(2004 S. K. m. 184, 221, 228) (3226 S. K. m. 22, 24, 19)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili ile davalı şirket hakkında düzenlenen 15.11.1990 tarihli finansal kiralama sözleşmesi uyarınca çeşitli tipte dört adet makinanın davalıya verildiğini, kira bedelini ödemeyen davalının iflas ettiğini, iflas idaresinin malları davacıya vermediğini ve bu yöndeki talebi reddettiğini ileri sürerek finansal kiralama sözleşmesinin feshedildiğinin tespiti ile makinaların davacıya teslimine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı iflas idaresi cevabında, İİK.nun 184.maddesi uyarınca iflas açıldığı zaman müflisin bütün haczi kabil mallarının masaya gireceğini, makinaların tesliminin istenemeyeceğini, davacının bu yöndeki talebinin ikinci alacaklılar toplantısında reddedildiğini ve bu karara karşı istihkak davası açılmadığından bu davanın dinlenemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve toplanan delillere göre taraflar arasındaki sözleşmenin Finansal Kiralama Kanununun 22. maddesi uyarınca kendiliğinden sona erdiği, davacı şirketin finansal kiralama konusu malın iadesini aynı yasanın 24. maddesi uyarınca talep edebileceği gerekçesiyle finansal kiralama sözleşmesinin feshedildiği hususunun tespitine, finansal kiralama konusu malların davacıya teslimine karar verilmiş, hüküm davalı iflas idaresi tarafından temyiz edilmiştir.
Finansal Kiralama Kanununun 19. maddesine göre "kiracının iflası halinde, iflas memuru, İcra ve İflas Kanununun 221. maddesinin birinci fıkrası hükmüne göre büro teşkilinden önce finansal kiralama konusu malların tefrikine karar verir. İflas memurunun bu kararına karşı yedi gün içinde itiraz edilebilir." Kiracının iflası halinde finansal kiralama konusu malın akibetini düzenleyen bu maddede malın iflas memuru tarafından tefrik edilmesi kararına karşı gidilebilecek yol belirtilmiş, malın tefrikine karar verilmemesi halinde hangi yola başvurulacağı konusunda bir düzenleme yapılmamıştır. Finansal kiralama konusu malın mülkiyeti kiralayan ( leasing veren ) da kaldığından ve bu konuda özel bir düzenleme bulunmadığından malın iflas memurunca tefrikine karar verilmemesi halinde, malın masadan ayrılması talebinin İİK.nun 228.maddesinde düzenlenen istihkak prosedürü dışında düşünülmesi mümkün değildir. Bununda yöntemi İİK.nun anılan maddesinde belirtilmiştir. Kiralayanın ( leasing veren ) iflas masasından malın tefrikini talep etmesi ve iflas idaresince bu talebin reddedilmesi veya reddedilmeyip bu talebin ikinci alacaklılar toplantısında reddedilmesi halinde kiralayana istihkak davası açması için yedi günlük bir süre verilmesi gerekir.
Yapılacak tebligatta istihkak davası açılması için yedi gün süre tayin edildiğinin belirtilmesi zorunludur. ( İİK.nun mad.228/2 ) Bu nedenle mülkiyete dayalı iflasta istihkak davasında dava açma süresi mülkiyete dayalı istihkak iddiası sıra cetvelinde yer almayacağından, sıra cetveli ve ret kararının ilan tarihinden değil, anılan yasa hükmüne uygun yapılan tebliğ tarihinde başlar. Her ne kadar İstanbul 4.İcra Tetkik Mercii Hakimliğinin 22.5.1992 tarihli, 1992/701 Esas, 1992/711 Karar sayılı kararında davanın süresinde açılmadığı kabul edilmişse de, istihkak talebinin reddedildiği ve yedi gün içinde dava açılması gerektiği bildirilmeden mülkiyete dayalı istihkak davası açılması için öngörülen dava açma süresi başlamayacağından ve dosyada usulüne uygun tebligat yapıldığına dair belge bulunmadığından davanın süresinde açıldığının kabulü gerekir ve daha önce verilen ve kesinleşen İcra Tetkik Merciinin anılan kararı kesin hüküm olarak kabul edilemez.
Ancak, İİK.nun 228.maddesinde açıkça iflasta istihkak davasının İcra Tetkik Merciinde açılması gerektiği belirtildiğinden davanın genel mahkemede değil, Tetkik Merciinde açılması gerekir. Mahkemece görev yönü düşünülmeksizin işin esasının incelenerek hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine 12.7.1995 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI :
Ekonominin durgunluk dönemlerinde bir yandan üretilen üretim mallarına pazar bulma, üretim malına gereksinim duyan ve fakat yatırım sermayesi kısıtlı işletmeciye bunu finanse olanağını, diğer yandan para sermayesi mevcut finans kurumuna da kapitalini paranın kiralanmasından "kredi verilmesinden" daha fazla getiri sağlayacak biçimde kullanılmasını sağlayıp, bu suretle ekonomiyi hareketlendirmesi beklenen leasing müessesesi, bu üç ekonomi ünitesinin çıkarlarını bağdaşlaştırmayı amaçlar.
Olayımızla ilgisi göz önüne alındığında, bu üç ekonomi ünitesinden finans kurumu üzerine durmak gerekecektir. Bazı ülke uygulamalarında görüldüğü gibi, para sermayesi genellikle küçük tasarrufların birikiminden oluşan finans kurumu sermayesini yatırıma yönlendirirken, bu sermayenin yatırıldığı zamandaki değeri ile geri dönmesini sağlamayı amaçlayacaktır. Bunun için de doğrudan kredi vermek yerine leasing sözleşmesi yapmayı tercih edecektir. Böylece işletmesine yeni yatırım yapmayı veya mevcut yatırımını yenilemeyi ve genişletmeyi amaçlayan işletmeci, istediği yatırım malını üreten firma ile kuracağı temas sonucu satım şartlarını saptayacak finans kurumuna bu malı temin ile kendisine kiralamasını önerecek kurumda anılan yatırım malını işletmecinin deneyimi, pazardaki yerini vesaireyi inceleyip üretime geçildiğinde getireceği getirisini araştırıp, belli bir dönemde yatırılan para sermayenin aynen dönüşünü sağlayacak biçimde taksitlendirmeyi hesap ile yatırım malını üretici firmadan satın almak veya başka suretle temin borcunu yüklenerek işletme ile bir leasing sözleşmesi yapacaktır. Kurum, verdiği para sermayenin de aynen dönüşünü sağlamak için leasing ödemelerini saptarken, leasingli nesnenin finansmanı için kullanılan kapitalin iadesi+bu kapitalin faizi+kurumun bu işlem için yaptığı giderler+ kurumun bu kapitalin kullanılmasından beklediği kar unsurlarını göz önünde tutarak taksitlendirme yoluna gidecektir. Görüldüğü gibi, getiri, para sermayenin kredi olarak verilmesinin getireceğinden fazla olacaktır. Ancak, bu yatırımın aynen dönmesini sağlayacak bir garantinin daha alınması gerekecektir. Zira, anılan bu kurumlar ellerindeki para sermayeyi bu şekilde yatırıma dönüştürdüklerinden, aynen dönmemesi halinde kurumun öz kaynağı tükenecek, en azından aşınacaktır. Bunun sonucu olarak da ekonomiyi bu müessese kanalı ile canlandırması düşünülen leasing sistemi çalışamaz hale gelecektir. İşte bu nedenle anılan finans kurumları para sermayeyi doğrudan kredi olarak vermek yerine, bu sermayeyi aynileştirerek üretim malını işletmeciye sağlayıp, üretici işletmecinin özellikle o üretken maldan sağladığı gelirden ödeyeceği taksitlerle koyduğu sermayenin o zamanki değeri ile para sermaye olarak geri dönmesini amaçlar. Kurum, kapitali aynileştirmek suretiyle üretim malının mülkiyeti kendisinde kaldığı içinki, bu teminat amaçlı mülkiyettir-sözleşmenin garantisini de sağlamış olacaktır. Mülkiyet hakkının kurumda kalmasının nedenlerinden biri de, üretim malının elden çıkmasının önlenmesi, böylece o malın üretiminden elde edilen gelirlerle taksitleri ödeme olanağının sağlanmasıdır. Bu nedenledir ki, FKK'nın 4. maddesinde sözleşmeye konu üretim malının-leasingli nesnenin-zilyetli işletmeciye bırakılmasından, yine 9. maddesinde mülkiyetinin finansman kurumuna ait olacağından bahsedilmiştir. O kadar ki, yasada leasing sözleşmesinin düzenlenme şeklinde noterlikçe yapılacağı ve taşınır mala dair sözleşmenin özel sicile, taşınmaz mala ilişkin sözleşmenin tapu kütüğünün beyanlar hanesine şerh edileceği öngörülmüş ve tescil ve şerhten sonra üçüncü kişilerin o mal üzerinde ayni hak iktisap etmelerinin kiralayana karşı ileri sürülemeyeceğini belirterek, Medeni Kanunun 901. maddesine göre, zilyetliğin mülkiyete karine olmasından yararlanan üçüncü kişilerin iyiniyeti bertaraf edilmiştir. Diğer yandan, FKK'nın 15. maddesi, kullananın leasing sözleşmesinin doğurduğu kullanma hakkını bir başkasına devrini önlemek suretiyle bu ilişkinin, kiracının niteliği açısından finans kurumu için taşıdığı kişiselliğini açık bir biçimde ifade etmiştir. Gerçekten öyledir ki, finans kurumu ayni sermayeye dönüştürdüğü nakit sermayesini kullanan için tahsise karar verirken, onun iş deneyimini, pazar durumunu vesaireyi araştırıp taksitlendirmelerini ona göre belirlemiştir.
Nihayet sözleşme bitiminde, kullanana kullanımı terk edilen leasingli nesne; sözleşmede kullanılan tarafından satın alınma opsiyonu yok ise, kiralayan finans kurumuna dönecektir. Kurum, onu adi bir kira ile verip, yine gelir sağlayacak ya da satıp yine paraya çevirecek ve kurumun nakit havuzu idame olunacaktır. Bu sistemin bu mekanizma içinde işlemesi ile ekonominin canlanması, yine bu sistem sayesinde hızlı teknoloji değişimi karşısında yatırım mallarını sık sık değiştirmek zorunda olan işletmecinin bu ihtiyaç duyduğu yatırım malını işletme dışı fonlardan karşılamak suretiyle karını sağlaması, ondan elde edilen artı değer o nesnenin sağladığı kazanç ile taksitlendirmelerini finanse etmesi mümkün olacaktır. Şu halde, leasing sözleşmesinin bu ekonomik amacı göz önüne alındığında, işletmelerin ihtiyaç duyduğu yatırım malının işletme dışı fonlardan finansmanı ve kurumun sağladığı bu kredinin ayni bir teminatla güvence altına alınması gibi iki ana unsurun varlığı görülmektedir. Klasik anlamda verilen krediler için alınan rehin ve ipoteklerin beraberinde göterdiği sorunlar ve zaman tüketimi, böylece yerine daha kolay bir sistemin ikamesini zorunlu kılmış ve bu sistemle güvence olarak leasingli nesnenin mülkiyetinin kiralayan kurumda kalması esası benimsenmiş, üçüncü kişilerin ayni hak kazanmaları halinde onların iyiniyet savunmasını bertaraf edecek önlemler de-sicile kayıt vesair ile alınmıştır. Giderek yasa koyucu 19. maddesinde İİK'nun sisteminden ayrılarak kiracının iflası halinde, iflas memurunun büro teşkilinden önce finansal kiralama konusu malın tefrikine karar vermesini emretmiştir. Bu hükmün gereği leasingli nesne müflisin aktifine girmeyecek, aksine aktifin dışında bırakılacaktır. Bu aktiften dışarda bırakma işlemi, hacze girişilirken icra memurunun haczi gerçekleştirmesini, mal üzerinde istihkak iddia eden var ise haczi uygulamakla beraber, ihtihkak prosedürünü izlemesini emreden İİK'nun getirdiği yöntemin tersi olup istihkakta borçlu elinde haczedilen mal için istihkak iddiacısı dava açacağı halde anılan yasanın 19.maddesi düzenlenmesinde memurun vermek zorunda olduğu aktiften çıkarma kararına karşı, mal sahibi görünen-sicilde-kişi yani finans kurumu değil, alacaklılar şikayet edeceklerdir. Böylece haciz işleminde, mal borçlu elinde ve dolayısıyla bunun mülkiyetine karine olduğu için aktif olmak zorunda olan istihkak iddiacısı buradaki işlemde pasif duruma getirilmiş karara karşı alacaklılara şikayet yolu açılmıştır. Memurun vermeye zorunlu olduğu bu kararı, buna rağmen vermemesi ve netice olarak malı masanın aktifine dahil etmesi halinde çözüm nasıl alacaktır.
Sayın çoğunluk, FKK'nın 15. maddesi uyarınca tefrikine karar verilmemesi halinde yasada izlenecek bir yol gösterilmemesi nedeniyle İİK'nun 228. maddesine dayanılarak istihkak talebi ile malın masadan ayrılmasının mümkün olacağı sonucuna ulaşmıştır. Oysa memurun, anılan 19. maddenin emredici kuralına uymaması halinde izlenecek yolun gösterilmemesi, İİK'nun 228. maddesindeki istihkak prosedürünün uygulanmasını gerektirmez. Anılan madde İİK'daki istihkak prosedürünün başlangıcına ters bir yön getirerek, diğer bir deyişle, memurun leasingli nesnenin masaya kaydını doğal görüp, İİK'nun 228. maddesine atıf yerine, bu prosedürü bertaraf etmiştir. Okadar ki, sicile kayıt nedeni ile üçüncü kişilerin ayni hak iktisaplarında iyiniyet kurallarını dahi bertaraf eden yasa koyucu, alacaklılar kadar borçluyu da temsil eden masanın leasingli malın mülkiyetinin kuruma aidiyetinin tam bilgisinde olduğunu farz ile aktiften tefrikini, buna ancak alacaklıların şikayet hakkını düzenlemiştir. Diğer bir ifadeyle, özel siciline kayıtlı leasing sözleşmesi ile o nesneyi iade borcu olan borçlunun iflas masasının bu malı İİK'daki istihkak prosedürü içinde düşünerek sonuç olarak borçlunun malı gibi masanın aktifine sokmasının düşünülemeyeceğini farz eden yasa koyucu, aksi hali düzenleme gereğini duymamıştır.
Aksi görüşün kabulü, leasingli nesnenin maliki kurumu, yasanın bu nesneyi güvenceye alan 8 ve 9. maddelerine rağmen ve yararına 19. maddede bir düzenleme olduğu halde, şu veya bu şekilde bu kurala uymayan memurun eylemi sonucu kullanımı hak düşürücü süreye bağlı İİK'daki istihkak davasını açmaya zorlayacak, sürenin geçirilmesi halinde ve rehin ipotek güvencesi yerine seçtiği leasing sözleşmesinin, leasing müessesesinin sağladığı teminat amaçlı mülkiyetine sahip olduğu nesneden onu mahrum kılacak, böylece müessesesinin işlemesi engellenecek ondan beklenen ekonomik amaç gerçekleşemeyecektir.
O halde yasanın amacı ve anılan maddeleri hükümleri karşısında, memurun 19. maddeye aykırı işlemi halinde yasanın açık hükmüne aykırı işlem olduğundan, şikayet hakkının süreye bağlı olmaksızın kullanılması, merciice olumsuz karar verilmesi durumunda temyiz halinde olayımızda olduğu gibi Yüksek 12. Hukuk Dairesinin temyizi kabil kararlar cümlesinden saymayarak istemin reddi durumunda çözüm yolu adi istihkak davasıdır ki, davacı da bu yolu seçmiş, mahkemece her ne kadar olayı istihkak prosedürü içinde inceleyen ancak yazılı gerekçe ile süre geçmediğinden talebi yerinde gören ve fakat hem istihkak prosedürü içinde inceleyip, hem merci yerine mahkemece karar verilmesini bu prosedür içinde nasıl bağdaştırdığını açıklamayan bilirkişi raporuna göre talep yerinde bulunmuş ve davanın kabulüne karar verilmiş olmakla, sonucu itibariyle doğru olan mahkeme kararının yukarıda açıklanan gerekçelerle onanması görüşündeyim.
Full & Egal Universal Law Academy