(1086 S. K. m. 72, 290, 293)
Dava: Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalılar vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vek. Av. Şükrü Kırdemir ile davalılar vek. Av. Meltem Uygur'un gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin kardeşi Mehmet S.'ın mirasçıları olan davalıların, 1.4.1996 tanzim, 10.6.1996 ödeme tarihli 220.000.DM miktarlı bonoya dayanarak müvekkili aleyhine İzmir 13.İcra Müdürlüğünün 1998/11000 Esas Sayılı dosyası üzerinden icra takibine geçtiklerini, anılan senedin boş olarak imzalanıp dava dışı Ahmet K.'a verildiğini, o kişiden de müvekkili adına davalıların murisi Mehmet S. tarafından geri alındığı halde, müvekkiline iade edilmediğini, murislerinin ölümünden sonra senedi eline geçiren davalıların boş kısımlarını doldurup haksız olarak takibe geçtiklerini, esasen müvekkili ile davalıların murisi arasında söz konusu senedin düzenlenmesi yönünden herhangi bir hukuki ilişkide bulunmadığını ileri sürerek müvekkilinin dava konusu senetten dolayı borçlu bulunmadığının tespitine ve %40 kötü niyet tazminatının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, iddianın yazılı delille ispatı gerektiğini savunarak usulen kanıtlanamayan davanın reddini istemiştir.
Mahkemece davanın kabulüne, hükmedilen miktarın %40'ı oranındaki tazminatın davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmiş, hüküm davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı def'i olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler.... tanıkla ispat olunamaz (HUMK. md.290). Bu hüküm karşısında olayda HUMK. nun 293/1.maddesinin uygulanamayacağı açıktır.
Dava konusu senedin davacı tarafından imzalanmış olduğu tartışmasızdır. Boş olarak verildiği ve sonradan anlaşmaya aykırı şekilde doldurulduğu iddiası ise yazılı delille kanıtlanamamıştır. Davacı taraf yemin teklif hakkını kullanmayacağını da açıkça bildirdiğine göre usulen kanıtlanamayan davanın reddi gerekirken, yazılı gerekçelerle kabulüne karar verilmesi isabetsiz olduğu gibi, davalıların murislerinden kalan bonoyu icra takibine koymalarında kötü niyetli oldukları söylenemeyeceğinden kötü niyet tazminatına hükmedilmiş olması da kabul şekli itibariyle isabetli görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davalılar yararına takdir edilen, 97.500.000.TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak, davalılara ödenmesine, 28.1.2002 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY AÇIKLAMASI
Davacının ileri sürdüğü olgu, (davalıların miras bırakanı) kardeşinin üçüncü kişiye verdiği parayla ödeme yaparak ondaki senedi alarak getirmesi yolundaki talimatına (vekalet görevine) aykırı davranmış olmasıdır. Gene ileri sürülüşe göre tam doldurulmamış senet, üçüncü kişiden alınmış ve fakat davacı hataya düşürülerek ya da hile kullanılarak senedin tesliminden kaçınılmış ve kardeşin vekalet görevi dışında aralarında sanki bir başka ilişki varmış gibi senet onu (vekili) alacaklı gösterecek gibi doldurulmuştur.
Ortada davalı tarafın alacaklı olduğunu gösteren bir senet vardır. Böyle bir durumda kural, ona karşı olan iddia için tanık dinlenememesidir. Ancak, o senedi kuvvetten düşürecek olan iddianın hata ve hileye dayanması ve onların varlığını gösterecek ciddi belirtiler (emare) bulunması durumunda istisnaen tanık dinlenebilir.
Somut olayda, davacı ile davalıların miras bırakanı kardeştir. Senedin vadesiyle takibi arasındaki zaman aralığı dikkat çekecek kadar geniştir. Miras bırakanın gelir düzeyi bellidir. Tüm bunların üstüne kardeşler arasındaki adi ortaklık davasının içeriği de eklenince hata ve hile bulunduğuna ilişkin belirtiler yadsınamaz boyutta açığa ve ortaya çıkmış olmaktadır. Şu durum karşısında istisna gerçekleştiğinden tanık dinlenmesine geçilmesinde yanılgı yoktur. Dinlenen tanıklar ise iddiayı hiçbir kuşku ve duraksanmaya yer vermeyecek biçimde doğrulamışlardır.
Bu nedenlerle yerel mahkeme kararının esasına yönelik bölümünün onanması gerektiği görüş ve kanaatindeyiz. 28.1.2002(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy