(818 S. K. m. 46, 47, 49)
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalılar ile davacılardan Muharrem ve Fatma'nın temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Davacı Mehmet K.'a velayeten Muharrem K.'ın temyizine gelince;
Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, olay nedeniyle duyulan acı ve üzüntüyü de karşılayacak boyutta olması gerekmektedir. Bu konuda yanların ekonomik ve sosyal durumları, olayın meydana gelişindeki özel haller ile BK'nun 47. maddesindeki koşullar da gözetilerek adalete uygun miktarda bir tazminata hükmedilmesi gerekir. Yukarıda açıklanan yönler göz önünde tutulduğunda mahkemece takdir edilen manevi tazminat miktarının az olduğu görülmekle takdirde yanılma nedeniyle uygun bir tazminata hükmedilmek üzere kararın bozulması gerekmektedir.
Yukarıda birinci bentte yazılı nedenle davalılar ile davacılar Muharrem ve Fatma'ın temyiz itirazlarının reddine, davacı Mehmet yönünden mahkeme kararının BOZULMASINA, aşağıda yazılı harçların davacılardan Muharrem ve Fatma ile davalılardan alınmasına, davacılardan Mehmet K.'ın peşin harcının istek halinde iadesine 05.12.1994 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Trafik olayı nedeniyle davacıların ortak çocukları 1976 doğumlu Mehmet yaralanmıştır. Davacı Mehmet'in sol temur diafiz, sol radivs alt vs. kırığı+pelvis kırığı+künt karın travması sonucu hayati tehlike temlit ettiği ve 90 gün iş ve güçten kaldığı raporla saptanmıştır.
Mahkemece, davacı ana-babanın çocuklarının yaralanması nedeniyle dava konusu ettiği manevi tazminat istemi reddedilmiştir.
Manevi zarar sorunu, zararın boyutunun değerlendirilmesi ve giderilmesi yönünden her zaman özellik ve güçlüğü birlikte taşımıştır. İnsanın manevi varlığına yapılan saldırıların ortaya çıkardığı zararları ölçüye vurmaktaki olanaksızlık ve manevi kayıpların giderilmesinin kabul etmez niteliği güçlüğün başlıca nedenidir.
Medeni Yasanın 24. maddesinde düzenlenen ve Borçlar Yasasının 49. maddesiyle de vurgulanan esas kural uyarınca manevi tazminat istenebilmesi, kişisel hak ve yararların bozulması durumunda olasıdır. Kişisel yararların hangi hallerde bozulmuş sayılacağı yönünün saptanması büyük önem taşır. Kişilik hakları, kişinin kendi özgür ve bağımsız varlığının bütünlüğünü sağlar. Yaşam, beden ve ruh tamlığı yanında, aile değer bütünlüğü de kişisel varlıkların en önemlilerindendir. Aileyi oluşturan bireylerden birine karşı işlenen haksız bir eylemin manevi acısı, onun acısıyla aynı derecede, hatta onun duyacağı acıdan daha büyük olabilir.
Borçlar Yasasının 49. maddesine göre özel bir hüküm olarak öngörülen 47. maddesinde, manevi tazminat isteme hakkı, cismani zarara düçar olan kimseye ya da ölüm halinde ölenin ailesine düşer. Halen uygulanmakta olan görüş gereğince, beden zararına uğrayanın ailesinden bulunmak bir kimseye bu yolda bir hak sağlamaz. Haksız eylem (karı-koca, ana -baba ve çocuklarından) birine karşı işlenmiştir. Bunlardan yaralanma dışında kalan öbürleri bu haksız eyleme göre üçüncü kişi durumundadır. Onların az ya da çok bir üzüntü duyması karşısında manevi tazminata hükmedilmesine tazminat hukuk kuralları engeldir. Davacı kimseye karşı işlenmiş olan haksız eylem, aynı zamanda cismani tamamiyeti ihlal edilen kişinin yakınlarının da doğrudan doğruya zarara uğramalarına neden olmuşsa, o takdirde manevi tazminat istemeleri olasıdır. Örneğin, bir eşin beden bütünlüğünün ihlali sonucu, bu olayın etkisiyle diğer eşin asabi bir buhran, bir ruhi sarsıntı geçirir, bu yüzden hastalanır ve böylece ruh tamlığını geçici ya da sürekli olarak kaybederse kanıtlama koşuluyla bu kimsenin manevi zarar isteme hakkı kabul edilmiştir. Çünkü, Borçlar Kanununun 46. maddesindeki cismani zarar kavramına, ruhsal tamamiyetin bozulması, sinir bozukluğu veya hastalığı gibi halleri girmektedir (Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin 30.11.1976 tarih, 6958 esas, 10448 karar, 30.11.1976 tarih, 5877 esas, 6987 karar, 12.12.1977 tarih ve 1554 esas, 11814 karar, 25.5.1978 tarih ve 9470 esas, 6992 karar, Mustafa Reşit Karahasan; Sorumluluk ve Tazminat Hukuku Sh.1291)
Federal Mahkeme, sürekli olarak şuur kaybına uğramış bir bayan için manevi tazminatın saptanmasında, bakıma muhtaç olan ana babanın ve olayın özelliğine göre, yaralanan dışında dava açmamış olmalarına rağmen yakın hısımlarının da hesaba katılmasını öngörmüştür. Federal Mahkeme, böylece saldırıya uğrayan kişinin yakınlarına, bir manevi tazminat talebi öngörmeyen şimdiye kadar ki uygulamadan bir sapma olmaksızın, yakınlarının manevi acılarının Borçlar Kanununun 47. maddesinin açıkça manevi tazminatı öngördüğü ölüm olayına nazaran daha büyük olduğu bu gibi hallerde manevi tazminatı kabul etmiş bulunmaktadır (Federal Mahkemenin İçtihatları, 22 Nisan 1986, çeviren Prof. Dr. Ahmet Kılıçoğlu, Yargıtay Dergisi Temmuz 1991, sh.383)
Somut olayda trafik olayı nedeniyle çocuklarının yaralanması yüzünden yaşam ilişkileri alt üst olan, onunla birlikte ızdırap çeken, yaşamı kararan ana-babaya ruhsal acılarının giderilmesini kısmen de olsa tatmin amacını güden manevi ödence takdiri doğrudur. Çocuğunun ağır yaralanmasıyla sonuçlanan, bu yüzden sürekli ilgilenme ve bakımı gerektiren bu olayda davacıların şok olarak söylenen sarsılma, çarpılma, durumuna girmesi doğaldır. Böyle bir olguya dayanan yandan bunun kanıtlanmasının istenmesi yerine, bilinen objektif ölçüler içinde eylemin başka türlü algılanmasına olanak bulunmayan bir durum olarak kabulüyle, tersini ileri süren yana kanıtlama yükümlülüğü getirilmesi yaşam gerçeklerine daha uygun düşecektir. Bu durumda ister Borçlar Yasasının 47. maddesinin kısmen uygulanması suretiyle olsun, ister 49. maddesinin doğrudan doğruya uygulanması suretiyle olsun, ana-babanın duyduğu ve ileride duyacağı elem ve ızdırabını karşılayacak manevi ödenceye hükmedilmesi yöntem ve yasaya aykırılık oluşturmayacaktır.
Yukarıda yazılı nedenle çoğunluk görüşüne katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy