(1086 S. K. m. 202, 288, 290) (2004 S. K. m. 72)
Dava: Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı taraf, davalının toplam 330.000.000 TL bedelli üç adet bonoya dayanarak aleyhinde icra takibine giriştiğini, oysa bono bedellerinin tamamen ödendiğini ve 10.1.1998 tarihli ibraname alındığını ileri sürerek borçlu olmadığının tespitini istemiştir.
Davalı taraf, önce ibraname altındaki imzayı inkâr etmiş, imzanın kendisine ait olduğu bilirkişi incelemesi ile saptanınca, bu kez başka bir amaç için açığa imza atılarak davacıya verilen kâğıdın davacı tarafça, amaca aykırı doldurulduğu savunmasında bulunmuştur.
Mahkemece diğer deliller yanında tanık da dinlenmek suretiyle davacının iddiasının hayatın olağan akışı karşısında inandırıcı görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Cevap dilekçesinde, dava konusu 10.1.1998 tarihli ibraname (taahhütname) altındaki imzayı inkâr eden davalının, sonradan (senetteki imzanın kendisine ait olduğunun anlaşılması üzerine) senedi boşa imzalı olarak davacıya verdiğini ileri sürmesi savunmayı genişletmedir (Prof. Dr. B. Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 5. baskı, 1990, cilt 2, s. 1250).
Öte yandan, Yargıtay'ın oturmuş içtihatlarına göre; "açığa atılan imzanın üst kısmının anlaşma (amaç) dışı doldurulup işleme (icra takibine) konulduğu yolundaki iddianın (ya da savunmanın) HUMK'nun 288 ve 290. maddeleri uyarınca yazılı belge ile kanıtlanması gerekir.
Somut olayda, davalı önce imza inkârında bulunmuş, imzanın kendisine ait oduğu anlaşılınca da açığa imzalı belgenin amaca aykırı doldurulduğunu savunmuştur. Başka bir anlatımla, savunmayı genişletmiştir. Davacı ise buna muvafakat etmemiştir. O halde imza inkârı dışındaki savunma üzerinde durulamaz. İbraname altındaki imzanın davalıya ait olduğu da bilirkişi incelemesi ile saptandığına göre davanın kabulü gerekirken, yanılgılı değerlendirmeler sonucu yazılı biçimde hüküm oluşturulmasında isabet görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı tarafın temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 21.9.1999 tarihinde, oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy