(2547 S. K. m. 4, 5)
Dava: Taraflar arasındaki "tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 13.03.2001 gün ve 1999/359 E. 2001/86 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 27.11.2001 gün ve 7901-11803 sayılı ilamı ile; ( ...Dava, manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı, davalıların kendisine olumsuz sicil verdiklerini ve başka kuruma naklen geçmesini engellediklerini belirterek şahsi kusur nedeniyle tazminat istemiştir. Davalılar ise keyfi ve kasıtlı bir davranış bulunmadığını, objektif davranıldığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır. Yerel mahkemece, davalıların kişisel kusuru bulunduğu benimsenerek davanın kısmen kabulüne kadar verilmiş olup kararı davalılar temyiz etmiştir.
Dava, davalıların kişisel kusuruna dayalı tazminat davası niteliğindedir. Bu itibarla dava konusu edilen eylemlerin kişisel kusur oluşturup oluşturmadığı belirlenmeli ve bu bağlamda davalıların kin, hınç, düşmanlık, keyfilik gibi duyguların etkisi altında kasıtlı ve kötüniyetli olarak eylemde bulundukları kanıtlanmalıdır. Olayımızda davalıların sicil doldurması ve naklen tayin işlemindeki yazışmaları yapması, görevleri gereği olup bu eylemler sırasında kişisel kusurlu oldukları iddia olunmaktadır. Yerel mahkeme, olumsuz sicilin idare mahkemesince iptal edilmiş olmasını ( ve bu arada davacının naklen geçmek istediği öteki kurumun olumsuz işleminin iptal edilmiş olmasını ) kişisel kusur olarak kabul etmiştir. İdare mahkemesince; olumsuz sicilin objektif esaslardan uzak ve hukuka aykırı olduğu, yazışmalar sırasında davacının kurumu tarafından sehven yanlışlık yapıldığı belirtilerek iptal kararları verildiği görülmektedir. Davacı, bu kararla dayanarak davalıların kişisel kusurlu olduğunu ileri sürmüştür. Oysa idare mahkemesi kararları, davacı ile kurumlar arasındaki yargılama sonucu verilmiş kararlar olup o davalarda taraf durumunda bulunmayan davalılar yönünden bağlayıcı değildir. Bu itibarla, davalıların kişisel kusurunu gösteren ve kesin kanıt niteliği taşıyan bir durumun, bu davada davalılar açısından bulunduğu kabul edilmez. Davacı yan, davalıların kişisel kusurlu ( kin, hınç, düşmanlık ve benzeri duygularla ) davrandıklarını kanıtlayamadığına göre, davalı tanıklarının kişisel kusur bulunmadığına yönelik ayrıntılı ve olaya uygun açıklamaları da gözetilerek davanın reddedilmesi gerekirken, yerel mahkemece davalıların sorumluluğuna karar verilmesi bozma nedenidir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Davacı, Abant İzzet Baysal Üniversitesi İktisat bölümü, iktisat politikası anabilim dalında araştırma görevlisi olarak görev yaptığını; göreve başladığı 1990 yılından 1995 yılına kadar olumlu sicil aldığını, 1995 yılı sicilinin Fakülte Dekanı ve Rektör olan davalılar tarafından olumsuz olarak düzenlendiğini ileri sürerek 10.000.000 TL. maddi, 2.000.000.000 TL. manevi tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlar; mahkemece; maddi tazminat isteğinin reddine, manevi tazminat isteğinin 1.000.000.000 TL. üzerinden kabulüne karar verilmiştir.
Dosyadaki bilgi ve belgelere göre davalılar tarafından düzenlenen sicilin iptali için Sakarya İdare mahkemesinde dava açıldığı, anılan mahkemece 1995/2488 E. 1996/1703 K. sayılı hükümle iptali yönünde hüküm kurulduğu görülmüştür. Anılan kararın gerekçe bölümünde ( 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 63. maddesine dayanılarak çıkarılan Yükseköğretim Üst Kuruluşları ile Yükseköğretim Kurumları Sicil Yönetmeliğinde, "Sicil Raporlarının Düzenlenmesi" başlıklı 8 inci maddesinde "...sicil raporları açık ve seçik olarak doldurulur. Kanaatlerin olumsuz olması halinde kanaati doğrulayan raporların eklenmesi şarttır. Birinci ve ikinci derecede sicil amirlerinin kanaatleri arasında uyuşmazlık olduğu takdirde, üçüncü derece sicil amirinin görüşüne itibar olunur. .." hükmünün yer aldığını; sicil raporlarının ilgili yıl içinde kişinin davranış ve çalışmalarına göre ahlak, yeterlilik ve liyakatını belirleyen belgeler olduğunu; objektif esaslara göre doldurulması gerektiğini; sicil amirlerinin objektiflikten uzaklaşarak herhangi bir bilgi ve belge gösterilmeksizin dayanaksız olarak sicil raporlarını düzenlemelerinin ilgili sicili hukuk ve mevzuat açısından sakatlayan bir durum olarak kabul edileceğinin yerleşmiş yargı içtihatlarından olduğunu; davacının, 1995 yılı sicilinin 2547 sayılı Yükseköğretim Kurumu Kanununun 4 ve 5. maddesinde belirtilen amaç ve ilkeleri gerçekleştirmedeki tutum ve uyumu ile öğretim, araştırma ve uygulama yeteneğinin yetersiz görülmesi nedeniyle 1 ve 2. sicil amirlerince olumsuz olarak değerlendirildiği, davacının bu olumsuzluklarını belirleyecek somut bilgi ve belgelerin bulunmadığı gibi, davalı idarece de bu yönde bir iddianın ileri sürülmediği; bu durumda, dava dosyasında yer alan gizli sicillerin incelenmesinden olumsuz olarak düzenlenen 1995 yılı gizli sicili dışındaki tüm sicillerin olumlu olduğu anlaşılan davacının 1995 yılında, Yükseköğretim Kanununun 4 ve 5. maddesinde belirlenen amaç ve ilkeleri gerçekleştirmedeki tutum ve uyumu ile öğretim ve araştırma ve uygulama yeteneğinin hangi nedenlerle yetersiz görüldüğü somut bilgi ve belgelerle ortaya konulmadan olumsuz olarak düzenlenen 1995 yılı sicilinin bu haliyle yukarıda anılan Yönetmeliğin 8. md. sinin amir hükmüne aykırı olduğu, söz konusu sicilin objektif esaslardan uzak, hukuka aykırı olarak düzenlendiği belirtilmiştir. İdare mahkemesinin kararında belirtilen bu olgular dava için önemli bulgular olup güçlü kanıt niteliğinde olmaları itibariyle eldeki davada dayanak teşkil etmesi gerekir.
Bu bağlamda davalıların yansız davranmadıkları eylemleri ile davacıyı zararlandırdıkları açıktır.
Davalıların belirtilen eylemlerinin hukuka aykırı olduğunu, eylemle sonuç arasında illiyet bağının bulunduğu, davalıların olumsuz sicil vermeleri sonucu davacının kişilik haklarının zarar gördüğü anlaşıldığına göre, Özel Dairenin davalıların kin, hınç, düşmanlık ve benzeri duygularla davrandıklarının kanıtlanamadığını söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle ve dosyadaki diğer kanıtlara göre, davalıların yaptıkları işlemlerle davacının kişilik haklarına saldırıda bulundukları kabul edilmelidir. Bu durumda mahkemenin direnmesi usul ve yasaya uygun olup yerindedir.
Ne var ki Özel Dairece işin esasına yönelik temyiz itirazları incelenmediğinden dosyanın Özel Dairesine gönderilmesi gerekir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle yerel mahkemenin direnmesi yerinde görüldüğünden davalıların esasa ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 4. HUKUK DAİRESİ'ne gönderilmesine, 25.12.2002 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy