(2004 S. K. m. 67) (818 S. K. m. 126, 128, 140, 386) (1086 S. K. m. 75)
Dava: Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı sebeplerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı vekilince duruşmasız, davacı vekilince de duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belirli günde davacı vek. Av. Mehmet Tarih ile davalı vek. Av. İbrahim Atmaca'nın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak, hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Davacı vekili dava dilekçesinde, daha önce fazlaya ait haklarını saklı tutarak açıp kesinleşen kısmi davada, 53.055 ABD doları tutarında danışmanlık ücretine hak kazandığının belirlendiğini, ancak dava konusu edilen alacağın 60.000.000.TL.lık bölümünün tahsiline karar verildiğini, tahsilatın 4.7.1995 günü itibariyle 5.359.87 dolar karşılığı 234.762.645.TL. olarak gerçekleştiğini, kalan 47.695.13 doların tahsiline yönelik takibe karşı oluşan davalı itirazının iptal edilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, aralarında komisyon sözleşmesi olduğunu, bu tür sözleşmeden doğan alacağın 5 senelik zamanaşımına tabii bulunduğundan, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dava konusu alacağın dayanağını oluşturan danışmanlık sözleşmesinin BK.nun 386/2. maddesi gereğince vekalet hükümlerinin uygulanacağı tipik bir işgörme sözleşmesi olduğunu, aynı kanunun 126/4. maddesindeki 5 senelik zaman aşımı hükümlerinin uygulanacağını, fazlaya ait hakkın saklı tutulduğu ilk davada verilen karara göre alacağın 4.8.1989 tarihinde ya da tebliğ edilen ihtarnamede verilen süreye göre en geç 29.11.1989 tarihinde muaccel olması sebebiyle takip günü olan 4.7.1995'de 5 senelik zaman aşımı süresinin dolduğunu, ayrıca davacının alacak iddiasının sübut bulmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir. Yanlar arasındaki danışmanlık ücret ilişkisinden doğan alacağın varlığını saptayan ilk davada bilirkişiler dolar üzerinden hesaplama yapmışlarsa da alacak miktarı Türk Lirası olarak belirlenmiştir. Esasen alacak Türk Parası olarak istenmiş, ilam da Türk parası üzerinden hükme bağlanmıştır. Davacının ilk davada yabancı para üzerinden hüküm altına alınan bir alacağı olmaması sonucu görülen davada kur farkından kaynaklanan bu munzam zararın varlığından söz edilmemiş ve takip talebinde de BK.nun 105. maddesi uyarınca faizle karşılanmayan zararların tahsiline yönelik istemi saklı tutulmuştur. Bu halde dava konusu, ilk davada bilirkişilerce yabancı para üzerinden belirlenen danışmanlık ücret alacağından, istek gibi TL. üzerinden hüküm altına alınan miktarın tahsil günündeki dolar kuru karşılığı düşülüp kalan dolar bazındaki miktarın ödeme günündeki kur üzerinden TL. karşılığı alacağın tahsiline ilişkindir. Niteliği belirlenen alacak BK.nun 126. maddesinin 4 bendi kapsamında olup 5 senelik zamanaşımına bağlıdır.
BK.nun 128. maddesine göre zaman aşımı alacağın muaccel olduğu günden başlar ve fazlaya ait hakların saklı tutulması zamanaşımını kesen bir neden değildir.
Öte yandan yargısal inançlarında da açıklandığı gibi, zamanaşımı, alacak hakkının belirli bir süre kullanılmaması yüzünden alacağın dava edilebilme niteliğinden yoksun kalabilmesini ifade eder. Böylece zaman aşımı alacak hakkını sona erdirmeyip yalnızca onu eksik bir hale dönüştürür. BK.nun 140. maddesinde yer alan (... ileri sürülmezse hakim bunu kendiliğinden göz önüne alamaz) kuralında da vurgulandığı üzere, kişisel bir savunma sebebi olup ileri sürülmediği takdirde mahkemece doğrudan doğruya gözetilip uygulanamaz (HUMK. nun 75/1). Eğer buna yönelik savunma gerçekleşirse dava edilebilme niteliği ortadan kalkılacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onun incelemesine gereksinme ve olanak bulunmamaktadır. Bu yüzden, davanın hem zaman aşımı ve hem de esastan reddine karar verilemez. Bu bağlamda mahkemece verilen davanın reddi kararı davanın zaman aşımı yönünden reddi olarak değerlendirilmiştir.
Davalı, davacının takibinde haksız ve kötü niyetli olduğunu ileri sürerek icra tazminatı istemişse de zamanaşımına uğrayan bir alacak için yapılan takip yönünden davacının kötü niyetli olduğunun kabulüne olanak yoktur. Davalı lehine icra tazminatına hükmedilmemesi bu sebeple yerindedir.
Sonuç: Yukarda açıklanan sebeplerle yanların temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan taraflar yararına takdir edilen 9.000.000.TL. duruşma vekalet ücretinin birbirlerinden alınarak yekdiğerine ödenmesine, 08.12.1997 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy