(818 S. K. m. 101)
Dava: Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı bankanın temyizi; bankaca davalı borçluya hesabın kesilmesiyle ortaya çıkan borç ve eklentilerinin ödenmesine yönelik çekilen ihtarnamenin tebliğ edilememesi üzerine direnimin ihtarnameyle değil sözleşme hükümleri ve B.Y.nın 101/2. madde hükümlerine göre belirlenmesi ve ayrıca direnim (temerrüt) faiz oranının hesaplanmasına ilişkindir.
Mahkemece, yanlar arasında bağıtlanan kredi sözleşmesinde davalı adresinin bulunmadığından hesabın kesilmesi (kat) ihtarnamesinin tebliğ edilemediği, icra takip gününe değin sözleşmesel (akdi) faizin ondan sonra direnim faizi uygulanması gerektiği, bilirkişi incelemesiyle bankanın kısa vadeli kredilere en fazla uyguladığı %110 faize sözleşme gereği %5 fazlası olan %165 direnim faizine hükmedilmiştir.
Mahkemece direnim gününde bankanın kısa vadeli kredilere uyguladığı sözleşmesel faizinin belirlenme yönteminde ve sözleşme hükümleri doğrultusunda direnim faizine hükmedilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Öte yandan B.Y.nın 101/2. maddesi uyarınca borcun yerine getirileceği gün yanlarca birlikte belirlenmişse bu günün sonunda borçlunun direnime düşeceği kuşkusuzdur. Yanlar arasında kredi kartı nedeniyle imzalanan Bireysel Bankacılık Hizmetleri Sözleşmesinin 16. maddesinde; müşterinin sözleşmeden doğmuş borçlarından herhangi birisini gününde ödemediği takdirde tüm borçlarının ihtara gerek kalmaksızın kendiliğinden muaccel olacağına ve anında direnime düşmüş sayılacağı, 3.7 maddesiyle de müşterinin yaptığı, harcama bedeli ya da çektiği nakit kredi faiziyle birlikte oluşan borçlar ayrı bir ihtara gerek kalmaksızın en geç işlemin gerçekleştiği haftayı izleyen haftanın son iç günü kendiliğinden muaccel olacağı kararlaştırılmıştır.
Bu durumda borçlunun direnime düşmesi için ihtar çekilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. Sözleşmeyle belirlenen direnim gününün bildirilmesiyle yetinilmesi gerekir.
Ne var ki, yanların ortak istençleriyle oluşan direnim günü olgusuna karşın alacaklı beliren bu durumu bildirme yerine borçluya ihtarname çekerek yeni bir direnim günü belirleme yöntemini seçmişse artık borçlu yararına oluşan bu istenç doğrultusunda değerlendirme yapılması gerekir. Bu aşamadan sonra alacaklı ihtarname koşullarına göre belirlenen yeni direnim günü dışında sözleşmeye dayalı daha önceki direnim gününün esas alınmasını isteyemez.
Somut olayda davacı banka gönderdiği 8.10.1997 günlü ihtarnamede 5.10.1997 günü itibariyle belirlenen borcun en geç 3 gün içinde hesaplanacak sözleşmesel faiz ve eklentileriyle birlikte ödenmesini, aksi takdirde direnim faiziyle birlikte tahsilini teminen hakkında yasal yollara başvurulacağı açıklanmıştır. Bu bildirim nitelikçe, hesabın kesildiği, borcun muaccel kılındığı, tebliğden başlayarak tanınan 3 günlük bir ödeme süresi içinde sözleşmesel faiziyle birlikte ödenmesini, ödenmemesi durumunda tanınan sürenin bitiminden başlayarak direnim faiziyle alınmasına yönelik dava açılacağını öngören yeni bir istencin anlatımıdır.
Öte yandan yanlar arasında yapılan sözleşmenin 10. maddesinde bankaca yapılacak tebligatların biçim ve yöntemi belirlenmiştir. Adres değişikliğinin bildirilmemesi durumunda önceki adrese yapılacak tebligatın kendisine yapılmış sayılacağı olgusu gerçekleşmemiştir. Çünkü davalının sözleşmede adresi bulunmadığı gibi, davalının ev adresinin davacı bankaca bilindiği takip isteminde, ödeme emrinde ve dava dilekçesinde gösterilen bu adrese tebligat yapıldığı, davalının da itiraz ve savunmalarını bu adres üzerinden yaptığı anlaşılmaktadır. Buna karşın davalının iş adresine çıkarılan ihtarnamenin tebliğ olunamaması karşısında sözleşme gereği tebliğ edilmiş sayılarak ihtarnameden sonraki 26.10.1997 gününde direnime düştüğü savı kabul edilemez.
Bu durumda davacı bankaca sözleşme hükümleri dışında yeni bir direnim günü belirleyen ihtarnamenin tebliğ edilme koşulları oluşmadığından borçlunun takip gününden başlayarak direnime düştüğüne yönelik mahkeme kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle yerel mahkeme kararının ONANMASINA, 18.05.1999 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy