(818 S. K. m. 44, 99)
Dava: Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar vekilince duruşmalı, davalı vekilince de duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacılar vekili Av. Muhsin Ergazi ile davalı vekili Av. Nejla Çeper'in gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçelerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşuldu:
Karar: 1-Davacılar vekili, dava dilekçesinde; müvekkillerine kredi kartı üyelik sözleşmesine dayalı 1.000.000.- lira limitli Visa Classic/Yurt içi kredi kartı verildiğini, bu kartını kaybetmesi üzerine aynı gün durumu davalı bankaya bildirmesine karşın bankadan tahsil edilen ve kayıp ihbarından sonraki günlerde yapılmış kredi kartı harcama bedellerine ilişkin ekstrelerin gönderildiğini, daha sonra da ihtarnameyle bedellerin ödenmesinin istendiğini, oysa gününde yapılan kayıp ihbarına karşın durumu örgütüne ve anlaşmalı üyelerine bildirmekte geciken ve limiti aşarak ödeyen bankanın kusurlu olduğunu açıklayarak takip konusu miktarla borçlu olmadığının saptanmasını istemiştir.
Davalı banka vekili yanıtında, davacının imzaladığı visa kartı sözleşmesinin 10. maddesinde üyenin yapmış olduğu harcamalardan, kartın kaybolması, çalınması ve bunun gibi nedenlerle kartın üçüncü kişilerce veya kendisi tarafından kötüye kullanılmasından sorumlu olduğu, 15. maddesinde ise böyle bir durumun yazılı olarak teyit edilmesinden sonra yapılacak tüm harcamalardan üyenin münhasıran sorumlu olacağının belirtildiği, uluslararası visa kuralları gereği verilen kartın yurt dışında da geçerli olduğundan bankaya kusur yükletilemeyeceğinden davanın reddiyle %40 ödence alınmasını istemiştir.
Mahkemece yanlar arasındaki sözleşme hükümlerine göre yurt dışı harcamalardan davacının sorumlu olmadığı, kayıp ihbarından sonra yurt içinde yapılan harcamalardan ise sorumlu olduğu, ancak davalı bankaca sigorta ve üye işyerlerinden yapılan tahsilata ilişkin faiz ve eklentilerden davacı yanın sorumlu tutulmaması gerektiğinden bu miktar düşülerek kalan banka alacağından davacının sorumlu olduğu belirlenerek sonuçta (32.674.030.- liralık) bölümden borçlu olmadığının saptanmasına, aşan istemin reddine karar verilmiştir.
Hüküm, davacı ve davalı yanca temyiz edilmiştir.
Yanlar arasında 23.1.1990 günlü Visa veya Mastercard kredi kartı üyelik sözleşmesi imzalanmıştır. Uyuşmazlık konularıyla ilgili olarak; sözleşmenin 2. maddesinde; sözleşmenin konusu, üyeye bankanın yurt içindeki ve Visa/mastercard İnternational sistemine giren mali kuruluşların yabancı ülkelerdeki anlaşmalı üye işyerlerinde ödeme aracı olarak geçerli olmak, banka/yurtdışı bankalardan nakit avans çekmelerde kullanılmak üzere kredi kartı verilmesidir.
Sözleşmenin 4. maddesinde, bankaca kredi kartı verilebilmesi için üyenin banka nezdinde yurtiçinde geçerli kredi kartları için borçlu cari hesap biçiminde işleyen bir "kredi kartı hesabı" ve ayrıca bir "vadesiz mevduat hesabı" yurtdışında geçerli kredi kartları için ise bir "vadesiz döviz tevdiat hesabı" açacağı öngörülmüştür.
Sözleşmenin 5. maddesinde üye işyerinde yaptığı alışveriş ve yararlandığı hizmetler sonucunda formu bankaca hazırlanan üç nüsha satış belgesi imzalayacaktır. Satış belgesindeki imza ile visa kartındaki imza aynı kişiye ait olacak, benzerliği üye iş yerlerince denetlenecek, gerektiğinde kimlik saptaması yapılacaktır.
Sözleşmenin kredi limiti başlıklı 9. maddesinde "Visa Classic Yurtiçi" veya "Matercard Yurtiçi" kartı kullanılmak suretiyle 30'ar günlük ekstre dönemleri içinde üye tarafından yapılabilecek harcamalar ile çekilebilecek nakit için bir limit tayin edileceği hüküm altına alınmış, ancak davacıya ait sözleşmeye herhangi bir limit kaydı konulmamıştır.
Sözleşmenin 10. maddesinde, üyenin yapmış olduğu tüm harcamalardan, kartın kaybolması, çalınması ve bunun gibi nedenlerle kartın üçüncü kişilerce yada kendisi tarafından kötüye kullanılmasından sorumlu olduğu, tüm itiraz ve def'ilerden peşinen feragat ettiği, bankanın bu nedenle doğabilecek her türlü zarar ve ziyanını borçlu sıfatıyla kabul ve taahhüt ettiği belirtilmiş, 15. maddesinde ise, kartın kaybolması, çalınması veya kullanılmayacak derecede bozulması halinde durumun üye tarafından "kredi kartı merkezine" ya da bankanın en yakın şubesine veya diğer yetkili kuruluşlardan herhangi birine derhal bildirileceği, daha sonra da "kredi kartları merkezine" yazılı olarak teyit edileceği, durumun yazılı olarak teyit edilmesinden sonra yapılacak tüm harcamalardan üyenin münhasıran sorumlu olacağı, kayıp kart bildirimi kendisine ulaşan bankanın, derhal, bu durumu Türkiye'deki üyeleriyle visa ve mastercard internationalın kayıp kartlarla ilgili birimlerine ileteceği kararlaştırılmıştır.
Somut olayda, davalı bankaca davacılardan Özcan'ın kefaletiyle, öbür davacı Ali Tekin İnan'a visa/classic yurtiçi kredi kartı verilmiştir. Davacı 16.6.1990 günlü dilekçesiyle bankanın kredi kartları müdürlüğüne başvurarak visa kartını kaybettiğini bildirmiş ve aynı gün "stoplist" listesine kaydını sağlamıştır. Kaybedilen bu kartla 16.6.1990 gününden 28.8.1990 gününe kadar gerek yurt içinde ve gerekse yurtdışında harcama yapılmıştır.
Kaybolan kredi kartının sadece yurtiçinde geçerli olması olgusuna uygun hazırlandığı, kayıp bildirimi üzerine sadece yurtiçinde stopliste alındığı, daha sonra yurtdışından limit altı harcamaların gelmesiyle yurtdışına 27.8.1990 gününde stoplist bildirimi yapıldığı banka yazısıyla belirlenmiştir. Bu durumda uluslararası visa kuralları gereği bu kartların yurtdışında da geçerli olduklarını bilen ya da bilebilecek durumda olan ve kayıp bildirimi kendisine ulaşınca davalı bankaca yurtiçinde geçerli kart nedeniyle yurtdışı stoplist bildirimi yapmaya gerek duymayan ve yurtdışı harcamaların intikal etmesi üzerine yurtdışı stoplist bildirimi yapması ve bunun da yurtiçi stoplist bildiriminin yayınlandığı 30.6.1990 gününde yapılmış olması halinde 28.7.1990 gününden itibaren başlayan yurtdışı harcamaların tamamının önlenebilmesi olası bulunmakla mahkemece, davalı bankanın kusurlu sayılması yerindedir.
Davacı, olumsuz saptama davasından önce mahkemeye başvurarak "açılacak dava sonuna kadar icra takibinin önlenmesini" istemiştir. Mahkemece bu istek yerinde görülerek güvence karşılığında davacı yararına ihtiyati tedbir yoluyla icra takibinin durdurulmasına karar verilmiştir. Dosya kapsamından tedbir kararının infaz edildiği kanıtlanmış değildir. Bu durumda sadece tedbir kararı verilmiş olması davalı alacaklı yönünden ödence kararı verilmesi için yeterli sayılmaz. Ayrıca tedbir kararının infaz edilerek icra takibinin eylemli durdurulması ve alacaklının da bu yüzden alacağını geç alması gerekir. Bu yön kanıtlanmadığına göre, temyiz isteminin reddi uygundur.
2-Bankalar kredi kartı verirken, kredi üye sözleşmesi yaparken gerekli dikkat ve özeni göstermek zorundadır. Zira, bankaların gördükleri hizmetin bir gereği olarak tüm önlemleri düşünmek ve hizmetlerini yüksek düzeyde bir güvence ortamı içinde yürütmekle yükümlüdür. Banka müşterisinin de objektif ölçüler içinde davranması ve özellikle kötüye kullanma olasılığı olan kredi kartının rızası dışında elinden çıkması durumunda bankaya hemen bildirimde bulunması gerekmektedir. Bu sayede bankalara gerekli önlemlere başvurma olanağı sağlanmalıdır.
Buna koşut olarak yanlar arasındaki sözleşmenin 15. maddesinde öngörülen biçimde kayıp ihbarının yazılı olarak vurgulanmasından sonra yapılacak tüm harcamalardan üyenin tek başına sorumlu olacağı yolundaki hüküm, B.K.nun 99. maddesinin 2. fıkrası uyarınca davalı bankanın yukarda açıklanan yükümlülüklerinden dolayı sorumluluktan kurtarmaz. Gerçekten üye sorumluluğunun süresiz olarak kabulüne olanak bulunmamaktadır. Bunun makul objektif bir süreyle sınırlandırılması uygun olacaktır. Banka ile sigorta şirketi arasında yapılan sözleşmede, kayıp ihbarından başlıyarak bankaca keyfiyetin Türkiye'de üye işyerlerine, banka örgütüne ve visa ve mastercard international kayıp kartlar ilgili birimine duyurulması için 5 gün yeterli görülmüştür. Bu durumda kredi kartı sahibinin sorumluluğu durumunun bankaya yazılı teyidiyle bankanın bildirim yükümlülüklerini yerine getirebilmesi için öngörülecek makul bir süreyle sınırlı tutulmalı, bundan sonrası ayrı bir değerlendirme konusu olarak ele alınmalıdır.
Sürenin saptanmasında, bankanın iş, şube kapasitesi, çağdaş iletişim olanaklarından yararlanma durumu gözetilmelidir. Somut olayda davacının visa kartı kayıp ihbarını 16.6.1990 gününde yapmasına karşın dava konusu harcamaların Ağustos 1990 ayı sonuna kadar uzadığı anlaşılmaktadır.
Bu nedenle yukarıda ayrıntısı açıklandığı üzere davalı bankanın kendisine yapılan kayıp başvurusundan itibaren gerekli basiret ve özeni gösterip göstermediği, davacının uğradığı zarar ya da zararın artmasıyla ilgili bir kusur izafe edilip edilmeyeceği belirlenmelidir. B.K.nun 44. maddesi uyarınca birlikte kusurlu sayılıp sayılmayacağı tartışılıp değerlendirilmeli, belirlenen zarar karşılığı ödencede kusur oranına göre belli edilecek bir miktarın indirilmesi üzerinde durulmaması nedeniyle hükmün davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda birinci bendde açıklanan nedenle davalının tüm temyiz itirazlarının reddine, ikinci bendde açıklanan nedenle davacıların temyiz itirazlarının kabulüyle mahkeme kararının bozulmasına, vekili duruşmaya gelen davacılar yararına takdir edilen 750.000.- lira duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacılara ödenmesine, davacının peşin harcının istek halinde iadesine, aşağıda yazılı harcın davalıdan alınmasına, 18.4.1994 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy