(3065 S. K. m. 8) (2004 S. K. m. 67)
Dava: Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili Av. R.U. ile davalı vekili Av. Ö.Ş.'nin gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili; müvekkili şirketin davalı Bankaya 8.400.000.000 TL bedelle taşınmaz sattığını, tapuda ferağ işleminin yapılmasından sonra faturanın tebliğ edildiğini, satış bedeline % 12 KDV tutarı olan 1.008.000.000 TL'nin de eklenerek 9.408.000.000 TL'nin ödenmesi talep edildiği halde, davalının KDV bedelini ödemediği gibi faizi ile birlikte 1.034.843.176 TL için yapılan icra takibine de,"KDV'nin malın satış bedeline dahil bulunduğundan" bahisle itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptali ile % 40 tazminatın tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; yapılan görüşmeler sonunda, taşınmazın, KDV'nin satış bedeline dahil olmak üzere 8.400.000.000 TL bedel karşılığı satın alındığından ve KDV mükellefinin de davacı olduğundan bahisle davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; asıl ve ek bilirkişi raporları, tüm dosya kapsamı ve 3065 sayılı Yasanın ilgili maddelerine göre, KDV'nin asıl yüklenicisinin malı teslim alan kişi olup, KDV'nin mal bedeline dahil bulunmasının istisna teşkil ettiği ve bu durumun Maliye Bakanlığınca tesbit edildiği gerekçesiyle davanın asıl alacak yönünden aynen kabulüne,18 günlük faiz tutarı 24.192.000 TL ile birlikte, takibin 1.032.292.000 TL üzerinden devamına,% 40 tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve özellikle, oluşa uygun bulunan bilirkişi raporuna göre hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, 25.1.1996 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Uyuşmazlığın çözümü, taraflar arasındaki taşınmaz satışı sözleşmesinin yorumuna bağlıdır. Bir sözleşmenin yorum yolu ile şekil ve koşullarının belirlenmesinde iki tarafın gerçek ve müşterek amaçlarının aranması BK.nun 18/1. maddesi hükmü icabıdır.
Satışın, vergiler taraflara ait olmak üzere 8.400.000.000 TL bedelle yapıldığı tartışmasız olduğu gibi bu husus davacı tarafından davalı alıcı bankaya yapılan 7.9.1993 tarihli yazıda belirtilmiştir. Tapudaki resmi akitin de 20.9.1993 tarihinde bu yazıdaki koşullara göre oluşturulduğu görülmektedir. Yine davacı 20.9.1993 tarihli yazı ile tapuda gayrimenkulün bedeli olarak gösterilen 8.400.000.000 TL'nin davacı satıcıya ait bulunan % 4 tapu ve tahsis harcı bedeli olan 337.025.000 TL'lık bölümünün adına yatırılmasını, bakiye olan 8.062.975.000 TL'lik bölümünün de davalı banka şubesi nezdindeki mevduat hesabına yatırılmasını davalı bankadan istemektedir. Davacı satıcı KDV'yi içeren faturayı ise 22.9.1993 tarihinde ve daha sonra düzenlemiştir. Bütün bu olguların tarafların sözleşmeyi yapmaları sırasındaki amaçlarının belirlenmesinde gözetilmesi gerekir.
Her ne kadar KDV'nin gerçek sorumlusu alıcı ise de; bu durum sonuca etkili değildir. Zira alıcının sorumlu olduğu KDV'nin, KDV'yi tahsile yetkili merci'e yatırılması ve alıcıdan bunun tahsili satıcının yükümlülüğünde olduğundan yatırılmayan KDV'nin idarece alıcıdan tahsili söz konusu değildir. Bu nedenledir ki KDV'nin satış bedeline dahil olduğu ve ödenen bedelin KDV'yi içerdiği yaygın bir uygulama ile yerleşmiş ve yerleşen bu uygulamaya göre de yaygın bir kanaat oluşmuştur. Bu itibarla satış bedelinden ayrı olarak talep edileceğini alıcıya bildirmiş olmayan ve satış bedeli ile birlikte yukarıda belirtilen yazı ile de istemiş bulunmayan davacının, KDV'nin resmi akdin yapılmasında ve bedelin de ayrıca istenip alınmasından sonra düzenlediği faturaya dayalı olarak istemesi mümkün değildir. Ayrıca vergilerin taraflara ait olacağını 7.9.1993 tarihli yazı ile bildiren satıcı davacının, bilahare satış bedeli olduğunu ileri sürdüğü 8.400.000.000 TL'ye dahil olarak kendisine ait olan tapu vergisini de göstermek suretiyle istekte bulunmuş olması 8.400.000.000 TL'nin KDV dahil bütün vergileri içerir bir satış bedeli olduğunu gösterir. Bütün bunlar ise 8.400.000.000 TL'nin tapu harçlarından davacıya ait olan bölümünü ve davacının davalıda tahsil edip merciine yatırması gereken KDV'yi içerir bir bedel olduğunu ve tarafların da sözleşmeyi bu koşullara göre oluşturduklarını açıkça göstermekte iken, sözleşmenin yorumunu hakime mevdu bir görev olduğu ve bu konuda bilirkişi düşüncesini bağlayıcı olmayacağı kuralı gözden kaçırılarak KDV'nin yasal asıl sorumlusunun alıcı olduğu gibi yetersiz ve sonuca etkili bulunmayan gerekçeye dayalı olan bilirkişi düşüncesini benimseyen mahkeme kararının bozulması gerekmekle sayın çoğunluğun onama görüşüne katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy