(3402 S. K. m.16)
Taraflar arasındaki "tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kozan 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 11.6.2002 gün ve 1999/151 E, 2002/156 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 8.Hukuk Dairesinin 23.1.2003 gün ve 2002/9084 E, 2003/379 K. sayılı ilamı ile; (...Davacı tarafından Hazine ve Köy Tüzel Kişiliği aleyhine açılan tescil davasının reddine ilişkin hüküm davacı vekillerinin temyizi üzerine, Dairece onanmıştı. Davacı vekili süresinde vermiş olduğu karar düzeltme dilekçesi ile onama kararının kaldırılarak yerel mahkeme hükmünün bozulmasını istemiştir.
Davacı vekili, kadastro çalışmaları sırasında tespit dışı bırakılan dava konusu taşınmazın vekil edeni adına tapuya tescil edilmesini istemiştir. Kadastro Müdürlüğünün karşılık yazısında dava konusu taşınmazın 1953 yılında dağlık, taşlık, fundalık gibi Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olması nedeniyle tespit dışı bırakıldığı açıklanmıştır. Yerel bilirkişi ve tanıklar; dava konusu yerin, 20 yıldan fazla süre ile davacının tasarrufunda bulunduğunu bildirmişlerdir. Mahkemece, Hazine ve Köy Tüzel Kişiliğinin zilyetliği nedeniyle davacının zilyetliğinin kesintiye uğradığı, batısında yer alan 451 parselin esası olan 57 nolu parselin tespit maliklerinin farklı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Toplanan deliller ve dosya kapsamına göre, dava konusu yer üzerinde gerek Hazinenin ve gerekse davalı Köy Tüzel Kişiliğinin davacının zilyetliği kesintiye uğratan herhangi bir zilyetliği bulunmamaktadır. Sınırında yer alan 57 parsel tespit maliklerinin farklı olması, bu yerin kazanılmasına engel teşkil etmez. Bu nedenle mahkemenin red gerekçesi yerinde bulunmamaktadır. Ne var ki, mahkemece yapılan inceleme ve araştırma hüküm vermeye yeterli değildir. Davalı Köy temsilcisi, taşınmazın mera olduğunu savunduğuna göre, Yargıtay'ın yerleşmiş uygulamaları gözönünde tutularak, yerel bilirkişi ve tanıkların komşu köyler halkı arasından seçilerek taraflara süre ve imkan tanınması, ondan sonra dava konusu taşınmaz başında keşif yapılmak suretiyle niteliği, mera olup olmadığı, mera değil ise davacının zilyetliğinin başlangıcı süresi ve niteliğinin sorulması, ayrıca, taşınmazın niteliği hakkında yeniden ziraatçı uzman bilirkişiden gerekçeli görüş alınması, davacı aleyhine Sulh Ceza Mahkemesinde açılan 1999/619 esas sayılı ceza davasının da dikkate alınması, ondan sonra uyuşmazlık hakkında hüküm kurulması gerekmektedir....) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN : Davacı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, zilyetliğe dayalı tescil isteğine ilişkindir.
Davacı Kozan İlçesi, Eskikabasakal Köyü, Döşeme mevkiinde bulunan taşınmazın babasından kaldığını, babasının ölümünden sonra kendi tarafından kullanıldığını, yararına zilyetlikle edinme koşullarının oluştuğunu ileri sürerek tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalı Hazine vekili, Eskikabasakal Köyünde arazi kadastro çalışmalarının yapıldığını, dava konusu yerin tespit harici bırakıldığını, taşınmazın hukuki durumunun belirlendiğini, özel mülkiyete konu teşkil etmeyecek Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu, davanın reddini savunmuştur.
Davalı köy tüzel kişiliğini temsilen köy muhtarı taşınmazın kadastroca ölçüm dışı bırakıldığını, köy boşluğu olduğunu, herkesin ortak kullandığını, davanın reddini savunmuş; dava gelişiminde ise köy tüzel kişiliği vekili, taşınmazın mera niteliğinde olduğunu ileri sürmüştür.
Yerel mahkemece, davacının taşınmaz üzerindeki zilyetliğinin köy tüzel kişiliği ve hazinenin karşı iddiası nedeniyle kesintiye uğradığı, kadastro tespitinden sonra herhangi bir tespitin iptali davası açılmadığı, davacı yararına zilyetlikle iktisap koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm özel dairece önce onanmış ise de davacının karar düzeltme isteği üzerine yukarda yazılı gerekçeyle bozulmuştur.
Dosyadaki bilgi ve belgelere göre, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Adana İl Müdürlüğünce, Eskikabasakal Köyünde mera tahsisi yapıldığına dair bir evraka rastlanmadığı bildirilmiştir.
Şikayetçi Hüseyin Özcan tarafından, tecavüz edenler Mehmet Akkan, Hacı Apaydın aleyhine Kozan Kaymakamlığına yapılan şikayet sonucunda, Kaymakamlıkça 5917 sayılı Yasaya göre taşınmazın mera olması nedeniyle şikayet edenin şikayetinin reddine, tecavüz edenlerin tecavüzlerinin önlenmesine karar verilmiştir.
Yerel mahkemece mahallinde yapılan keşif sonunda alınan ziraat yüksek mühendisi bilirkişi Ali Yaşar Tutar'ın 10.10.2000 tarihli raporunda taşınmazın susuz, kıraç tarla arazisi niteliğinde olduğu,30-35 yıldır tarım arazisi olarak kullanıldığı, mera niteliği taşımadığı, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden de olmadığı belirtilmiştir.
Dinlenen yerel bilirkişiler ve davacı tanıkları babasının ve davacının zilyetliğinden söz etmişler; davalı tanıkları taşınmazın herkesin kullanımında olan köy boşluğu olduğunu bildirmişlerdir.
Taşınmazın bulunduğu Eskikabasakal Köyünde 1953 yılında kadastro çalışmalarının yapıldığı, dağlık, taşlık, fundalık gibi Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olması nedeniyle tespit harici bırakıldığı kadastro müdürlüğünün 2.3.2000 tarihli yazısında belirtilmiştir.
3402 sayılı Yasanın 16.maddesinde "Kamunun ortak kullanmasına veya bir kamu hizmetinin görülmesine ayrılan yerlerle Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan sahipsiz yerlerden... ufak mera, yaylak, kışlak, otlak, harman ve panayır yerleri gibi paralı veya parasız, kamunun yararlanmasına tahsis edildiği veya kamunun kadimden beri yararlandığı belgelerle veya bilirkişi veya tanık beyanı ile ispat edilen orta malı taşınmaz mallar sınırlandırılır, parsel numarası verilerek yüzölçümü hesaplanır ve bu gibi taşınmaz mallar özel siciline yazılır.
Bu sınırlandırma tescil mahiyetinde olmadığı gibi bu suretle belirlenen taşınmaz mallar, özel kanunlarda yazılı hükümler saklı kalmak kaydıyla özel mülkiyete konu teşkil etmezler..." hükmü yer almıştır.
Böylelikle köy orta malı veya mera niteliğindeki taşınmazların, kazandırıcı zamanaşımı yoluyla özel mülkiyete konu teşkil edemeyeceği açıkça belirtilmiştir.
İddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya içeriğine göre davacının zilyetliğinin Hazine veya köy muhtarlığı tarafından kesintiye uğratıldığını söyleyebilme olanağı bulunmadığından taşınmazın niteliğinin komşu köylerden seçilecek yerel bilirkişiler ve tanıklar; ayrıca uzman bilirkişi aracılığı ile bir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde bu yerin 3402 sayılı Yasanın 16.madde kapsamına giren yerlerden olup olmadığının saptanması, mera tahsis belgesi varsa getirtilmesi, yoksa kadim mera araştırılmasının yapılması taşınmaz anılan yerlerin dışında ve zilyetlikle edinilmesi mümkün yerlerden ise davacının zilyetliğinin edinmeye yeterli olup olmadığının araştırılması, yer ve zaman gösterilmek suretiyle yerel bilirkişi ve tanık ifadelerinin alınması, beyanlar arasındaki çelişkilerin giderilmesi, önceki ifadelerle birlikte değerlendirilmek suretiyle sonuca gidilmesi gerekmektedir.
O halde yerel mahkemece verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olmadığından bozulmalıdır.
Sonuç:Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarda gösterilen ve Özel Daire bozma kararında açıklanan nedenlerden dolayı HUMK.nun 429.maddesi uyarınca BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 25.2.2004 gününde, oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy