(818 S. K. m. 46, 83) (1086 S. K. m. 74)
Dava: 1-Davalı T.... Sigorta A.Ş. vekili, temyize cevap dilekçesi ile kararı temyiz etmiş ise de dilekçesi temyiz defterine kaydedilmediği gibi harcı da yatırılmadığından, anılan Şirketin temyiz isteminin reddi gerekmiştir.
2-Dosyadaki yazılara,kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle, Alman plakalı olan ve Almanya'ya götürülerek yabancı para sarfıyla tamir ettirilen araçtaki zararın olay tarihindeki kur değerine göre tazminine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda birinci bendde açıklanan nedenle davalı T.... Sigorta A.Ş.'nin temyiz isteminin reddine, ikinci bendde açıklanan nedenle davacı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, 22.12.1995 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacı vekili, Alman uyruklu müvekkili davacıya ait ve Alman plakalı olan araca, davalı Mehmet .... 'un maliki, davalı Halit .... 'ın sürücüsü olduğu ve davalı Sigorta şirketine de sigortalı olan aracın çarptığını, hasarın Almanya'da yapılan tamir ile giderildiğini belirtip; zarar karşılığı 9636 DM., % 15 KDV karşılığı 1445 DM., ki toplam 11.081 DM.'ın karşılığı olarak 206.099.134.-TL.'nın (sigorta şirketinin sorumluluğu poliçe teminatı ile sınırlı olmak üzere) davalılardan faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmektedir.
Mahkemece 11.081 DM.'ın olay tarihindeki kur değeri karşılığı 70.707.000.-TL.'nın dava tarihinden itibaren yasal faizi ile, (sigorta şirketi poliçedeki limitle sınırlı olmak üzere) davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Tazmin, borçlu tarafından yapılmalı ve zarar görenin mal varlığındaki eksilmenin giderilmesi amacı güdülmelidir. Tazmin; zarar verici olayın gerçekleşmesinden önceki durumun geri getirilmesi suretiyle aynen tazmin veya zarar verici olay gerçekleşmese idi, zarara uğrayanın mal varlığının değeri ne olacak idi ise, mal varlığını o değere yükseltecek bir paranın verilmesi şeklinde nakden tazmin olmak üzere iki türlüdür (Bkz. Prof. K.Tunçomağ Türk Borçlar Hukuku C-1 Sh.479). Böylece mal varlığı aynen tazminde hem muhteva hem de değer itibariyle; nakden tazminde ise sadece değeri bakımından eski (zarardan önceki) haline getirilmiş olur (Bkz. Prof. S.S.Tekinay, Tekinay Borçlar Hukuku C-1, Sh.782).
Burada, zararın hangi tarihteki iktisadi kıymetler esas alınarak tazmin edileceği hususunun tespiti gerekecektir. Bu konuyu Von Tuhr, "hakim tazminatı tayin etmek için, mesela zararın çoğalması ve bu çoğalmanın durması gibi davanın açılmasından sonra meydana gelen vakıalar dahi dahil olmak üzere hüküm sırasında mevcut olan bütün vakıaları tetkikle mükelleftir. -Von Tuhr, Cevat Edege Çevirisi Borçlar Hukuku, I. Sh.118"; Prof. İ.Postacıoğlu "hak sahibi için, aynen tazmin istemek bir hak olduğuna nazaran, hüküm tarihinde aynen tazmine muadil bir durumun husule getirilebilmesi ve hak sahibinin aradaki fiyat temevvüçlerinden müteessir olmaması için hüküm, daha doğrusu keşif tarihindeki kıymeti gözönünde tutmak ve tazminata ona göre hükmetmek lazım gelir.- Prof. İ.Postacıoğlu'nun 1955 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesince Fransızca olarak yayınlanan Annales isimli eseri"; Prof. H.Tandoğan "zararın miktarı, mutazarrının mamelekinin hangi andaki vaziyeti nazara alınarak tayin edilecektir. Zarar verici hadisenin vukua geldiği zaman mı, zararın tayininde esas ittihaz olunacaktır. Zarar verici hadisenin vukuu anındaki zararın sonradan artması -veya azalması- mümkündür. Bundan başka zamanımızda eşya kıymetleri kısa bir zaman içinde mühim tenezzüller göstermektedir. Bu itibarla, hakimin usul hukukunun müsaade ettiği nisbette hüküm anında sabit vakıalara göre, mamelekin o anda arzettiği eksilmeyi nazara alması uygun olur. Zaten zararın tayininde hükmün suduru anının esas teşkil ettiği, B.K. md.46 F.II'de cismani zararın tayini dolayısı ile sarahaten de ifade olunmuştur. Bu esası diğer zarar hallerine de teşmil etmek isabetli olur -Prof. H.Tandoğan, Türk Mesuliyet Hukuku Sh.264 ve 265"; Prof K.Tunçomağ " Bugün baskın görüş, zarar miktarını tayinde hüküm anının esas alınmasını; yani bu andaki olaylara göre zararın saptanmasını uygun görmektedir. Zaten cismani zararı düzenlemiş bulunan B.K. md.46/II'de açıkça belirtilmiş olan bu esasın diğer hallere de uygulanmasına engel bir durum yoktur- Prof. K.Tunçomağ, Türk Borçlar Hukuku Sh.459-460"; Prof. Feyzioğlu "kural, tazminatın zarar miktarını aşmamasıdır. Zararın para ile ifade edilecek ekonomik değerinin bilinmesinde bu nedenle de ihtiyaç vardır. Bu değerin tayininde 1-zararın doğduğu tarih, 2-tazminat davasının açıldığı tarih, 3-hükmün verildiği tarih olmak üzere değişik tarihler esas alınabilir. Buna göre de zararın miktarı değişik değerler taşıyabilir. Bedensel zararlarda; iyileşmenin erken veya geç oluşu, zarara uğrayan şeyin değerinin artması ya da düşmesi, bu değer değişikliklerine neden olarak gösterilebilir... doktrindeki baskın görüş, hüküm tarihindeki zarar değerinin tazminat hesabında dikkate alınması şeklindedir. Gerçekten de, B.K. md.46/II'de hükmün verildiği tarihteki cismani zarardan söz edilmektedir.
Bu prensip diğer maddi zararlarda da usul hükümleri elverdiği ölçüde, örnekleme yolu ile uygulanabilir. Prof.Feyzioğlu, Borçlar Hukuku, Genel Hükümler I, 1976, Sh.559-566"; Prof. S.S.Tekinay "Doktrin, mümkün olduğu kadar hüküm tarihinin veya hüküm tarihine yakın bir bilirkişi incelemesinin yapıldığı tarihin esas alınmasını salık veriyor. Gerçekten zararın, yıllarca önceki iktisadi değerlere göre hesaplanması, hükmedilecek tazminatı yetersiz bırakabilir. Zira hasara uğrayan veya telef olan bir malın yeri, çok defa böyle bir tazminatla doldurulamaz. Mamafih eşya değerleri arada yükselmiş ve hüküm tarihinde düşmüşse, zarar, hasara uğrayan malın en yüksek değerine ulaştığı tarihe göre hesaplanmalıdır. Çünkü o tarihte malik, malını paraya çevirebilir ve bu yükselişten faydalanabilirdi. -Prof. S.S.Tekinay, Tekinay Borçlar Hukuku 5.Baskı, C-1, Sh.813" şeklinde açıklamışlardır. Görülen odur ki, doktrinde ortak nokta, nakden tazmin, aynen tazminin sağladığını, imkanlar nisbetinde sağlayacak sonuçları ortaya koyacak şekilde yapılmalıdır. Zararın döviz sarfı sureti ile giderilmesini gerektiren durumlarda sarfolunan dövizi yerine koyabilecek karşılığının verilmesi, yukarıdaki fikirlerin ortaya koyduğu bir çözüm tarzı olmaktadır. Döviz sarfı sureti ile zararın giderilebileceği bir hal ile kişinin menkul niteliğinde olan altın malına ya da doğrudan dövizine (yabancı para.. tıpkı altın para gibi isminin para olmasına rağmen, hadiselere göre kıymeti artan veya azalan bir mal mesahabesindedir... Prof. S.Reisoğlu, Baditer, yıl 1986, C.XIII'de münteşir yabancı para üzerinden taahhüt altına girilmesi ve hukuki sonuçları isimli makalesinden) karşı ika olunacak bir haksız fiil arasında fark görülmemesi gerekir. Nasıl ki, sözkonusu bu mallara vaki haksız fiillerde bunların aynen yerine konulmasını mümkün kılabilecek bir tazminatın verilmesi mantığa olduğu kadar hukuka da uygun olmakta ise, döviz sarfı ile giderilen zararlar için de sarfolunan dövizi yerine koyacak karşılığının verilmesi uygun olacaktır. Şüphesiz ki, bunu temine matuf en yakın hallerden biri hüküm tarihindeki döviz kuruna göre karşılığı olmaktadır. İktisadi krizlerin sık sık yaşandığı, döviz fiyatlarının günlük büyük iniş çıkışlar gösterdiği günümüzdeki problemlerin çözümü için bu tür düşünmek, yakın geçmişe nisbetle bugün için daha da elzemdir.
Somut olayda davacı, aracını zorunlu olarak, Almanya'ya götürüp orada tamir ettirmekle ve tamir bedelini de Mark olarak ödemek mecburiyetinde kalmakla davacının mamelekindeki eksilme, hasarın giderilmesine tekabül eden kadri maruf miktardaki Alman Markı'dır. Değişik bir anlatımla, davacının mamelekindeki eksilme, hasarın olay anında ve olay yerindeki Türk Parası rayiç karşılığı değil, (hakkın suistimali durumu müstesna) zararın giderildiği tarih ve yerdeki karşılığıdır. Bu kural, hasarın yurt içinde, herhangi bir yerde gideriminde olduğu kadar yurt dışında gideriminde de kabili tatbiktir. Zararı karşılanmadığı için aracındaki hasarı kendi imkanları ile ve döviz sarf ederek gideren davacının mamelekinde eksilen şey döviz olup, bunun giderilmesi gerekir. Aksi hal, davacının mamelekini, zarardan önceki haline getiremez. Olaydan sonraki sarfiyatla dövize dönüşen zararın, mamelekteki eksilmeye tekabül edecek miktarda karşılanmasına B.K.'nun değişik 83.maddesi hükümleri engel değildir. Aksine, sözkonusu maddenin üçüncü fıkrasının, doğrudan yabancı para borcu olan bir borcun ödenmemesi halinde, alacaklının alacağını vade veya fiili ödeme tarihindeki rayice göre, Türk parası olarak istemesini mümkün kılması bunu yorum yolu ile teyit etmektedir.
Bu durumda davacının, hasarın giderilmesine yönelik olarak sarfetmek zorunda kaldığı dövizi geri edinmek sureti ile zararını giderebilmek için dövizin karşılığını dava tarihindeki kur değerine göre istemesine yasal herhangi bir engel bulunmadığı gibi, yukarıda açıklanan Tazminat Hukuku ilkelerine de uygundur. Bu nedenle mahkemece davacıdan, dava tarihinden önceki bir tarihteki kur değerine göre talepte bulunup bulunmadığı sorularak belirlendikten sonra, önceki bir tarihteki kur değerine göre istekte bulunduğu anlaşıldığında H.U.M.K.'nun 74.maddesi hükmünce talebin aşılamayacağı da gözetilerek bir karar verilmesi gerekir iken, sarfolunan dövizin olay tarihindeki kur değerine göre tazminine karar verilmesi isabetsiz ve bozmayı gerektirir nitelikte olmakla sayın çoğunluğun kararın onanması görüşüne katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy