(2004 S. K. m. 67) (1086 S. K. m. 293) (818 S. K. m. 30)
Dava: Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekilleri Av. Süleyman D. ve Av. Yahya S. ile davalı vek. Av. Şirin B.'in gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak, hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalı şirketlerde ayrı ayrı % 10 hissesi bulunan ve yönetim kurulu üyesi olan müvekkilinin, 28.2.1990 tarihinde şirket ortaklığından ayrılarak 1.3.1990 tarihinde hissesini Hasan Yaşar B.'a devrettiğini, ayrılma ve hisse devri nedeniyle davalı şirket yetkililerinin müvekkiline ayrıldığı tarihe kadar geçen süredeki hizmetlerinin karşılığı olarak 80.000.000 TL ödemeyi taahhüt ettiklerini, ilk üç taksit ödendiği halde 5 taksit tutarı 50.000.000 TL'nin ödenmediğini, muaccel olan 30.000.000 TL'nin tahsili için yapılan ilamsız takibe davalıların itiraz ederek durdurduklarını, itirazın haksız olduğunu ileri sürerek, davalıların itirazlarının iptaline, % 40 icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiş, 12.9.1991 havale tarihli dilekçe ile de, davanın tahsil davası olarak görülmesini istemiştir.
Davalılar vekili cevabında; davaya esas 14.10.1990 tarihli protokolün, davalı şirketin hissedarları karı-koca üzerinde can kaybı tehlikesi yaratılarak yapılan ağır baskı, tehdit, dayak ve darp sonucu imzalatıldığını, irade bozukluğu nedeniyle sakat ve iptale tabi bulunduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece iddia, savunma ve toplanan delillere göre, taraflar arasında imzalanan anlaşmanın, tehdit ve baskı altında gerçekleştiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
B.K.'nun 30. maddesi gereğince, ikrahın geçerli olması için, ikrah olunan tarafın ya da yakınlarından birinin hayat veya şahıs veya namus mallarının ağır ve derhal vukubulacak bir tehlikeye maruz olduğuna kanaat getirilmesi gereklidir. İkrahın şartlarını ispat külfeti, sözleşme ile bağlı kalmak istemeyen tarafa ait olup, HUMK'nun 293/4. maddesi gereğince şahitle de ispat edilebilir. Davalıların, taraflar arasında düzenlenen 14.10.1990 tarihli belgenin ikrah sonunda imzalandığını kanıtlamak için gösterdiği tanıklar, mahkemece dinlenmiştir. Tanıklardan Birgül B. sözleşmenin imzalanması için şirket temsilcisine tehdit yapıldığına şahit olmadığını, ancak davacının kendisine bacaklarını kırarım diye tehditte bulunduğunu, tanık Ruhi P., sözleşmenin hazırlanması ile ilgili görüşler konusunda bilgisi olmadığını, tanık Birgül'ün anne ve babası yurtdışında iken davacı tarafından tehdit edildiğini bildirdiğini, Melek B.'ın da tehdit edildiğini ve dövüldüğünü anlattığını tanık İstemi H. ise, davacının şirketten ayrıldıktan sonra davalı şirketlerin yönetim kurulu başkanı Melek B.'ın davacının kendisini dövdüğünü söylediğini diğer tanık Melek B. davacının sözleşmenin imzalanmasından önce, 1990 yılı temmuz ayında kendisini dövdüğünü, 1991 yılı ocak ve şubat ayında tekrar dövüldüğünü ifade etmişlerdir. Tanıkların bu beyanları, BK'nun 30. maddesinin öngördüğü şart ve unsurlar karşısında ikrahın varlığı için yeterli değildir. Mahkemenin aksi düşüncelerle sözleşmenin ikrah etkisi altında imzalandığını kabul etmesi, anılan yasa hükmüne aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, hükmün davacı yararına BOZULMASINA, vekilleri duruşmaya gelen davacı yararına takdir olunan 750.000 TL duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınıp, davacıya verilmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 08.11.1994 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy