılamıyorum. Örnek nitelikteki mahkeme kararının onanması gerektiği düşüncesindeyim.
KARŞI OY YAZISI
Davacı idarenin davadaki talebinin dayanağı 4331 sayılı tabi afetlerden zarar gören vakıf taşınmazların afet öncesi kiracılarına kiracılık hakkı tanınması ve devam etmekte olan kira sözleşmelerinin sona erdirilmesi ile ilgili olarak 6570 sayılı gayrimenkul kiraları hakkında kanuna bir ek ve bir geçici madde eklenmesine dair kanunun 2. maddesiyle 6570 sayılı yasaya eklenen geçici 6. maddesidir.
Anılan yasa hükmü 27.1.1998 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş; ancak, Anayasa Mahkemesi'nin 20.5.1998 tarih ve 1998/10-18 sayılı kararı ile Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilmiştir. Mahkeme söz konusu kararıyla ayrıca; yasanın "uygulanmasından doğacak ve sonradan giderilmesi olanaksız durumların ve zararların önlenmesi ve iptal kararının sonuçsuz kalmaması için" iptal kararının Resmi Gazete'de yayımlanacağı güne kadar maddenin yürürlüğünün durdurulmasına hükmetmiştir.
İptal edilen geçici 6. maddenin, birinci fıkrasında; davacı idarenin mazbut ve mülhak vakıflarına ait taşınmazlara ilişkin kira sözleşmelerinin, yasanın yürürlük tarihinden itibaren üç ay sonra sona ereceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında da bu süre içerisinde idare ve vakıf mütevellileri tarafından belirlenecek yeni kira bedeli ve şartlarının kiracıya tebliğ olunacağı hükmü getirilmiştir. Bu koşulları kabul eden kiracılarla (üç ayı takip eden otuz gün içinde) yeniden kira sözleşmesi kurulması imkânı da üçüncü fıkra ile sağlanmıştır.
İdare tarafından belirlenen kira bedeline karşı süresi içinde dava açılması halinde, verilen karar kesinleşinceye kadar idarece saptanan yeni kira bedeli üzerinden ödemeye devam olunacağı beşinci fıkra ile öngörülmüş; mahkeme kararının kesinleşmesinden başlayarak otuz gün içinde, mahkemece tespit edilen kira bedeli üzerinden kiracının yeni kira sözleşmesi yapmaya hakkı bulunduğu da yedinci fıkrada düzenlenmiştir.
Bu düzenlemelere göre yasa ile öngörülen temel amacın, davacı idarenin, mazbut ve mülhak vakıflarına ait taşınmazlarına ilişkin kira sözleşmelerinin, yasada belirlenen koşullara göre özellikle kira bedeli bakımından yenilenmesi olduğu kuşkusuzdur.
Geçici 6. madde bir bütün halinde incelendiğinde; bir yandan yasa ile tayin edilen üç aylık sürenin geçmesi halinde önceki kira sözleşmelerinin sona ereceği hükmüne yer verilmişken; diğer taraftan idarece bildirilen kira bedelinin kabulü halinde, yasada sözü edilen üç ayı takip eden otuz gün içinde yeni kira sözleşmesi yapılacağı; belirlenen kira bedeline karşı süresi içinde (bu sürenin ne olduğu açık olmamakla birlikte otuz günlük süre olduğu sonucuna varılmaktadır) dava açılması halinde, mahkemece verilen kararın kesinleşmesine kadar idarece tespit edilen kira bedelinin ödenmesine devam edileceği ve kesinleşmeden başlayarak otuz gün içinde de mahkemece tespit edilen kira bedeli üzerinden kiracının yeni sözleşme yapma hakkı bulunduğu ifade edilmektedir.
Şu hale göre, geçici 6. maddenin birinci fıkrasında kira sözleşmelerinin, yasanın yürürlük tarihi olan 27.1.1998'den üç ay sonra 27.4.1998 tarihinde sona ereceği belirtilmesine rağmen, diğer fıkralar hükümlerine göre kira ilişkisinin çekişmesiz hallerde 27.5.1998; çekişmeli durumlarda ise mahkemece verilecek kararın kesinleşmesinden itibaren 30 gün sonrasına kadar devam edeceği sonucuna varılmaktadır. Öyle ise 27.4.1998 tarihi itibarıyla kira akdinin sona erdiği ve kiracının bu tarihte haksız işgalci durumuna düştüğü söylenemez.
Durum bu iken, söz konusu yasa Anayasa Mahkemesi'nce 20.5.1998 tarihinde Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilmiş, aynı tarihte de yürürlüğün durdurulmasına karar verilmiştir. Yani kiralayan-kiracı ilişkisinin devamına olanak tanınan 30 günlük sürenin dolma tarihi olan 27.5.1998 tarihinden önce yasa hükmünü yitirmiş, uygulanma olanağı ortadan kalkmıştır.
Anayasa Mahkemesi'nin iptal ve yürürlüğün durdurulması hükmüne kadarki süreç içerisinde, iptal edilmiş olsa dahi bu yasada öngörülen kurallar gereği oluşa yeni statülerin (yeni kira sözleşmesinin yapılması, kiralananın boşaltılması vs. gibi) korunacağı muhakkaktır. Anayasa'nın 153. maddesinde yer alan "iptal kararlarının geriye yürümezliği" ilkesi ile "kazanılmış hak" kuralı aksine düşünce tarzına engeldir.
Bir hukuk kuralının yürürlüğü sırasında, bu kurala uygun biçimde tüm sonuçları ile kesin olarak edinilmiş hakların korunması hukuk devletinin gereğidir. Tamamlanmış hukuki durumları yeni yasa veya düzenleyici kuralın etkilememesi onlar üzerinde hukuki sonuçlar doğurmaması kazanılmış hakların saklı tutulması amacını güder.
Bu bakış açısıyla somut olay yönünden iptal edilen yasa hükmü gereği bir hak kazanılması ve bunun korunmaya değer olduğunun ileri sürülebilmesi için, öncelikle, Anayasa'ya aykırı dahi olsa şekli anlamda bir kurallar bütünün ayakta olması gerekir. Oysa, Anayasa Mahkemesi 20.5.1998 tarihinde hem yasayı iptal etmiş, hem de yürürlüğün durdurulmasına karar vermiş, yürürlüğün durdurulması kararı da 23.5.1998 günü yayımlanmıştır. Bu tarih Vakıflar İdaresi ile kiracı arasında yeni şartlarla kira ilişkisinin devamına olanak tanınan, bir aylık sürenin içine rastlamaktadır. Böylece yarım kalmış bir düzenleme ile hak kazanılmasına olanak verilemez. Korunmaya değer, kesin olarak edinilmiş bir haktan söz edilemez.
Ancak, henüz tamamlanmamış veya devam eden hukuki durumlara yeni düzenleyici kuralın (olayımızda iptal hükmü) derhal yürürlüğe girme niteliği nedeniyle uygulanacak ve hukuki sonuçlarını doğuracaktır (HGK 9.3.1988 tarih, 1987/2-860, 1988/232). Diğer taraftan Anayasa'nın 153. maddesi ile Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki 2949 sayılı kanunun 53. maddesinde Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının geriye yürüyemeyeceği belirtilmişse de bu hükmün iptal kararlarının çekişme haline getirilmemiş işlemlere etkili olmayacağı manasında anlaşılması gerektiği; diğer bir anlatımla bu hükümlerin kazanılmış subjektif hakların korunması amacına yönelik bulunduğu, henüz oluşmamış veya çekişme haline getirilmiş olaylara teşmil edilemeyeceği muhakkaktır (Anayasa Mahkemesi'nin 8.12.1967 tarih ve 1961/59-1967/1095; 19.12.1989 tarih ve 1989/14-1989/49 kararları).
Ayrıca, bir kural işlemle kurulan statünün, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (subjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın, aykırılığın saptanmasından sonra uygulanma alanı bulmasını kesinlikle önler. İptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı belirtilen anlam çerçevesinde geçerlidir (Anayasa Mahkemesi'nin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-1989/48 sayılı kararı).
Hal böyle olunca; Anayasa Mahkemesi'nin iptal ve yürürlüğün durdurulmasına dair kararının verildiği 20.5.1998 tarihine kadar oluşan tamamlanmış statüler ayrık olmak üzere; çekişmesi hale getirilmiş veya tamamlanmamış (iptal edilmeseydi 27.5.1998 tarihine kadar tamamlanma olanağı gözetilerek) hukuki durumlara iptal edilen yasa hükümlerinin uygulanamayacağı, dolayısı ile kiracı konumundaki davalının haksız, fuzuli işgalci durumuna düşmeyeceği görüşündeyim.
El atmanın önlenmesi isteğini kabul eden yerel mahkeme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle doğru olmadığı ve bozulması gerektiği inancıyla, hükmü değişik gerekçeyle bozan sayın çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy