(2004 S. K. m. 67) (818 S. K. m. 104, 110, 486) (YHGK. 04.07.2001 T. 2001/19-534 E. 2001/583 K.)
Dava: Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: 1- Yargıtay H.G.K.nun 04.07.2001 tarih 2001/534-583 sayılı ilamı ile benzer nitelikteki kredi sözleşmesini davalının kefil sıfatı ile imzaladığının belirlenmesi nedeniyle davacı bankanın aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Kefil, kefalet limiti ve kendi temerrüdünün hukuki sonuçlarından sorumludur.
O halde mahkemece, bankanın kayıt ve belgeleri üzerinde uzman bilirkişi aracılığıyla inceleme yaptırılıp, kredi süreci gözetilerek bu süreçte uygulanan faiz oranlarının dikkate alınması ve kefilin temerrüde düştüğü tarihteki banka alacağının ulaştığı miktar yönünden ayrıntılı rapor alınması, kefalet limitinin 500.000.000.-TL olduğu ve yukarıda açıklanan kural gözetilip takip tarihine kadar temerrüt faizi ve faizin BSMV'si hesaplanarak, takipten sonra BK.nun 104/son maddesi uyarınca asıl alacağa temerrüt faizi uygulanmasına olanak sağlayacak şekilde ve icradaki kabulde dikkate alınarak sonucuna uygun bir karar verilmek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmadığı gibi, banka alacağının likit (hesap edilebilir) nitelikte bulunduğu gözetilerek davacı banka yararına İİK.nun 67/2.maddesi uyarınca tazminata hükmolunması gerekirken bu yönden yanılgıya düşülmesi ve bankanın reddolunan alacağı yönünden takipte kötüniyetli olduğu kanıtlanmadan aleyhine tazminata karar verilmesi de kabul şekli itibariyle doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 sayılı bentte açıklanan nedenle diğer temyiz itirazlarının reddine, 2 nolu bentte açıklanan nedenle hükmün davacı banka yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 03.05.2002 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava konusu uyuşmazlığın çözümü, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin kefalet sözleşmesi mi? yoksa Garanti Sözleşmesi mi? olduğu noktasında toplanmaktadır.
Yerel mahkeme, bu ilişkiyi kefalet olarak nitelendirmiş, Dairemizin sayın çoğunluğu da, benzer nitelikteki bir uyuşmazlık sebebiyle oluşan Yargıtay HGK.nun 4.7.2001 tarih, 2001/534-583 sayılı ilamı doğrultusunda yerel mahkemenin bu yöndeki nitelendirmesini benimsemiştir.
Anılan HGK kararında yer alan karşı oy gerekçeleriyle sayın çoğunluk görüşüne katılamıyorum Esasen söz konusu HGK kararında benzer nitelikteki bir kredi sözleşmesinde taraflar arasındaki ilişki kefalet olarak kabul edilmiş ise de, her davanın konusu olan somut olay yönünden ayrı değerlendirilmesi gerektiği kanaatinde olduğumdan yukarıda değinilen HGK kararının, bu dava açısından bağlayıcılığı bulunmadığını düşünüyorum.
Bu kısa açıklamadan sonra somut olayın değerlendirilmesine gelince; taraflar arasındaki sözleşmenin kefalet değil, garanti sözleşmesi olduğunun kabulü gerekir.
Şöyle ki; Sözleşmenin bütünü incelendiğinde görüleceği gibi hiçbir yerinde kefalet ya da bunu çağrıştıracak kelime veya deyime yer verilmemiştir.
Garanti Şerhi başlıklı bölümde açıkça; kart hamili ve ortak kart hamillerinin doğmuş ve doğacak tüm borçlarının garanti edildiğinden söz edilmiştir. Ayrıca kartın kaybedilmesi, çalınması, şifrenin deşifre edilmesi hallerinde doğacak borçlar da dahil olmak üzere, bankaca ödenmesi istenecek meblağların herhangi bir limitle bağlı olmaksızın protesto çekmeye, hüküm almaya ve kart hamilinin rızasını almaya gerek olmaksızın ve borçlular ile banka arasında ortaya çıkacak herhangi bir uyuşmazlık ve bunun akibet ve kanuni neticeleri dikkate alınmaksızın bankanın ilk yazılı talebi üzerine kararlaştırılan temerrüt faizi ve diğer her türlü masrafla birlikte gayrikabili rücu olmak üzere ödeneceğinin garanti edildiği açıkça yazılmıştır.
Görüldüğü gibi, sözleşmedeki söz ve deyimler titizlikle seçilmiş olup tarafların gerçek iradelerinin kefalet değil, garanti olduğunu en ufak bir kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya koymaktadır.
Zira, davalı bağımsız bir borç üstlenmiştir. Kefaletteki fer'ilik unsuru olayımızda mevcut değildir. Çünkü tekeffül edilen borç, asıl borçlunun ödemesi haline bağlanmamış, banka talep ettiği anda ödeneceği kararlaştırılmıştır. Bu hal bağımsız bir borç üstlenildiğinin açık göstergesidir.
Öte yandan, kefaleti aşan bir yükümlülük söz konusudur. Bankanın hiçbir şekilde zarara uğramayacağı garanti edilmiştir. Kartın çalınması, kaybedilmesi, şifrenin deşifre edilmesi hallerinde doğacak borçların da garanti edilmiş olması bunu göstermektedir. Kefalette sadece borçlunun borcu ödememesi halinde borcun tekeffül edilmesi hali mevcuttur. Olayımızda ise borcun ödenmemesi dışında kalan birtakım olaylar sonucunda oluşabilecek zararlar da garanti altına alınmıştır. Böylece, somut olayda, kefaletteki şahsa bağlılık ilkesinden de söz etmek mümkün değildir. Netice esas alınmıştır. Bu da kefaletin değil, garanti sözleşmesinin amaçlandığını göstermektedir.
Sözleşmede banka ile borçlular arasındaki uyuşmazlık ve bunun akibet ve kanuni neticeleri dikkate alınmaksızın bankanın ilk yazılı talebi üzerine borcun ödeneceği kararlaştırılmıştır. Bilindiği gibi adi kefalette asıl borçluya gidilmeden ve onun hakkındaki takip semeresiz kalmadan kefile başvurulması mümkün değildir (BK.486). sözleşmede müteselsil ibaresi olmadığına göre kefalet olarak yorumlandığında ancak adi kefalet biçiminde düşünülebilir ki, bu halde anılan sözlerin sözleşmede yer almaması gerekirdi.
Tüm bu nedenlerle, dava konusu sözleşmenin kefalet olarak yorumlanmasının mümkün olmadığı, tarafların gerçek iradelerinin garanti sözleşmesi yönünde belirmiş ve birleşmiş bulunduğu açıkça anlaşılmaktadır.
Bu durumda uyuşmazlığın BK.110. maddesi gereğince garanti sözleşmesi hükümleri çerçevesinde çözümlenmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucu kefalet hükümlerine göre sonuca gidilmesi doğru olmayıp hükmün bu nedenlerle bozulması gerektiği kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma nedeni ile ilgili görüşüne katılamıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy