(818 S. K. m. 47)
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacıların, trafik kazası sonucu yaralanan küçük kızları Çiğdem H. D.'in velisi olarak açtıkları davada, kendileri yönünden de manevi tazminat talebinde bulundukları ve mahkemece bu isteğin kısmen karşılandığı anlaşılmaktadır.
Borçlar Kanununun 47.maddesinde, cismani zarara duçar olan kimse ile ölüm halinde ölünün yakınlarına manevi tazminata hükmedilebileceği öngörülmüştür. Somut olayda davacı ana babanın, kaza sebebiyle ağır ruhi depresyona uğradıkları ve bu nedenle cismani zarara duçar oldukları iddia ve ispat edilmemiştir. Bu yön gözetilerek, adı geçen davacılar ile ilgili olarak talep edilen manevi tazminatın reddine karar vermek gerekirken, yazılı şekilde kabulünde isabet görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenle davalı vekilinin yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine 18.03.1994 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
Trafik olayı nedeniyle davacıların ortak çocuğu 1986 doğumlu Çiğdem H. yaralanmıştır. Bu yaralanma nedeniyle iki kez ameliyat geçirdiği, Anadolu Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin 18.12.1989 günlü raporuna göre 25 gün iş ve gücünden kaldığı,45 günde iyileşeceği anlaşılmıştır. Mahkemece anne ve baba için ayrı ayrı 1.500.000.TL. manevi ödence takdir olunmuştur. Manevi zarar sorunu, zararın boyutunun değerlendirilmesi ve giderilmesi yönünden her zaman özellik ve güçlüğünü birlikte taşımıştır. İnsanın manevi varlığına yapılan saldırıların ortaya çıkardığı zararları ölçüye vurmaktaki olanaksızlık ve manevi kayıpların giderilmesinin kabul etmez niteliği güçlüğün başlıca nedenidir.
Medeni Yasanın 24.maddesinde düzenlenen ve Borçlar Yasasının 49.maddesiyle de vurgulanan esas kural uyarınca manevi tazminat istenebilmesi, kişisel hak ve yararların bozulması durumunda olasıdır. Kişisel yararların hangi hallerde bozulmuş sayılacağı yönünün saptanması büyük önem taşır. Kişilik hakları, kişinin kendi özgür ve bağımsız varlığının bütünlüğünü sağlar. Yaşam, beden ve ruh tamlığı yanında aile değer bütünlüğü de kişisel varlıkların en önemlilerindendir. Aileyi oluşturan bireylerden birine karşı işlenen haksız bir eylemin manevi acısı onun acısıyla aynı derecede hatta onun duyacağı acıdan daha büyük olabilir.
Borçlar Yasasının 49.maddesine göre özel bir hüküm olarak öngörülen 47.maddesinde, manevi tazminat isteme hakkı, cismani zarara duçar olan kimseye ya da ölüm halinde ölenin ailesine düşer. Halen uygulanmakta olan görüş gereğince, beden zararına uğrayanın ailesinden bulunmak bir kimseye bu yolda bir hak sağlamaz. Haksız eylem çocuğa karşı işlenmiştir ve baba ile anne bu haksız eyleme göre üçüncü kişi durumundadır. Onların az ya da çok bir üzüntü duyması karşısında manevi tazminata hükmedilmesine tazminat hukuk kuralları engeldir. Çocuğa karşı işlenmiş olan haksız eylem, aynı zamanda cismani tamamiyeti ihlal edilen kişinin yakınlarının da doğrudan doğruya zarara uğramalarına neden olmuşsa, o takdirde manevi tazminat istemeleri olasıdır. Örneğin bir çocuğun beden bütünlüğünün ihlali sonucu, bu olayın etkisiyle ana ya da baba veya kardeşleri vs. asabi bir buhran, bir ruhi sarsıntı geçirir, bu yüzden hastalanır ve böylece ruh tamlığını geçici ya da sürekli olarak kaybederse, kanıtlama koşuluyla bu kimsenin manevi zarar isteme hakkı kabul edilmiştir. Çünkü, Borçlar Kanununun 46.maddesindeki cismani zarar kavramına ruhsal tamamiyetin bozulması, sinir bozukluğu veya hastalığı gibi halleri girmektedir (Yarg.4.H.D.nin 30.11.1976 tarih, 6958 E., 10448 K., 16.6.1977 tarih ve 5877 E., 6987 K., 12.12.1977 tarih ve 1554 E., 11814 K., 25.5.1978 tarih ve 9470 E., 6992 K., Mustafa Reşit Karahasan; Sorumluluk ve Tazminat Hukuk Sh.1291).
Federal mahkeme, sürekli olarak şuur kaybına uğramış bir bayan için manevi tazminatın saptanmasında bakıma muhtaç olan ana babanın ve olayın özelliğine göre, yaralanan dışında dava açmamış olmalarına rağmen yakın hısımlarının da hesaba katılmasını öngörmüştür. Federal Mahkeme, böylece saldırıya uğrayan kişinin yakınlarına, bir manevi tazminat talebi öngörmeyen şimdiye kadar ki uygulamadan bir sapma olmaksızın, yakınlarının manevi acılarının, Borçlar Kanununun 47.maddesinin açıkça manevi tazminatı öngördüğü ölüm olayına nazaran daha büyük olduğu, bu gibi hallerde manevi tazminatı kabul etmiş bulunmaktadır. (Federal Mah. İçtihatları, 22 Nisan 1986 çeviren Prof. Dr. A. Kılıçoğlu, Yargıtay Dergisi Temmuz 1991, Sh.383)
Somut olayda trafik olayı nedeniyle iki kez ameliyat geçiren, vücudunda yara izleri kalan kızı yüzünden yaşam ilişkileri alt üst olan ana ve babaya ruhsal acılarının giderilmesine kısmen de olsa tatmin amacını güden manevi ödence takdiri doğrudur. Çocuğunun ağır yaralanmasıyla sonuçlanan, bu yüzden sürekli ilgilenme ve bakımı gerektiren bu olayda davacı anne ve baba'nın şok olarak söylenen sarsılma, çarpılma durumuna girmesi doğaldır.
Böyle bir olguya dayanan yandan bunun kanıtlanmasının istenmesi yerine, bilinen bir durum olarak kabulüyle, tersini ileri süren yana kanıtlama yükümlülüğü getirilmesi yaşam gerçeklerine daha uygun düşecektir.
Bu durumda gerek B.Y.nın 47 inci maddesinin kısmen, gerekse 49. maddesinin doğrudan doğruya uygulanması suretiyle olsun, davacıların duyduğu ve ileride duyacağı elem ve ızdırabını karşılayacak manevi ödenceye hükmedilmesinde yöntem ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır.
Yukarıda yazılı nedenle çoğunluk görüşüne katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy