(2004 S. K. m. 67)
Dava: Davacı vekili, davalının muhtelif vadeli bonolardan kaynaklanan borçlarından dolayı İstanbul 3. İcra Müdürlüğünün 19 ayrı dosyasında toplam 3.146.831.594.-TL.'nın tahsili için iflas yoluyla takip yaptıklarını, davalının yapılan takiplere itiraz ettiğini belirterek, itirazın iptali ile 3.146.831.594.-TL.'nın faiz, masraf ve vekalet ücreti ile birlikte depo edilmesini, borcun ödenmemesi halinde iflasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Birleştirilen aynı mahkemenin 1992/582 Esas, 1993/798 Karar sayılı dosyasında ise, davalı aleyhine İstanbul 3. İcra Müdürlüğünün 1992/1976-2619 sayılı, İstanbul 4. İcra Müdürlüğünün 1992/3248-4690 ve 6859 sayılı dosyaları ile toplam 3.520.087.500.-TL.'nın tahsili için iflas yoluyla yapılan takiplere de itiraz edildiğini bildirerek, itirazın iptali ile bu miktarın faiz, masraf ve avukatlık ücreti ile depo edilmesine, borç ödenmediği takdirde iflasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, takiplere konu senetlerle ilgili olarak borç sözleşmesinin 9.1.1987 tarihinde aktedildiğini, bu sözleşmenin ekini teşkil eden listelerde yazılı senetlerin büyük kısmının ödendiğini, geriye kalan senetlerin ise takip ve dava konusu edildiğini, sözleşmenin 1. maddesinde açıklandığı üzere, davacının verdiği borç para karşılığında müvekkiline ait Çiftehavuzlar'daki 103 pafta, 1150 ada, 98 parselde kayıtlı taşınmazın 1,2,3,4,5 ve 6 nolu bağımsız bölümlerinin davacı lehine ferağ edildiğini, tapuda bu durumun görüleceğini, bir kısım senetler ödenince davalının bu taşınmazlardan 3 adet bağımsız bölümü 3. kişilere sattığını, davacının da ferağ verdiğini, davacının elinde halen teminat olarak 3 daire bulunduğunu, bu dairelerin bugünkü değerinin 10 Milyarı aştığını, ayrıcı 10 adet dükkanın da davacıya ek teminat olarak tapusunun verildiğini, verilen dairelerin değerlerinin bilirkişi aracılığıyla tespit ettirilerek hesaplanacak alacaktan mahsup edilmesini, borçlarından arta kalan alacaklarını talep etme haklarının saklı tutulmasını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davacı vekilinin davalı tarafça ibraz edilen sözleşmeye son bir kaç celseye gelinceye kadar itiraz etmediği, sonradan yaptıkları bu yöne ilişkin itirazlarına ise davalı vekilinin karşı çıktığını, davacı vekilinin son celsede sözleşmenin ve eklerinin ne aslının ne de örneğinin kendilerinde bulunmadığını beyanla, davalının sunduğu senet listesi dışında başka senet olduğu yolunda davalı tarafa yemin de verdiremeyeceğini bildirerek zaptı imzaladığını, bu durumda icra dosyalarında takibe konan senetlerin taraflar arasındaki sözleşme eki senet listesinde yazılı senetler olduğunun kuşkusuz bulunduğu, bu listelere itibar edilmesi gerektiğini, anılan bilirkişi raporları ile teminat olarak davacıya verilen taşınmazların değerlerinin davada konu senet bedelleri tutarlarından çok daha fazla olduğunun belirlendiği, bu nedenle davalının takiplere vaki itirazlarının yerinde olduğu gerekçeleri ile asıl ve birleştirilen davaların reddine karar verilmiştir, verilen bu karar davacı vekilinin temyizi üzerine, Dairemizin 5.5.1995 tarihli kararı ile onanmıştır.
Bu onama kararımız üzerine davacı vekilinin karar düzeltme talebi ile yeniden yapılan incelemede;
Karar: 1-Davalı tarafca dosyaya fotokopisi ibraz edilen ve taraflarca imzalanmış olan 9.1.1987 tarihli sözleşmenin ve eki olarak ibraz edilen listelerin asılları dosyada bulunmamaktadır. Halbuki anılan sözleşmenin 6. maddesinde iş bu sözleşmenin ve eki senet listelerinin 2 nüsha olarak tanzim ve imza edildiği yazılıdır. Davacı vekilince, sözleşme ve eki senet listelerine itiraz asıllarının ibrazı gerektiği, sahtelikleri savunulmuş bulunulmasına göre, mahkemece davalı tarafa sözleşme ve eki listelerinin asıllarının dosyaya ibrazının sağlanması ve ihtilafın bundan sonra halli gerekirken, yazılı düşüncelerle hüküm kurulması isabetsizdir.
Davacı vekilinin 23.11.1993 tarihli celsedeki beyanı ve aynı celsedeki bu beyanı takip eden davalı vekilinin açıklamalarından, keza davacı vekillerinin verdiği aynı günlü dilekçelerinden sözleşmedeki davacıya ait imzanın kabul edilmemiş olduğu, mahkemece bu durumda davalının ibraz ettiği fotokopiler ile yetinildiği anlaşılmaktadır.
2-Mahkemece, davacı alacağının belirlenmesi ve depo kararına esas alacağın tespiti bakımından alınan 7.9.1993 havale tarihli bilirkişi raporunda, davacı tarafın senetleri vadelerinde ödenmek üzere davalı borçluya ibraz etmediği gibi, ihtarnamede keşide etmediği, bu nedenle davalı temerrüdünün icra takip tarihinden başlayacağı yönündeki kabul ve hesaplama da hatalı olduğu gibi, 4.7.1994 tarihli ek bilirkişi raporunda davacının her iki davası için depoya esas alacağı toplam miktarın 4.477.704.777.-TL. olduğu yolundaki bildirimlerinde de herhangi bir açıklık bulunmamaktadır. Mahkemece, davacının alacağının tespiti ve depo kararına esas miktarın belirlenmesi için senetlerin vade tarihlerinde temerrüdün oluştuğu gözetilerek, uzman bilirkişi kurulundan rapor alınıp değerlendirme yapılması gerekirken, eksik ve açıklık taşımayan bilirkişi raporlarının kabulü ile sonuca gidilmesi de doğru bulunmamıştır.
Kararın bu gerekçelerle bozulması gerekirken onandığı anlaşılmakla, davacı vekilinin H.U.M.K.'nun 440. maddesine uygun bulunan karar düzeltme isteminin kabulü ile onama kararının kaldırılarak kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin karar düzeltme istemlerinin kabulüne, Dairemizin 5.5.1995 tarih, 1995/3009 Esas, 1995/4147 sayılı onama kararının kaldırılmasına ve hükmün davacı yararına BOZULMASINA, evvelce alınan onama harcı ile peşin harcın istek halinde iadesine, 29.11.1995 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy