(818 S. K. m. 145) (2004 S. K. m. 70, 191)
Dava: Taraflar arasındaki takibin iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşuldu:
Karar: Davacı vekili 31.10.1991 günlü dava dilekçesiyle, icra takibi yapan davalı alacaklı bankanın, davacı şirket ve öbür dava dışı borçlular hakkında bonoya dayalı iflas yoluyla takip yaptığını, iflas ödeme emrine itiraz ve şikayet edilmediğini belirterek davacı şirketin iflasına karar verilip, 10.3.1989 gününde kesinleştiğini,
İflas davası görülmekte iken, senet borçlularından birinin olumsuz saptama davası açması sonucu iflas takibine konu senetlerin ihdasına neden olan pay senedi satış sözleşmesi ile takibin iptaline karar verildiği, bu kararın da 14.12.1989 gününde kesinleştiği,
Bu kez, o davada taraf olmayan davacı şirketin bu kararı dayanak göstererek verdiği iflas kararının yargılamanın yenilenmesi yoluyla kaldırılması davasının mahkemece kabul edilmesine karşın, Yargıtay'ca, iflasın açılmasından sonra mahkemenin iflas kararından yargılamanın yenilenmesi yoluyla dönülmesi hukuksal sonucunu doğuran davanın reddine karar verilmesi gerektiğinden sözle bozulduğunu,
Oysa B.K.nun 145/2. maddesine göre iptal kararının hukuksal nedenlerinden yararlanması gerekeceğine, bu nedenle de iflasa neden olan takibin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı alacaklı banka vekili, davacı müflisin, bu sıfatından dolayı dava açma yeteneği olmadığını, aslında bankanın dava konusu edilen icra takip dosyası nedeniyle bir alacağının da bulunmadığını, bu durumu da kabul ettiklerini bildirmiştir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
İflas davası, sonuçları yönünden kendine özgü bir dava türüdür.
İflas hükmü, yalnız bu davanın yanlarıyla değil, müflisin öbür alacak ve hatta borçlularının hukukunu çok yakından ilgilendirir. Bu nedenle iflas, gerek tüm alacaklılar, gerekse borçlunun bütün mal ve hakları bakımından toplu (külli) takip biçimi ve tasfiye yoludur. Müflisin tasarruf ve ödeme yapma yetkisinin kısıtlandığı, hatta bir bakıma kalktığı göz önünde tutulursa, sadece bu alacaklıya ödemede bulunulması ya da bir veya birkaç alacaklının vazgeçmesi, yahut da öbür alacaklılar zararına iflas hükümlerini bertaraf edecek vade kullanımı kabul edilemez.
Somut olaya özgü, iflas kararının kesinleşmesinden sonra açılan borçlu olmadığının saptanmasına ilişkin davanın mahkemece kabulüne karar verilmiştir.
Müflisin, iflas açıldıktan sonra iflas masasına ait mal ve haklar üzerindeki her türlü tasarrufu alacaklılara karşı geçersizdir. Yani masa malları üzerindeki tasarruf yetkisi kısıtlanmıştır (m.191).
Bu durumda davacı şirket hakkında iflasın açılmasına karar verilmekle, şirket tüzel kişiliği kendiliğinden fesh edilmiş duruma girdiğinden (m.70) dava açma yeteneği yönünden davanın reddi gerekirken, iflas kararının kesinleşmesinden sonra açılan borçlu olmadığının saptanması davasının kabulüne karar verilmesi bozma nedeni sayılmıştır.
Sonuç: Yukarda açıklanan nedenle yerel mahkeme kararının BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine 19.11.1993 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy