(818 S. K. m. 47)
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar
1- Davada talep edilen tedavi giderlerine ilişkin maddi tazminatın, davacılardan Osman T.´ın görevli olduğu Göreme Belediye Başkanlığınca karşılanmış olduğu ve manevi tazminatın da hakkaniyet ölçüleri içinde takdir edilmiş bulunduğunun anlaşılmasına göre davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi gerekmektedir.
2- Davalı vekilinin temyizine gelince; B.K. 47.maddesinde yaralanmayla sonuçlanan haksız fiillerde, manevi tazminatın haksız fiil´e maruz kalan kişi yönünden takdir edilmesi gerektiği öngörülmüştür. Bu yön göz ardı edilerek davacı anne Fatma T. yararına da manevi tazminata hükmedilmesi isabetli değildir.
Sonuç: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı harcın davacılardan alınmasına, davalının peşin harcının istek halinde iadesine, 25.11.1994 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
Trafik olayı nedeniyle davacıların müşterek çocukları 1980 doğumlu Fatih T. yaralanmıştır. Bu yaralanma nedeniyle, Erciyes Üniversitesi Gevher Nesibe Hastanesince verilen 2.7.1992 tarih ve 963-1227 sayılı raporda, sol humerus kırığı bulunan Fatih´in 30 gün iş ve güç kaybı olacağı ve 60 günde iyileşebileceği belirtilmiştir.
Mahkemece bu yaralanma nedeniyle, davacı Osman T. tarafından kendi adına açılan maddi tazminat davası kanıtlanamadığından reddedilmiş, diğer davacılar Mehmet Fatih T. ve Fatma T. için 3.000.000´ar TL. manevi tazminatın olay tarihi olan 4.5.1992 tarihinden itibaren hesap edilmek üzere yıllık % 30 yasal faiz ile birlikte davalıdan alınarak, ayrı ayrı davacılara ödenmesine karar verilmiştir.
Manevi zarar sorunu, zararın boyutunun değerlendirilmesi ve giderilmesi yönünden her zaman özellik ve güçlüğü birlikte taşımıştır. İnsanın manevi varlığına yapılan saldırıların ortaya çıkardığı zararları ölçüye vurmaktaki olanaksızlık ve manevi kayıpların giderilmesinin kabul etmez niteliği güçlüğün başlıca nedenidir.
Medeni Yasanın 24.maddesinde düzenlenen ve Borçlar Yasasının 49.maddesiyle de vurgulanan esas kural uyarınca manevi tazminat istenebilmesi, kişisel hak ve yararların bozulması durumunda olasıdır. Kişisel yararların hangi hallerde bozulmuş sayılacağı yönünün saptanması büyük önem taşır. Kişilik hakları, kişinin kendi özgür ve bağımsız varlığının bütünlüğünü sağlar. Yaşam, beden ve ruh tamlığı yanında, aile değer bütünlüğü de kişisel varlıkların en önemlilerindendir. Aileyi oluşturan bireylerden birine karşı işlenen haksız bir eylemin manevi acısı onun acısıyla aynı derecede hatta onun duyacağı acıdan daha büyük olabilir.
Borçlar Yasasının 49.maddesine göre özel bir hüküm olarak öngörülen 47.maddesinde, manevi tazminat isteme hakkı, cismani zarara düçar olan kimseye ya da ölüm halinde ölenin ailesine düşer. Halen uygulanmakta olan görüş gereğince, beden zararına uğrayanın ailesinden bulunmak, bir kimseye bu yolda bir hak sağlamaz. Haksız eylem çocuğa karşı işlenmiştir ve davacılar bu haksız eyleme göre üçüncü kişi durumundadır. Onların az ya da çok bir üzüntü duymaları karşısında, manevi tazminata hükmedilmesine tazminat hukuk kuralları engeldir. Davacı çocuğa karşı işlenmiş olan haksız eylem, aynı zamanda cismani tamamiyeti ihlal edilen kişinin yakınlarının da doğrudan doğruya zarara uğramalarına neden olmuşsa, o takdirde manevi tazminat istemeleri olasıdır. Örneğin, bir çocuğun beden bütünlüğünün ihlali sonucu, bu olayın etkisiyle anne, baba ve birlikte yaşayan kardeşler asabi bir buhran, bir ruhi sarsıntı geçirir, bu yüzden hastalanır ve böylece ruh tamlığını geçici ya da sürekli olarak kaybederse, kanıtlama koşuluyla bu kimselerin manevi zarar isteme hakları kabul edilmiştir. Çünkü, Borçlar Kanununun 46.maddesindeki cismani zarar kavramına, ruhsal tamamiyetin bozulması, sinir bozukluğu veya hastalığı gibi halleri girmektedir (Yargıtay 4.H.D.nin 30.11.1976 tarih, 6958 E., 10448 K., 30.11.1976 tarih, 5877 E., 6987 K., 12.12.1977 tarih ve 1554 E., 11814 K., 25.5.1978 tarih ve 9470 E., 6992 K., Mustafa Reşit Karahasan; Sorumluluk ve Tazminat Hukuku Sh.1291)
Federal mahkeme, sürekli olarak şuur kaybına uğramış bir bayan için manevi tazminatın saptanmasında, bakıma muhtaç olan ana babanın ve olayın özelliğine göre, yaralanan dışında dava açmamış olmalarına rağmen yakın hısımlarının da hesaba katılmasını öngörmüştür. Federal Mahkeme, böylece saldırıya uğrayan kişinin yakınlarına, bir manevi tazminat talebi öngörmeyen şimdiye kadarki uygulamadan bir sapma olmaksızın, yakınlarının manevi acılarının, Borçlar Kanununun 47.maddesinin açıkça manevi tazminatı öngördüğü ölüm olayına nazaran daha büyük olduğu bu gibi hallerde, manevi tazminatı kabul etmiş bulunmaktadır. (Federal Mah. İçtihatları, 22 Nisan 1986, çeviren Prof. Dr. Ahmet Kılıçoğlu, Yargıtay Dergisi Temmuz 1991, Sh.383)
Somut olayda trafik olayı nedeniyle çocuğun yaralanması yüzünden yaşam ilişkileri altüst olan anne ve babaya ruhsal acılarının giderilmesini kısmen de olsa tatmin amacını güden manevi ödence takdiri doğrudur. Çocuğunun ağır yaralanmasıyla sonuçlanan, bu yüzden sürekli ilgilenme ve bakımı gerektiren bu olayda davacı anne ve babanın şok olarak söylenen sarsılma, çarpılma durumuna girmesi doğaldır.
Böyle bir olguya, ister Borçlar Yasası´nın 47.maddesinin kısmen uygulanması, ister 49.maddesinin doğrudan doğruya uygulanması suretiyle olsun çocuğun duyduğu ve ileride duyacağı elem ve ızdırabını karşılayacak manevi tazminata hükmedilmesi usul ve yasaya aykırılık oluşturmayacaktır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle mahkeme kararının bozulmasına ilişkin çoğunluk görüşüne katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy