(2004 S. K. m. 72) (818 S. K. m. 484)
Dava: Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vek. Av. E. Erçin gelmiş diğer taraftan kimse gelmemiş olduğundan onun yokluğunda duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı, davalı banka ile dava dışı A. Talik arasında düzenlenen kredi kartı sözleşmesini kefil olarak imzaladığını iddia etmiştir. Her ne kadar sözleşmede garanti eden sıfatıyla imzası bulunmakta ise de, davalı banka 20.10.1999 tarihli ihtarnamede davacının müteselsil kefil olduğunu belirttiğinden tarafların iradelerinin müteselsil kefalet yönünde belirmiş ve birleşmiş olduğunun kabulü gerekir. O halde uyuşmazlık kefalet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Bilindiği gibi, kefalet sözleşmesinin geçerliliği, yazılı olması ve kefalet limitinin belirlenmesi koşuluna bağlıdır. Ancak, kefalet limiti açıkça gösterilmemiş olsa bile 12.4.1944 tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı uyarınca, sözleşme içeriğinden sorumluluk limiti belirlenebiliyorsa, bu takdirde sözleşme yine geçerli olacaktır. Kefilin sorumluluğu ise kefalet limiti ve kendi temerrüdünün hukuki sonuçları ile sınırlıdır. Davacı, davalı bankanın takibe koyduğu sözleşme örneği ile aslına uygunluğu tasdik edilerek kendisine verilen sözleşme örneği arasında farklılıklar bulunduğunu iddia etmiş ise de, kendisindeki sözleşme örneğinin sadece 2.sahifesini dosyaya sunmuştur. Burada kefalet limiti yazılı değildir. Ne var ki, davalı tarafça sunulan sözleşme metninin tümü incelendiğinde 1. maddede kredi limitinin 2.500.000.000.-TL olarak belirlenmiş olduğu açıkça görülmektedir. O halde, anılan Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı gözetildiğinde somut olayda kefilin sorumluluğunun bu miktar ve kendi temerrüdünün hukuki sonuçlarından ibaret olduğu kuşkusuzdur. Mahkemece bu yönler üzerinde yeterince durulmaksızın davacının sözleşmedeki sıfatının yorumlanmasında yanılgıya düşülerek yetersiz bilirkişi raporuna göre yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 08.10.2001 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy