(743 S. K. m. 24) (818 S. K. m. 41,49, 98/2) (13. HD. 18.3.1999 T. 1999/1713 E. 1999/2080 K.)
Dava: Taraflar arasındaki "maddi ve manevi tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 7. Sulh Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 23.3.2000 gün ve 1999/1364 E- 2000/262 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 8.11.2000 gün ve 2000/4179-4891 sayılı ilamı ile; (...1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davacı S., nikah filmlerinin yanması nedeniyle duydukları üzüntü karşılığı olarak 150 milyon lira manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Nikah, bir insanın hayatında önemli yer teşkil eden müstesna bir merasimdir. Bu nikah anının hayatta tekrarlanmasının mümkün olmaması nedeniyle o anın resmedilememesinden dolayı büyük bir üzüntü duyulması hayatın olağan akışına uygundur. Bu nedenle, mahkemece manevi tazminat hakkında olumlu bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı gerekçe ile bu talebin reddi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davacı vekili.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; manevi tazminat noktasında toplanmaktadır.
Davacı; nikah günü davalıya ait stüdyoda çekilen nikah resimlerinin belirlenen günde teslim edilmediği gibi, davalı tarafın iyi bir yaklaşım da göstermediğini, adeta alay ettiğini, telefonu suratına kapattığını, nikahın ve bu günü hatırlatacak resimlerin kendisi ve eşi için çok önemli olup telafisinin de mümkün olmadığını, bu nedenle ve davalının umursamaz davranışları sonucunda çok büyük üzüntüye kapıldıklarını belirterek, 150.000.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini istemiştir.
Davalı taraf; kendisinden beklenen tüm özeni ve teknik önlemleri almasına karşın elektrik kesintisi ve buna bağlı teknik bir arızadan dolayı yandığı için davacıya ait pozları teslim edemediğini, bu durumun ve pozlarını yeniden çekip hediye edeceklerinin kendisine anlatıldığını, ancak haksız kazanç peşine düşen davacının çeşitli senaryolarla bu davayı açtığını, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece; Yargıtay 13. H.D.'sinin 18.3.1999 gün ve 1999/1713 E. 1999/2080 K. Sayılı ilamına dayanılarak, Medeni Kanunun 24 ve Borçlar Kanunu'nun 49'uncu maddeleri olaya uygulanması için şahsi menfaatlerin haleldar olması ve şahsiyet hakkına bir saldırı bulunması gerektiği, ancak ortada bu maddelerin uygulanmasını gerektirir bir husus olmadığı manevi tazminata hükmedilemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar vermiştir.
Davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece; hüküm yukarıda açıklanan nedenle ve davanın kabulü gereğince işaretle bozulmuş, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Olayda çözümü gereken husus; taraflar arasında eser sözleşmesi bulunmasına göre, sözleşmeye aykırı davranış nedeniyle manevi tazminat isteminde bulunma olanağı bulunup bulunmadığı ve bunun şartlarının neler olduğudur.
Öncelikle belirtmek gerekir ki; Borçlar Kanununun 98. maddesinin 2. fıkrasında aynen; "haksız fiillerden mütevellit mesuliyete müteallik hükümler kıyasen akde muhalif hareketlere de tatbik olunur." Denilmekte ve sözleşmeye aykırı davranışlar nedeniyle manevi tazminat istenebileceği açıkça kabul edilmektedir.
Sözleşmeye aykırılık nedeniyle Borçlar Kanununun 98. maddesinin 2. fıkrasında yer alan bu yollama ile aynı Kanunun 49. maddesi hükmü uyarınca manevi tazminat isteminde bulunulabileceği olgusu, kanuna ve Yargıtay'ın uygulana gelmekte olan yerleşmiş içtihadına ve öğretideki bu doğrultuda oluşan baskın görüşlere uygun bulunmaktadır.
Ancak; salt sözleşmeye aykırı davranışın varlığı, manevi tazminat isteminin kabulü için yeterli olmayıp, aykırılığın niteliğinden veya özel hal ve şartlar nedeniyle aynı zamanda davacının kişilik haklarının Medeni Kanunun 24. maddesi anlamında zedelenmesi ve bu nedenle de Borçlar Kanununun 41. maddesi hükmü uyarınca, haksız bir eylem olarak nitelendirilmesi gereklidir.
Somut olayda; Davacı 28.08.1999 tarihindeki nikahının hemen öncesi stüdyo resimlerinin çekilmesi konusunda davalı fotoğrafçı ile anlaşmış, 15x21 ebadında 2 ayrı poz çekilmesi ve her bir pozdan 6'şar tane olmak üzere 12 adet fotoğraf hazırlanması ve bunların 5.9.1999 tarihinde davacıya teslimi karşılığında 15.000.000 TL ücreti peşinen ödemiştir. Bu anlaşma ve ödeme hususu ve resimlerin davacıya teslim edilmediği taraflar arasında uyuşmazlık konusu olmadığı gibi, davacının ibraz ettiği makbuz ile de bellidir. Teslim zamanında resimlerin davacıya kaybolduğu gerekçesiyle verilmemesi üzerine davacı, vekili vasıtasıyla davalıya 16.9.1999 tarihinde İzmir Beşinci Noterliğinden 15419 yevmiye nolu ihtarname ile 3 gün içinde resimlerin kendisine teslimini istemiştir. Bu ihtarname 20.9.1999 tarihinde davalı adresinde görevli ve davalı tanığı olarak da dinlenen H.'e tebliğ edilmiştir. Davalı tarafça bu ihtarnameye cevap verilmediği gibi resimler de teslim edilmemiş ve gereken tüm özen ve dikkatin gösterildiği kanıtlanamamıştır. Davacıya filmlerin yandığı konusunda bilgi verilmeyerek kaybolduğu ve bulunacağı ifade edilip, davacı tarafın oyalandığı, verilen sürelerde de sözleşmeden kaynaklanan edimin yerine getirilmediği, çekilen ihtara kayıtsız kalındığı, sergilenen tavırlarla davacı tarafın üzüntüsünün artmasına yol açıldığı ve bunu gidermeye yönelik olumlu bir yaklaşım da gösterilmediği tanık beyanları ve dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Görülmektedir ki; öz olarak, davacının nikah töreni öncesi stüdyoda çekilen resimlerinin kaybı ya da savunmaya göre yanması söz konusudur. Her iki halde de nikahın insan yaşamında özel önem taşıyan, tekrarlanması ve telafisi mümkün olmayan anlardan olması karşısında kişide yaratacağı üzüntü hayatın olağan akışına uygun olduğu gibi, edimini yerine getirmeyen davalının bu üzüntüyü hafife alması ve kayıtsız davranışlar göstermesi de davacının kişilik haklarını zedeleyici nitelikte görülmüştür.
Bu nedenle; davacının üzüntüsünü hafifletmeye yönelik olarak manevi tazminata da hükmedilmesi gereğine işaret eden Özel Daire kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup, kararın bozulması gerekir.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve özel daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 13.6.2001 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy