(2004 S. K. m. 67) (818 S. K. m. 18, 19, 20, 110, 141)
Dava: Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Kanunda özel bir akit türü olarak düzenlenmiş olan garanti sözleşmesi, BK'nun 110. maddesinde hükme bağlanan üçüncü kişinin fiilini (edimini) taahhüt niteliğinde kabul edilmektedir.
Kafeletten farklı olarak asıl borç ilişkisinden tamamen bağımsız nitelikteki garanti sözleşmesinde şekil serbestisi hakim olup, garantinin sınırının önceden belirlenmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. Ancak, sözleşme serbestisi sınırsız değildir. BK'nun 19 ve 20. maddesinde sözleşme serbestisine birtakım sınırlamalar getirilmiştir. Gerçekten bir sözleşmenin geçerli olması için, onun taraflara yüklediği hak ve borçların tereddüte yer vermeyecek şekilde açık, başka bir deyimle konusunun yeteri kadar belirli olması gerekir. Belirsizliğin garantisi olmaz. Bu itibarla, limit gösterme şartı bulunmamakla birlikte, garanti sözleşmesinde hangi riskin garanti edildiğinin belli olması ya da garanti edilen riskin boyutlarının tereddüt yaratmayacak biçimde belirlenebilir nitelikte bulunması gerekir.
Hangi riskin garanti edildiği belirtilmeden doğmuş ve doğacak her türlü borcun garanti edildiğinden söz etmek, boyutları belli olmayan (belirsiz) bir edimin garantisi anlamına gelir ki, bu da garanti sözleşmesiyle bağdaşmaz.
Hal böyle olunca, garanti sözleşmesi düzenlendiği anda garanti edilen edimin sınırlarının açıkça belirlenmemiş olması ya da bunu belirlemeye yarayan koşul ve açıklamaların sözleşmede yer almamış bulunması halinde garanti edenin sorumluluğundan söz edilemez.
Somut olaya gelince; dava konusu kredi kartı üyelik sözleşmesinde yer alan garanti şerhi içeriğinden tarafların kefalet değil, garanti sözleşmesini amaçladıkları anlaşılmaktadır. Sözleşmede yer alan müşterek müteselsil borçlu ibareleri sözleşmenin amaçlanan niteliğini değiştirmez. Başka bir deyişle BK'nun 18/1. maddesi gereğince değerlendirildiğinde olayımızda aynı yasanın 141. maddesinde hükme bağlanmış olan müteselsil borçluluk esaslarının uygulanmayacağı da ortadadır.
Bu itibarla, mahkemece uyuşmazlığın garanti sözleşmesi hükümlerine göre değerlendirilmesinde isabetsizlik yoksa da, garanti verenin sorumlu alacağı borç miktarı yönünden yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde araştırma ve inceleme yapılarak varılacak sonuç dairesinde bir hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme sonucunda yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 26.01.2001 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY DÜŞÜNCESİ
Banka ile asıl borçlu arasında düzenlenen kredi kartı sözleşmesinin aynı zamanda davalı yönünden de garanti sözleşmesi niteliğinde olduğunda ve garanti sözleşmesinin tanımında çoğunluk görüşüne aynen katılıyorum.
Ancak, sayın çoğunluğun ...garanti sözleşmesinin yapıldığı tarihteki kredi koşulları dikkate alınmak suretiyle garanti veren davalıların sorumluluğunun belirlenmesi gerektiği... yolundaki gerekçesine katılmıyorum. Şöyle ki;
Taraflar arasındaki sözleşmede garanti edilen belirli risk kredi kartı ile yapılacak harcamalar ve çekilecek nakdi avanslardır. Garanti sözleşmelerinde garanti edilen risk sınırının önceden belirlenmesi de zorunlu şart değildir. Sözleşmede yer alan doğmuş ve doğacak borç sözcükleri kredi kartı ile yapılacak borcu kastetmektedir. Kaldı ki sözleşmenin 10 ve garanti maddesi limit aşımı halinde garanti verenin sorumlu olacağını hükme bağlamıştır. Garanti sözleşmelerinde riskin önceden sınırının parasal olarak belirlenmesinin gerekli olduğunu kabul etmek sözleşmenin kefalet olduğu sonucunu doğurur. Bu halde taraflar arasındaki kredi kartı sözleşmesinin bir garanti sözleşmesi olmayıp kefalet olduğunun kabulü gerekir. Oysa sözleşmenin garanti niteliğinde olduğunda ittifak vardır.
O halde, az yukarıda açıklanan nedenlerle kredi kartı kullanımından doğan tüm borçtan asıl borçlu ile garanti verenin sorumlu olduğunun kabulüne dair yerel mahkeme kararının ONANMASI gerektiği düşüncesindeyim. 26.01.2001 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy