(818 S. K. m. 101) (2004 S. K. m. 67)
Dava: Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin Turban Çeşme Oteline Sebze ve Meyve sattığını, mal bedelinin ödenmemesi üzerine takibe geçtiklerini, ancak davalının itirazı sonucu takibin durduğunu belirterek davalının haksız itirazının iptali ile takibin devamına ve %60 inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini savunmuş, takip konusu alacağın asıl miktarı olan 323.536.445.TL. 26.1.1998 tarihli banka havalesiyle davalı tarafından davacıya ödenmiştir.
Mahkemece bilirkişi raporu alınmış ve uyuşmazlığın, 4046 Sayılı Kanunun 15. maddesine davalı kurumun girip girmediğinden kaynaklandığı, bu maddenin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği, satış sözleşmesine göre satıştan önceki borçların Turban A.Ş.'ye ait olduğu ve alacağın aslının davalı tarafından ödendiği belirtilerek, davalının itirazının asıl alacak olarak 323.536.445.TL., faiz olarak 241.946.272.TL. olarak iptali ile takibin devamına, takipten itibaren %57 ve değişen oranlarda reeskont faizi uygulanmasına, davacı yararına %40 tazminata hükmedilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve özellikle İİK. nun 67/2. maddesi gereğince zararının daha fazla olduğunu usulen kanıtlamayan davacı yararına %40 icra inkar tazminatına hükmedilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Takipten evvel borçluya ödeme ihtarı keşide edilmediği gibi borcun ifa edileceği gün taraflarca kararlaştırılmış da değildir. Bu durumda mahkemece borçlunun takiple birlikte temerrüde düştüğü gözetilerek takip tarihine kadar işlemiş faiz alacağına yönelik itirazın iptali isteminin reddi gerekirken, olaya uygun düşmeyen bilirkişi raporu doğrultusunda bu konudaki istemin kabulünde isabet görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının reddine, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 29.04.1999 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
Karşı Oy
Dava; tacirler arasındaki alım-satım sözleşmesinden kaynaklanan alacak nedeni ile yapılan icra takibine vaki itirazın iptaline ilişkindir.
Mahkemece, dava sabit görülerek, davalıya satılan malın teslimi ile faizin işlemeye başlayacağının ve ayrıca bir ihtara gerek olmadığının BK.nun 210/2. maddesi gereği olduğu kabul edilip, bu yolda faize hükmedilmiştir.
Temyiz konusu yapılan taraflar arasındaki uyuşmazlık, asıl alacağa ait faizin istenebilmesi için BK.nun 101. maddesine göre ihtarın gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
BK.nun 210/2. maddesiyle; BK.nun 101-105. maddelerinde öngörülen mütemerrit borçlunun temerrüt tarihinden itibaren faiz ödemesi kuralına bir istisna getirilmiş bulunulmaktadır. Özellikle vadeli satışlarda uygulama alanı bulan BK.nun 210/2. maddesi hükmüne göre; malın, alıcının zilyetliğine geçmesi ile birlikte muaccel hale gelen satış bedeline faiz yürütülmesi, adetten olan hallerde ya da alıcı, satılan malın semeresini yahut diğer her türlü hasılatını almak ve hatta istifade etmeye başlama hali dışında, ondan faydalanma imkanının mevcudiyeti yeterli görülmekte, bu imkanın gerçekleştiği tarihten itibaren, ihtara ve diğer temerrüt hükümlerini uygulamaya gerek kalmaksızın, bu mal bedeline faiz yürütülmesine olanak tanınmaktadır. Böylece alıcının, hem satılan şeyden ve hem de ödemediği satış bedelinden yararlanması şeklindeki adil olmayan durum, satış bedeline faiz yürütülerek giderilmek istenmiştir. Meğerki taraflar mal bedelinin ödenmemesine rağmen faiz yürütülmeyeceğini kararlaştırmış bulunsunlar.
BK.nun 210/2. maddesine göre; faizin başlama zamanı ise, genelde satış bedeli, satılanın alıcıya teslimi ile veya sözleşmeye uygun olarak teslime arz tarihinde muaccel olduğuna, diğer bir ifadeyle, satılanın alıcıya fiilen veya hükmen teslimi tarihinde muaccel bulunduğuna göre, satış bedeline muacceliyet gününden başlayarak faiz yürütülmesi gerekmektedir. Hatta alıcının yararlanma imkanına sahip olduğu hallerde, satılan şeyin zilyetliğini almakta temerrüde düşmüş olması halinde dahi, satış bedelinin muacceliyetinden önce de faiz işlemeye başlayacağı, doktrinde baskın görüş olarak kabul edilmektedir. (Von Tuhr-Borçlar Hukuku Umumi Kısım. C.-1.2.Sh.511 Haluk Tandoğan-Borçlar Hukuku C.1 Sh.141.-1969-Feyzioğlu F.Necmettin-Borçlar Hukuku Hususi Kısım-Akdin Muhtelif Nevileri C.1.2 nci baskı-İst-1970 Mahmut Tevfik Evren-Faiz Hukuku-Sh.74 ve 184. İst 1987. TD.12.12.1967 t. 4206/4707 S.kararı 4.H.D. 20.3.1962 t. 7258/2904 S.kararı-19.H.D. 3.11.1995 t. 94/10651-95/9227 S.kararı).
Yukarıda açıklanan yasal ve maddi olgular nedeniyle; mahkemece, satışı yapılan takibe konan faturalarda yazılı sebze ve meyve gibi yiyeceklerin davalı alıcıya teslimiyle, onun yararlanmasına (müşterilerine satarak kazanç elde ettiği) imkan sağlandığını kabul ederek, hükme dayanak alınan ve dosya içeriğine uygun bilirkişi raporuna göre, irsaliye teslim tarihinden itibaren faiz yürütülmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, tarafların yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile yerel mahkeme kararının ONANMASI gerekeceği nedeniyle sayın çoğunluğun bozma nedenine katılamıyorum.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy