(818 S. K. m. 19, 20, 44, 98, 110) (2004 S. K. m. 67)
Dava: Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı vekilince duruşmasız, davalı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vek. Av. Dicle Kayıkçı ile davalı vek. Av. Ali Osman Avcı'nın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçelerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Dava konusu uyuşmazlık garanti sözleşmesinden kaynaklanmaktadır.
Kanunda özel bir akit türü olarak düzenlenmemiş olan garanti sözleşmesi, BK.nun 110. maddesinde hükme bağlanan üçüncü kişinin fiilini (edimini) taahhüt niteliğinde kabul edilmektedir. Fiil tabirinin her türlü edimi karşılayacak şekilde çok geniş bir anlama geldiğinin ve bir para borcunun ifasının da fiil kapsamına girdiğinin kabulü sonucu para borçları yönünden de garanti sözleşmesi yapılabileceği, gerek öğretide gerekse uygulamada çoğunlukla benimsenmiştir.
Kefaletten farklı olarak asıl borç ilişkisinden tamamen bağımsız nitelikteki garanti sözleşmesinde şekil serbestisi hakim olup garantinin sınırının önceden belirlenmesi zorunluluğu bulunmamaktadır.
Ancak, sözleşme serbestisi sınırsız değildir. BK.nun 19. ve 20. maddelerinde sözleşme serbestisine birtakım sınırlamalar getirilmiştir. Gerçekten bir sözleşmenin geçerli olması için, onun taraflara yüklediği hak ve borçların tereddüte yer vermeyecek şekilde açık, başka bir deyimle konusunun gereği ve yeteri kadar belli ve sınırlı olması gerekir. Belirsizliğin garantisi olmaz.
Bu itibarla, limit gösterme şartı bulunmamakla birlikte, garanti sözleşmesinde hangi riskin garanti edildiğinin belli olması ya da garanti edilen riskin boyutlarının tereddüt yaratmayacak biçimde belirlenebilir nitelikte bulunması gerekir.
Hangi riskin garanti edildiği belirlenmeden doğmuş ve doğacak her türlü borcun garanti edildiğinden söz etmek, boyutları belli olmayan (belirsiz) bir edimin garantisi anlamına gelir ki, bu da garanti sözleşmesiyle bağdaşmaz.
Hal böyle olunca, garanti sözleşmesi düzenlendiği anda garanti edilen edimin sınırlarının açıkça belirlenmemiş olması ya da bunu belirlemeye yarayan koşul ve açıklamaların sözleşmede yer almamış bulunması halinde garanti edenin sorumluluğundan söz edilemez.
Sözleşmenin düzenlendiği tarihte asıl borçluya açılan kredi miktarının belli olduğu ya da asıl borçlu yönünden kredi limitinin belirlenmiş bulunduğu kredi sözleşmelerinde garanti eden, garanti ettiği edimin boyutlarını görmekte ve risk gerçekleştiğinde sorumlu olacağı miktarı tahmin edebilmektedir. Böyle bir durumda asıl borçluya verilen kredi borcu miktarının ve fer'ilerinin garanti kapsamında kaldığı açıktır. Ancak, özellikle süresiz garanti sözleşmelerinde asıl borçlunun kredi limitinin sonradan yükseltilmesi halinde garanti verenin başlangıçtaki iradesinin yükseltilen limiti de kayıtsız şartsız kapsamına aldığı söylenemez.
Garanti edenin, limit artışlarından sorumlu tutulabilmesi için sözleşme koşullarındaki değişikliklerin garanti verene bildirilmesi, onun da bu değişikliklere karşı çıkmamak suretiyle muvafakat etmesi gerekir. Garanti verenin muvafakatı olmadan akdi ilişkideki koşulların borçlu aleyhine ağırlaştırılması veya borçlunun yeni birtakım yükümlülükler üstlenmesi garanti kapsamı dışında kalır. Bunun yanında, muaccel hale gelen borcun, alacaklı banka tarafından uzun süre takip edilmemesi sebebiyle sürüncemede kalmasından dolayı artması halinde garanti edenin meydana gelen artıştan sorumlu tutulamayacağı açıktır. Zira, BK.nun 98. maddesi yollamasıyla akde muhalefet hallerinde de uygulanması gereken aynı yasanın 44/1.maddesi hükmü ve iyi niyet kuralları karşısında garanti alan (banka) kendi kusurlu davranışıyla borcun artmasına sebebiyet vermiş olacağından böyle bir durumda garanti edenin artan borçtan sorumlu tutulması düşünülemez.
Öte yandan, sözleşmede limit aşımının da garanti edildiği durumlarda limit ne miktara kadar aşıldığı taktirde garanti edenin sorumlu tutulacağı hususu da tartışılması gereken bir konudur. Önceden sınırı belirlenmemiş ise, asıl borçlu yönünden saptanan kredi limitinin makul (kabul edilebilir) ölçülerde aşılması durumunda garanti verenin aşılan limitten de sorumlu tutulabileceği ancak, makul ölçüler dışındaki aşırı limit aşımının (garanti verenin açık ya da zımnî muvafakatı olmadıkça) garanti kapsamı dışında kaldığının kabulü gerekir.
Somut olaya gelince; dava konusu kredili bankomat-724 kartı üyelik sözleşmesinde yer alan garanti şerhi içeriğinden tarafların kefaleti değil garanti sözleşmesini amaçladıkları açıkça anlaşılmaktadır.
Bu durumda uyuşmazlığın BK'nun 110. maddesi gereğince garanti sözleşmesi hükümleri ile yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde çözümlenmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucu kefalet hükümlerine göre çözümlenmesi doğru görülmemiştir.
O halde;
1- Davacı vekilinin, uyuşmazlığın garanti sözleşmesi hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiği yolundaki iddiaları doğru olmakla birlikte garantinin kapsamına ilişkin iddiaları yerinde görülmediğinden temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davalı vekilinin temyizi yönünden ise sonradan yapılan limit artışları davalıya bildirilmediğine ve davacı bankanın 30.12.1999 tarihli yazısından, sözleşmenin düzenlendiği 26.2.1997 tarihinde kredi limitinin 250.000.000. TL olduğunun anlaşılmasına göre garanti edenin sorumluluğunun asıl borçluya başlangıçta açılan bu miktar kredi borcu ve asıl borçlunun temerrüdü sebebiyle oluşan fer'ileri toplamından ibaret olduğu gözetilerek az önce yapılan açıklamalar çerçevesinde yapılacak inceleme sonucunda hasıl olacak duruma göre hüküm kurulması gerekirken bu hususlar üzerinde durulmadan ve davacı bankanın 30.12.1999 tarihli yazısı da dikkate alınmadan yazılı biçimde karar verilmesi isabetsiz olduğu gibi, davanın red edilen bölümü yönünden davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmemiş olması da bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 nolu bentte yer alan gerekçelerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddine, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı taraf yararına BOZULMASINA, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davalı yararına takdir edilen 65.000.000. TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 11.12.2000 gününde gerekçe de oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Banka ile asıl borçlu arasında düzenlenen kredi kartı sözleşmesinin aynı zamanda diğer davalılar yönünden de garanti sözleşmesi niteliğinde olduğunda ve garanti sözleşmesinin tanımında çoğunluk görüşüne aynen katılıyorum.
Ancak, sayın çoğunluğun ...garanti sözleşmesinin yapıldığı tarihteki kredi koşulları dikkate alınmak suretiyle garanti veren davalıların sorumluluğunun belirlenmesi gerektiği... yolundaki gerekçesine katılmıyorum. Şöyle ki;
Taraflar arasındaki sözleşmede garanti edilen belirli risk kredi kartı ile yapılacak harcamalar ve çekilecek nakdi avanslardır. Garanti sözleşmelerinde garanti edilen risk sınırının önceden belirlenmesi de zorunlu şart değildir. Sözleşmede yer alan doğmuş ve doğacak borç sözcükleri kredi kartı ile yapılacak borcu kastetmektedir. Kaldı ki sözleşmenin 14.maddesi limit aşımı halinde garanti verenin sorumlu olacağını hükme bağlamıştır. Garanti sözleşmelerinde riskin önceden sınırının parasal olarak belirlenmesinin gerekli olduğunu kabul etmek sözleşmenin kefalet olduğu sonucunu doğurur. Bu halde taraflar arasındaki kredi kartı sözleşmesinin bir garanti sözleşmesi olmayıp kefalet olduğunun kabulü gerekir. Oysa sözleşmenin garanti niteliğinde olduğunda ittifak vardır.
O halde, az yukarıda açıklanan nedenlerle kredi kartı kullanımından doğan tüm borçtan asıl borçlu ile garanti verenin sorumlu olduğunun kabulüne karar vermek gerekirken kefalet hükümlerine göre uyuşmazlığın çözümlenmesi doğru bulunmadığından, yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle bozulması gerektiği düşüncesinde olduğum için sayın daire çoğunluğunun görüşlerine katılamıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy