(2004 S. K. m.67) (818 S. K. m.12)
Dava: Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde, davacı vek.Av.... ve Ünal ... ile davalı vek.Av.... ve Güngör ....'in gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankanın Mecidiyeköy şubesine 13.1.1986 ila 17.3.1986 tarihleri arasında yıllık %14.2 faizle 22 adet hamiline döviz tevdiat hesabı açtırdığını ve bu hesaplara 1.100.000.dolar yatırdığını, hamiline döviz hesabı açılmasının, Merkez Bankası Kararı ile değişikliğe uğraması üzerine bütün hesapların 30.4.1987 tarihinde nama çevrildiğini, 787082, 787643 ve 787775 nolu hesap cüzdanlarından işlem gören dövizin 1.388.135.69. dolara ulaştığını, müvekkilinin bu hesaplardan ayrı 784458 ve 0777931 nolu hesaplarla 1.064.154.81. dolar ve 777982 ve 789336 nolu hesaplarla 354.154.66.DM daha nama yazılı hesap açtırdığını, bütün hesapların toplam 3.300.424.10. dolar ve 354.154.66. DM'ye yükseldiğini, bu hesaplardan çek keşide etmek suretiyle 606.000.dolar ve yurdışına transfer edilen 1.000.000. dolar ile birlikte toplam 1.606.000.dolar çekildiğini, hesap bakiyeleri hususunda taraflar arasında ihtilaf doğması üzerine en son 12.6.1989 tarihinde 45.000.dolar çekildiğini, davalının bakiye kalmadığını sözlü olarak bildirmesi üzerine tespit yaptırıldığını, müvekkilinin imzasını ihtiva etmeyen servis çekleri ile hesaptan çekilen meblağların hesaptan mahsup edildiğinin tespit olunduğunu, davalıya hesaplardaki dövizin iadesi için 24.7.1990 tarihinde keşide edilen ihtarnameden olumlu sonuç alınamadığını, temerrüt tarihi itibariyle 2.438.982.dolar ve 217.325.87.DM. olan alacağın tahsili amacıyla yapılan ilamsız takibe davalının itiraz ederek durdurduğunu ileri sürerek, davalının itirazının iptaline, takibin devamına, %40 inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevabında, davacının müvekkili bankadan alacağı bulunmadığını, bu durumun davacı tarafından verilen 4.10.1988 tarihli ibraname ile sabit olduğunu, davacının 16.7.1990 tarihli ihtarnamesine verilen cevapta; bakiye 9.576.187.TL'nin ödeneceğinin bildirildiğini ve ödendiğini, davacının başka alacağı kalmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve toplanan delillere göre, davacıya davalı banka tarafından yapılan ödemelerle ilgili belgelerin bir kısmında davacının imzası yoksa da, bu ödemelerin de 4.10.1988 tarihli ibraname kapsamında olduğu, ibranamede tanzim garabeti ve boşa atılan imzanın sonradan doldurulduğuna ilişkin bir bulgu tespit edilemediği, davacının, 4.10.1988 tarihli belgenin ibra mahiyetinde olmadığını ve başka bir iş için boş olarak verildiğini kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Davacı tarafından, davalı bankaya hitaben düzenlenmiş 4.10.1988 tarihli belgede, davacı bankayı, adına açılan her türlü hesap ve alacak bakımından kayıtsız ve şartsız olarak ibra ettiği belirtilmiştir. Davacı, bu belgenin başka bir iş için boşa imzalı olarak davalı bankaya verilen bir belgenin sonradan doldurularak 4.10.1988 tarihli belgenin oluşturulduğunu ileri sürmüştür. Mahkemece bu iddia doğrultusunda uzman bilirkişi kurulundan rapor alınmış, bilirkişi kurulu raporunda; 4.10.1988 tarihli belgede görünümleri bakımından mahallerin kullanımı ve doldurulması yönünden bir tanzim garabetinin tespit edilmediği, imzanın boşa alınıp bilahare belgenin doldurulmak suretiyle husule getirildiğini gösterir bir bulguya da rastlanmadığı belirtilmiştir. Sonradan doldurulduğu kanıtlanamayan bu belgenin ibraname olarak kabul edilip edilemeyeceği, üzerinde durulması gereken bir konudur. İsviçre Borçlar Kanununun 115. maddesinde düzenlenmiş bulunan ibra müessesesi Borçlar Kanunumuza alınmamışsa da ibra, borcu sona erdiren sebeplerden biri olarak doktrin ve uygulamada kabul edilmektedir. İbradan söz edilebilmesi için tarafların iradesinin borcu ortadan kaldırmak hususunda birleşmiş olması gerekir. 4.10.1988 tarihli belgede davalı bankanın davacıya olan borcunu ortadan kaldırma iradesini taşıdığından davalı bankanın borcunu sona erdirmiştir.
İbraname ile davalı bankanın mevduat hesabına ilişkin sözleşmelerdeki edimi ortadan kaldırıldığından, BK.nun 12.maddesi uyarınca düzenlenmesi gerekir. 4.10.1988 tarihli belge bu şekle uygun olarak düzenlendiğinden ve davacı tarafça başka bir iş için boş olarak verildiği de kanıtlanamadığından, davacının temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün ONANMASINA, vekili Yargıtay duruşmasına gelen davalı yararına takdir edilen 6.000.000.TL. duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına 9.4.1996 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacı tarafından 13.1.1986 tarihinde hamiline olarak açılan döviz tevdiat hesapları, 30.4.1987 tarihinde zorunlu olarak nama çevrilerek, muhtelif hesap numaralarında işlem görmüştür. Hesaplarda mevcut bulunan ABD. doları miktarı milyon, Alman Markı miktarı da birkaç yüz bin rakamlarını aşmaktadır. Bankalar alelade ticari müesseseler olmayıp, hem kuruluşları hem de işleyiş biçimleri yasal koşullara tabidir. (3182 Sayılı Bankalar Kanunu m.2, 4 ve 53). Davacının, iddia edilen miktarda parayı davalı bankaya yatırdığı çekişmesizdir. O halde bu miktar paranın davacıya ödendiğinin ispatı külfeti davalı bankaya aittir. Davalı bankanın da bu yükümlülüğünü, banka mevzuatı hükümlerine ve cari muamelata uygun olarak düzenlenen (kaşa fişi, müşteri çeki, vs.gibi) belgelerle ve mudinin hesap defterinin imhası vs gibi işlemlerle yerine getirmesi gerekir. Miktarı yüksek olan hesaplara ilişkin olarak belge ve kayıt düzenlenmesinde, buna daha fazla özen gösterilmelidir. Bu açıdan bakıldığında, davalı bankanın, ödemelerini, üzerlerinde davacının veya varsa davacının yetkili kıldığı kişilerin imzalarını taşıyan makbuzlar ve bunlarla destekli sair banka kayıtları ile ispat etmesi gerekir. Davalı banka tarafından, bu konuda, ibraname dışında davacının imzasını taşıyan herhangi bir belge ve banka kaydına dayanılmamıştır. Aksine olarak, davalı banka ödemelerle ilgili olarak bir takım belgeler ve kayıtlar düzenlemiş ise de bunların hiçbirisine mudisinin veya mudisinin yetkili kıldığı kişinin imzasını alma luzümunu duymamıştır. Kendisine bu denli büyük meblağlar ödenen kişiden imza alınmadan ödemede bulunulması ve aradan geçen bunca zamana rağmen ödemeyi yapanlar hakkında hiçbir işlem yapılmamış olması doğal değildir. Borcu ortadan kaldıran ödemelerin 4.10.1988 tarihini taşıyan ibranameden önce ve muhtelif bir çok tarihte yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu ödemelere ilişkin hiçbir belgenin ve banka kaydının ispat kudretine sahip olmadığı hem mahkemenin hem de sayın çoğunluğun kabulündedir. Bunun hukuki ve tabii sonucu bu ödemelerin ibraname dışında ispat edilemediğidir. Kendisinden ibraname alınabileceği mutlak olmayıp şüpheli bulunan bir mudiye, imzası alınmaksızın bu denli büyük ödemelerde bulunulması ne denli gayrı tabii görünüyor ise, iyiniyetine binaen vermiş olsa dahi, ödemeler dökümünü derc ettirmeden, mutad dışı böyle bir ibraname vermesi ve verdikten sonra da ibrasına konu ettiği parayı talep ile yine büyük masrafları ve sonuçlarını göze alıp, takip ve dava yolunu seçmesi o denli gayrı tabii görünmektedir. İbra; alacaklının, bir hakkından tamamen veya kısmen vazgeçmesidir (Türk Hukuk Lügatı 3. baskı, sh.139). İbranın ödemelerden dolayı vuku bulduğu ileri sürülmektedir. Bir bankanın böyle bir ödeme işleminde en son başvurması gereken işlemin (izahının da yapılması kaydıyla) ibralaşma ve bunun adi yazılı bir belgeye dayandırılması olmalıdır. Böyle bir ibralaşmanın gereği davalı banka tarafından inandırıcı bir açıklama ile ortaya konmuş değildir. Davalı banka tarafından ibranameden 8 ay kadar sonra mevzuatına uygun belgelerle ve özellikle kasa fişi ile davacıya 45.000 dolar gibi büyük bir meblağ ödenmiştir. Davalı banka, bu meblağı mudisine bağışladığını ileri sürmediğine göre bu durum, mudinin hesabında para bulunduğunu ve bankanın da daha öncekiler de olduğu gibi, ödemelerin imzasız belgelerle yapılmasının itiyad edinilmiş olmadığını gösterir. Bu ödemenin yanlışlığı da ileri sürülmeyip, aksine olarak, mudinin parasını talep etmesi üzerine ödendiği ileri sürüldüğüne göre, böyle bir ödemenin (davalı banka tarafından müteaddit layihalarda belirttiği vechile) bankanın hüsnüniyetini sergilemek amacından ileri geldiği kabul edilemez. Kaldı ki böyle bir ödeme banka görevlilerini sorumlu kılacağından, banka tarafından bu konuda açılıp yapılmış bir soruşturma da olması gerekirdi. İbralaşmadan sonra davalı bankadaki bazı hesaplarda bakiye paraların bulunduğu delil tespiti ile saptanmıştır. Hesaplarında para bulunan, bir mudinin ibraname vermesinin bir açıklamasının olması gerekip davalı banka böyle bir açıklama da getirebilmiş değildir. Üstelik ibranameye rağmen o günkü döviz kuruna göre hesaplanan miktarları ile bu hesaplardan dolayı davalı bankanın yapılan icra takibine ilişkin dosyaya 9.000.000.TL.dan ziyade bir parayı yatırmış olması da ibranamenin gerçeği yansıtmadığını gösterir. İbranamenin düzenlendiği tarihi taşıyan 25.000 dolarlık bir ödeme belgesi mevcut olup bu belge imzasız servis çeki niteliğindedir. İbranameye imzası alınan mudinin, yine aynı anda düzenlendiğinin kabulü gereken ödeme belgesine imzası alınmaksızın böyle bir büyük ödemenin yapılması da tabii görülemez. Sözkonusu ibraname çizgisiz bir dosya kağıdına daktilo ile yazılmak ve altı tükenmez kalemle imzalanmak suretiyle düzenlenmiştir. Üzerinde banka tarafından işleme konulduğunu gösteren herhangi bir türde işlem veya herhangi bir görevlinin imzası ya da parafı bulunmamaktadır. İmza kağıdın altından yaklaşık 13-14 daktilo satır aralığı kadar yukarısına atılmıştır. İmzanın yaklaşık 5-6 daktilo satır aralığı kadar yukarısında tek satır olarak davacının aldı ve soyadı yazılı olup, dört satır yukarısına saygılarımla yazısı bulunmaktadır. Tarih kağıdın üstünden yaklaşık 6-7 satır aralığı kadar aşağıda sağ tarafa yazılmıştır. Başlık iki satır halinde yazılmış olup, (İktisat Bankası Mecidiyeköy Şube Müdürlüğüne) şeklindedir. İbraname metni altı satırdan ibaret olup ilk beş satırın aralıkları ikişer daktilo satırı aralığı olup, son satır ile beşinci satır arasında dört satır aralığı mevcuttur. Saygılarımla sözcüğü ile altıncı satır arasında yaklaşık 7 veya 8 daktilo satır aralığı kadar mesafe bulunmaktadır. Bir banka tarafından düzenlenen ve bu boyutta bir alacak borç ilişkisini tasfiyeye yönelik olan bir belgenin, oransız ve her zaman satır aralıklarının doldurulmasını mümkün kılar nitelikte alelade bir şekilde düzenlenmesi doğal olamıyacağı gibi, imzalı bir boş kağıtta imzanın üzerinin, maslahatı temine matufen sonradan doldurulduğunun karinesidir. Bu hususların takdiri hakime mevdu olup, bilirkişiye başvurmayı gerektirir bir yönü yoktur. Böyle bir belgenin, yukarıda değinilen mevzuat gereği olarak, o tarihteki diğer muamelat arasında, ait olduğu defterler kayıtlarında ve vusuku sağlayacak biçimde görünmesi gerekirdi. Davalı banka bu konuda savunmasını destekleyen başka bir kayıt getirmiş değildir. Davacının imzasını taşıyan iki belge daha mevcuttur. Bunlardan 1.7.1986 tarihli olanı davacının hesaplarından para çekmeğe iki başka kişinin yetkili kılındığına, 10.8.1988 tarihli olanı da, 0787643-01 nolu DTH'dan Suudi Arabistan'daki bir bankaya 75.000 doların havale olarak transferine ilişkindir. İbraname ile bu belgeler üst üste çakıştırılarak bakıldığında, her üç belgedeki imzanın da neredeyse çakışır mahiyette oldukları gözlenmiştir. Her üç belgenin kağıdı da aynı cins olup, aynı toptan sağlanarak aynı anda kullanılmış kağıtlar oldukları basit bir gözlem sonucu anlaşılabilmektedir. Bu tespitler bu üç belgenin aynı anda imzalandıklarının karinesidir. İbraname dışındaki belgeler de ibraname gibi oransız ve alelade bir şekilde düzenlenmişlerdir. 1.7.1986 tarihli olan tek daktilo satırı aralığı ile yazılmış ise de isim ile bu yazıların son satırı arasında yaklaşık 13-14, imza ile ise 20-21 daktilo satır aralığı bulunmaktadır. Ayrıca başlık satırları ile metinin ilk satırı arasında da, yaklaşık 9-10 satır aralığı bulunmaktadır. 10.8.1988 tarihli olanın metin kısmı ikişer satır aralıklı dört satırdan ibaret olup, isim ile metnin son satırı arasında 20-22 satır aralığı boşluk bulunmaktadır. Keza metnin ilk satırı ile başlığın son satırı arasında 10-12 satır aralığı boşluk bulunmaktadır. Bütün bunlar dahi bu belgelerin imzalı boş kağıtlar olarak verildiğinin ve üzerlerinin sonradan doldurulduğunun karinesidir. Davacı, bu belgeleri, dış ve iç ilişkilerinde doğacak acil ihtiyaçların karşılanması için kullanılmak üzere davalı bankanın lüzum göstermesi üzerine verdiğini, ancak banka tarafından birinin ibranameye dönüştürüldüğünü ileri sürmekle, yukarıda belirtilen deliller ve karineler davacının bu iddiasını desteklediği gibi, alelade ve gayrımuntazam şekilde bir belge olarak düzenlenmiş bulunan ve aleyhe delil teşkil etme iradesi ile düzenlendiğini yansıtacak nitelikte olmayan bir belgenin de ibraname olarak kabulü mümkün değildir. Bütün bunlara ilave olarak, davacı tarafından, üçüncü kişi A.S.E. aleyhine açılan davanın, davacı lehine sonuçlandığı, bu suretle de davacının hesaplarını İran'la ihracat-ithalat ilişkisine giren A.S.E. lehine teminat gösterdiği ve işlemlerle ilgili olarak bu tür belgelere ihtiyaç gösteren muamelatın yapıldığı anlaşılmakta olup bu husus dahi davacının savunmasını desteklemektedir. Kaldı ki davalının, iş bu ibranameye cevap dilekçesinde değinmeyip, daha sonra ortaya çıkararak ileri sürmesi de davacıyı doğrular yöndedir. Özetle ifade etmek gerekirse; ibranameden önce birçok ödemenin imzasız belgelerle yapıldığı; ibraname ile bütün hesapların ibra edilmesinden sonra 45.000 dolar gibi büyük bir ödemenin yapıldığı, 9.000.000.TL.nı aşkın paranın da icraya yatırıldığı, bu ödemelerin cemile olmamaları karşısında ödemede bulunan ve işlemlerin hiç birisini bankaların cari muamelatına göre yapmayan görevliler hakkında bu güne kadar soruşturma açılmadığı, böyle bir ödemenin iyiniyet sergilemek amacı ile yapılamayacağı, ibranamenin alındığı gün yapılan büyük miktardaki ödeme ile ilgili olarak da işlem belgesine ödemenin yapıldığı kişiden imza alınmadığı, bir mudiye imzasız ödemelerde bulunulmasının tabii olmadığı ve bu şartlarda ibraname veren bir kimsenin büyük masrafları ve menfi sonuçlarını göze alarak, takip ve dava yolunu seçmesinin tabii görünmediği, sözkonusu ibranamenin cevap dilekçesinde ileri sürülmeyip daha sonraki savunmalarda ileri sürüldüğü, imzalı boş belgelerin verilişinin sebebi olduğu ileri sürülen üçüncü kişi ile davacı arasında görülen davanın davacı lehine sonuçlandığı ve aralarındaki ilişkinin banka ile de alakası olduğu, belgelerin ve ibranemenin mutada uymayan şekilde düzenlendikleri ve kayda alınmamış bulundukları, düzenleniş biçimi itibarı ile bu belgenin aleyhe delil teşkil etme iradesini yansıtmamasıyla ibraname olarak vasıflandırılamayacağı (vs) anlaşılmış olup hayatın olağan akışına uygun düşmeyen bütün bunlar, verdiği imzalı boş kağıdın karşı tarafça veriliş amacı dışında doldurulduğunu iddia eden davacının iddiasını ve davalının savunmasının aksini başka bir incelemeyi gerektirmeyecek şekilde subuta erdirmektedir. Öte yandan bu karineler ve delillerin iddiayı subuta erdirecek nitelikte olmadığı kabul edilse dahi, davalı bankadan sadır olup ibranameye ters düşen belgelerin ve kayıtların tümü yazılı delil başlangıcı niteliğindedir. Şöyle ki; yazılı delil başlangıcı, iddianın tamamen ispatına yetmemekle beraber bunun vukuuna delalet eden ve aleyhine ibraz edilmiş olan taraftan sadır olmuş bulunan belgelerdir. (Bkz.Prof.Kuru HM. Usulu c:2, sh:1588) Bu durumda tanık dinlenilmesine cevaz bulunmaktadır. Yukarıda değinildiği veçhile, ibranamenin taşıdığı tarihten sonra 12.6.1989'da davalının davacıya 45.000 ABD doları ödemede bulunduğu ve yine yapılan icra takibine ilişkin dosyaya davalının hesap bakiyeleri bulunduğunu belirterek 9.000.000.TL'yı aşkın para yatırdığı hem çekişmesizdir hem de dosya içeriği belgelerle sabittir. Bu işlemler davalıdan sadır olduklarına ve davalının dayandığı ibranamenin aksini gösterir nitelikte bulunduklarına göre, bütün bu işlemlerin HUMK.nun 292 nci maddesi hükmünce, yazılı delil başlangıcı niteliğinde olacakları tartışma götürmeyecek derecede açıktır. Bu durumdadır ki davacı tarafından ikame olunan sahitlerin dinlenilmeleri zorunludur. Yerel mahkeme tarafından şahitlerin dinlenilmesi talebinin reddi ise bu nedenle isabetsizdir. Açıklanan nedenlerle yerel mahkeme kararının bozulması gerekirken, sayın çoğunluğun kararın onanması şeklinde oluşan kanaatine katılmıyorum.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy