(743 S. K. m. 149, 272, 298) (1086 S. K. m. 95, 185) (Yargıtay 2. HD. 12.02.1998 T. 1998/698 E. 1998/1454 K.)
Dava: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacı, davalı ile boşanmaları sırasında mahkemece kendisi için tayin olunan yoksulluk nafakası ile velayetin kendisine verilen müşterek çocuk için tayin olunan iştirak nafakasının kaldırılmasını ve velayetin davalıya verilmesini istemiş, davalı ilk oturumda davayı kabul etmiş, kabul vechile dava kabul edilerek çocuğun velayeti davacıdan alınıp davalıya verilmiş, davacı lehine olan yoksulluk ve iştirak nafakası kaldırılmıştır. Daha sonra davacı davadan feragat ettiğini bildirerek kararı temyiz etmiştir.
Davacının kendi aleyhine bir oluşumun tespitini istemesine engel bir kanun hükmü bulunmamaktadır. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 185. maddesi uyarınca dava açıldıktan sonra davacı, davalının rıza olmaksızın davayı takipten sarfınazar edemez. Ancak davadan feragat veya ıslah bu hükümden müstesnadır. Öte yandan aynı kanunun 95. maddesi uyarınca feragat ve kabul, kat'ı bir hükmün hukuki neticelerini doğurur. Bilbeyine hükme zaptı kanunen mecburi olan hallerde davalı, davacının talebini kabul ederse ... bu kabul ... davayı takip etmekten kurtulmadan başka hukuki bir sonuç doğurmaz.
Davacının serbestçe üzerinde tasarruf edebileceği yoksulluk nafakasına ilişkin dava davalı tarafça kabul edilmekle taraflar arasında kesin hükmün sonuçları doğmuştur. Davacı dava açarken iradesinin ifsat edildiğini gösteren somut bir olgu ortaya koymadığına göre, davalının kabulü ile oluşan kesin hükmün ortadan kaldırıcı nitelikte davadan feragatı bir sonuç doğurmaz. Bu sebeplerle davacının yoksulluk nafakasına yönelik dava hakkındaki temyiz itirazı yerinde görülmemiştir.
Velayete ilişkin temyize gelince; Çocukların nesep ve velayeti kamu düzeni ile ilişkilidir. ( Y.2.H.D.7.12.1990 tarihli 6940-12516 sayılı 2.10.1992 tarihli 8023-8927 sayılı, 25.10.1993 tarihli 9213-9790 sayılı kararları )Şu halde kabul yukarıda açıklandığı üzere Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 95. maddesi uyarınca bu konuda kesin hüküm oluşmaz. Öte yandan Medeni Kanunun 149, 272 v.d. ; 298. maddeleri uyarınca boşanmadan sonra velayetin değiştirilmesini ya da çocuğun himayesini gerektiren bir halin ortaya çıkması halinde hakim resen dahi gerekli tedbirleri oluşturmak zorundadır. Böyle olunca velayetin değiştirilmesi ya da nez'i davalarında davacının davadan feragati mümkün olmadığı ( Y.2.H.D. 12.2.1998 tarihli 698-1454 sayılı kararı )gibi davanın takipsiz bırakılması da bir şey ifade etmez. Mahkemece resen tarafların müşterek çocukları İdil'in velayetinin değiştirilmesini gerektiren bir halin oluşup oluşmadığı araştırılmadan yazılı biçimde karar verilmesi doğru bulunmamıştır.
Sonuç: Davacının yoksulluk nafakasına yönelik temyiz itirazının yukarıda açıklanan sebeple reddi ile hükmün o bölümünün ONANMASINA, hükmün velayete ilişkin bölümünün açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, bozma sebebine göre iştirak nafakasına ilişkin bölümü hakkında temyiz itirazının reddine 23.10.2001 tarihinde karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy