(4721 S. K. m. 24, 25) (2709 S. K. m. 28) (5680 S. K. m. 1) (YHGK. 06.03.2002 T. 2002/4-115 E. 2002/151 K.)
Dava: Taraflar arasındaki manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kuşadası Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 15.02.2002 gün ve 1999/312 E. 2002/91 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 26.09.2002 gün ve 2002/5812-10354 sayılı ilamıyla;
(...Dava, yayın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiştir. Kararı davalı temyiz etmiştir. Davacı, Ege TV adındaki yerel televizyon kanalında yapılan yayında, gemi bağlama ve ayakbastı ücretlerini geç tahsil ettiği, liman gelirlerinden 7.000 ABD Dolarını zimmetine geçirdiği gerekçesiyle görevden alındığı biçiminde asılsız iddialarda bulunularak kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu ileri sürerek manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Yayına ilişkin kaset bulunamadığından davalı tarafından iddia edildiği biçimde bir yayın yapılıp yapılmadığı tam olarak açıklığa kavuşturulamamış; yargılama sırasında bilgilerine baş vurulan tanıklardan bir tanesi, davalı tarafından yapılan yayında davacının gemi acentelerine müsamaha göstererek menfaat sağladığının belirtildiğini; diğer bir tanık yayını kendisinin izlemediğini, arkadaşlarından duyduğunu söylemiş, bir başka tanık ise davacının fotoğrafının yayımlandığını, söylenen sözleri duymadığını ifade etmiştir. Yerel mahkemece tanık anlatımlarına dayanılarak hüküm kurulmuştur.
Dosyada bulunan belge ve bilgilerden, davacı hakkında başlatılan soruşturma sonucunda, davacının görevinde gereken dikkat ve özeni göstermediği belirtilerek ihtar cezası ile cezalandırılmasına, Costa Allegra gemisine ait yolcu hizmetleri ücretinin geç tahsil edilmesinden dolayı da 2.252.50 ABD Doları ile Berlin Gemisinin kalkış kılavuzluğu hizmetinde süre aşıldığından 300 ABD Doları idare zararı olduğu belirlenmiştir. Bu durumda, yayında ileri sürülen iddiaların gerçek olduğu, davacının kişilik haklarına saldırıda bulunulmadığı benimsenerek istemin reddine karar verilmek gerekirken, tanık anlatımlarına ve benzer olduğu ileri sürülen gazetedeki yayından dolayı tazminata hükmedilen başka bir dosyadaki karara değer verilerek, kabul edilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davalı vekili
Hukuk Genel Kurulu Kararı
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava: Dava, yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedenine dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı, Kuşadası Liman Şefi olarak çalıştığını davalı şirketin sahibi bulunduğu Ege TV'nin 24.04.1998 tarihli yayınında gemi bağlama ve ayakbastı ücretlerini geç tahsil ettiği ve Liman gelirlerinden 7000 Amerikan Dolarını zimmetine geçirdiği gerekçesiyle görevinden alındığı şeklinde bir habere konu olduğunu, bu haber dolayısıyla kişilik haklarının ihlal edildiğini, manevi anlamda zarara uğratıldığını iddia ederek yayın tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte manevi tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuş, yerel mahkemece dava kısmen kabul edilmiş, 750.000.000 TL. manevi tazminata hükmedilmiş verilen karar Özel Dairece yukarda yazılı gerekçe ile bozulmuştur.
Demokrasinin gelişmesinde ve kökleşmesinde, ulusal birliğin kararlılık kazanmasında kamuoyunun oluş ve belirişinde, sosyal ve siyasal ilerleme ve kamuoyunun bilinçlenmesinde basına düşen görev hem önemli hem de kapsamlıdır.
Basının görevi, geneli ilgilendiren yada ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde halkı aydınlatmak, çeşitli konularda kamuoyunu düşünceye sevk etmek için tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek ve uyarmak, bireyleri içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları yönünden bilinçlendirmektir. Anayasa'nın 28. ve 5680 sayılı Basın Yasası'nın 1. maddesi basın özgürlüğünü düzenlemiş ve bunun sınırlarını göstermiştir. Basın özgürlüğü kişinin, dünyada ve özellikle yaşadığı toplumda oluşan ve toplumu ilgilendiren olay ve olgular hakkında bilgi sahibi olmasını sağlamayı amaçlar (Ordünaryüs Prof.Dr. Sulhi Dönmezer-Basın Hukuku, 1968 sh. 72 ve devamı, Prof.Dr.Kayıhan İçel-Kitle Haberleşme Hukuku, 1977 sh.50, Prof.Dr. Ergün Özsunay, Gerçek Kişiler 1980 sh. 119 ve devamı, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 12.04.1979 tarih ve 9042 - 4932 sayılı ve aynı yöndeki kararları).
Basın özgürlüğü demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur.
Doğaldır ki, basının bu ayrıcalıklı konumu ve hukuk düzeninin kendisine tanıdığı özgürlük, tüm özgürlükler gibi, yine hukuk düzenince çizilen sınırlara tabidir. Basın, yaptığı yayınlarda gerek Anayasa'nın temel hak ve özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse MK. nun 24. ve 25. maddelerinde ayrıca özel yasalarda güvence altına alınmış olan, kişilik haklarına saygı göstermek, bunlara saldırı niteliği taşıyabilecek tutum ve davranışlardan kaçınmak zorundadır.
Bu nedenle, bazı durumlarda basın özgürlüğü ile kişilik hakları çatışabilir. Bu çatışma halinde haberin verilmesinde hukuka uygunluk sınırı içinde kalındığı takdirde basının sorumluluğundan söz edilemez.
Basın tarafından kamu görevi yapılırken göz önünde tutulan amaç ile kişilik haklarına verilen zarar arasında açık bir oransızlık varsa, objektiflikten ayrılıp, haber sınırı aşılarak, genişletici ve yanlış yorumlarda bulunularak, gerçek dışı haber verilir, yersiz şekilde onur kırıcı sözler kullanılır, dürüstlük kuralına aykırı davranılır ve kişisel nedenlerle salt sansasyon yaratmak için yayın yapılırsa bu hukuka aykırı olur (Prof.Dr. Selim Kateni Haksız Fiillerde Hukuka Aykırılık Unsuru 1964 sh. 202 ve devamı, Prof.Dr.M.Ahmet Kılıçoğlu, Şeref Haysiyet ve Özel Yaşama Basın Yoluyla Saldırılarda Hukuksal Sorumluluk 1993 sh. 125 ve devamı).
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 09.10.1985 gün ve 1985/4-96-790 sayılı kararı ve 06.03.2002 gün ve 2002/4-115-151 sayılı kararlarında da bu ilkeler vurgulanmıştır.
Yayınlandığı olayın doğruluğunu ve gerçekliğini araştırmak gazetecinin görevidir. Bununla birlikte, gazetecinin bir olayı doğru kabul edebilmesi için arayacağı desteklerin, objektif yönden güven verici ve inandırıcı olmasının ölçüsü belirlenirken yayıncılığın özel durumu gözetilmelidir. Ancak, yayınlanacak haber üçüncü kişilere ağır bir zarar verebilecekse, doğruluğun denetlenmesi görevi, daha katı ölçütlere bağlanmalıdır. Hemen belirtelim ki, haber verme hakkının sınırlarının belirlenmesinde en önemli unsurlardan biri olan gerçeklik, somut gerçeklik olmayıp, yayının yapıldığı andaki olayın beliriş biçimine uygunluk olarak anlaşılmalıdır. Çünkü basına somut gerçeği araştırma görevi yüklenmemiştir.
Somut olayda, yayına ilişkin kaset bulunamamış, dinlenen tanık beyanlarıyla davacı tarafından ileri sürülen yayının yapıldığı sonucuna varılmıştır. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre, özellikle davacının Costa Alpegra Gemisi'nin 28.10.1996 tarihli seferine ilişkin yolcu hizmetleri ücretinin tebligata rağmen geç ödenmesi ve Berlin Gemisi'nin 08.11.1997 tarihinde kalkış kılavuzluğunda hizmet talebinde liman hizmet tarifesinin 1-3-5.maddelerinde belirtilen süre aşıldığı için ihtar niteliğinde disiplin cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Buna karşılık davaya konu haberde davacının zimmetine para geçirdiği belirtilmiştir. Davacının zimmet suçunu işlediği yolunda adlî veya idarî bir soruşturma veya mahkumiyet söz konusu olmamıştır. Bu deliler karşısında, haberde ileri sürülen iddianın gerçeklik ve doğruluk ilkesine aykırı olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır.
O halde verilen haberde özle biçim arasındaki denge bozulduğundan, davacı lehine manevi tazminat koşullarının gerçekleştiğinin kabulü zorunludur.
Yargıç, manevi tazminat miktarını belirlerken saldırı oluşturan eylemin ağırlığı, olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, sosyal konumlarını ve ekonomik durumlarını da dikkate alır. Bu miktarın belirlenmesinde karşılaşılan her somut olaya göre ve ona özgü değerlendirme yapılmalı, ancak bu değerlendirme MK. m.4 de açıklanan hak ve nesafetle karar verme kuralına aykırı olmamalı, zarara uğrayanda tinsel iç rahatlığı doğurmayı gerçekleştirecek düzeyde ve bununla sınırlı olmalıdır.
Buna göre yayına konu olayın gelişimi, yazıda kullanılan tümceler ve açıklamalar göz önünde tutulduğunda davacı için kararlaştırılan 750.000.000 TL. tazminatın uygun bir miktar olduğu sonucuna varılmak gerekir.
Hal böyle olunca mahkemenin açıklanan gerekçeye dayalı direnme kararı yerindedir ve onanmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı (32.620.000) lira bakiye temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 17.12.2003 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy